|
İspanya'da 9 Mart tarihinde yapılan seçimler Sosyalist İşçi Partisi(PSOE)'nin galibiyeti ile sonuçlandı. Partinin genel başkanı Jose Luis Rodriguez Zapatero, bir önceki seçim tarihi olan 2004 yılından bu güne kadar Başbakanlık görevini yürütüyor. Zaparo, İspanya’nın en kritik politik sorunu olan BASK bölgesindeki çatışmaların durdurulması ve ETA ile silahların bırakılması görüşmelerine devam edeceğini seçim boyunca vurguladı. İspanya halkı, kronik bir sorun haline gelen BASK sorunun çözümünden yana tutum alarak Sosyalist Parti’ye yeniden güven verdi. Sahip olduğu özerk yönetim biçimi, sistemin kirli politikalarına karşı başkaldırmış örgütlü karşıt mücadelesi ve dini kurumları ile yaşanan mevcut sıkıntıları nedeniyle İspanya, Türkiye'de sıkça adından söz ettiriyor. Çünkü Türkiye'de yaşanmakta olan şovenizm ve buna paralel demokratik açılımların yolunun kesilmesi sonucu bir çözüm olarak bir diğer ülkedeki gelişmeler örnek olgusunu taşıyabiliyor. Bu düşünceyi devletler politikaları ile yan yana koyduğumuz da bir nevi 'meşrulaştırma denklemi' olarak ta değerlendirebiliriz. Veya diğerine göre daha da 'insaflılık' biçimlemesi.
İspanya'da gerçekleşen seçimler ve politikalar Türkiye için bir tecrübe teşkil ediyor. Örneğin Türkiye'de ekonominin, demokrasinin, kısacası yaşamın kilit noktasını oluşturan Kürt meselesinin, çoğulcu yönetimin bir farklı versiyonu İspanya'da da aynı sınavı veriyor. Ve şu anda 17 özerk bölgeden oluşmasına rağmen halen koşulların iyileştirilmesi görüşülüyor. Bazı İspanyol sağ grupları ve askeri kesimlerince 'parçalanmak' olarak nitelendirilen bu çalışmaların reel yaşama etkisi gözler önünde. Ayrıca bu söylemleri ile İspanyol siyasetinde faşizm politikalarının mimarisi olan Franco yönetimi gibi aynı misyonu üstlenen kesimlere itibar edilmiyor. Örneğin bir dönem özerklik durumunda 'ordunun buna müdahale edeceğini' söyleyen komutan incelemeye alınmıştır ve daha sonra da görevinden uzaklaştırılmıştır. Bu nokta da Türk siyaseti ile eş tutarsak Franco zamanındaki şoven politikacıların halen rağbet gördüğünü fark ederiz. Yani ne hikmetse Türkiye'de 'Franco'lar bitmez.' Hele ki bu tür söylem için bir komutanın görev alındığını gözlerimizle görsek inanmayız.
Başbakan Zapatero ve Tayyip Erdoğan'ın, Ekim 2004'te aldıkları ortak karar ile 'Medeniyetler İttifakı' çalışmalarına girişmişlerdi. Bunun da bir destekleyici unsur olması ile birlikte iki başbakan arasında ki yakın 'ilişki' gelişti. Bu birlikteliğin İspanya'ya değil Türkiye'ye yönlendirici bir etkisi olacağı kesin. Çünkü buna en müsait olan tarafta zaten ortada. Karşılıklı bir gözlemleme olduğu anlaşılıyor. İspanya ne zamanki ETA ile görüşme girişiminde bulunsa, masaya oturmaktan bahsetse Türkiye'de medya ve bürokrasi alanlarında 'Türkiye PKK ile masaya oturmamalı!' biçiminde konuşmalar gelişiyor. Olumsuz etki yaratan durum ise Türk tarafınca sadece baskıcı düşüncelerin kabul görmesi. Zapatero, ETA’nın İspanya’nın politik bir gerçeğini olduğunu kavramış durumda ve çözüm için arayışlara yönelmiş bulunuyor. Türkiye ise halen inkâr ve yok etme üzerine politika yapıyor ve bu nedenle çıkmazı derinleşiyor. İspanya’nın çözüme yaklaşması halkların geleceği için bir güvence olurken, Türkiye’nin çözümsüzlüğü halkların geleceğinin kararması olacaktır. Galiba İspanya kendi iç evrimini yaşandıkça Türkiye'de ve Kürdistan'da bunun yansımasını göreceğiz. Önce bu ülkeler uygulanması tereddütlü olan bazı düşünceleri pratikleştirecekler, 'yıkılmazlar' ise diğerleri arkalarından gelecekler. Bu çerçevede seçim sonucunun hem İspanya hükümetinin mevcut gerçeği aşmak için bir bakıma ‘zorunlu’ demokratik açılımların, uzun vadede Türkiye’de bir etkide bulunacağı kesin. PKK'nin sunduğu çözüm önerileri eskiden olduğu gibi yine dikkate alınmayarak ETA ve İRA çerçevesinde bir alternatif aranacak gibi görünüyor. İspanyol Başbakan'ın politikaları dolayısıyla geniş bir alanı ilgilendirecektir.
|