Biz küçükken okullarda devlet dersi verdiklerinde, devlet denince gözümüzün önüne Süleyman Demirel gelirdi. Demirel’i görünce veya ismini duyunca “işte devlet bu” derdik. Oysa Demirel konuşmaya başlayınca halk “devlet ve hükümet” diyerek konuşurdu ve bu sözleri duyunca şaşırırdık. Öyle ya bize öğretildiğine göre devlet ve hükümetin birbirine çok uygun olmaması gerekirdi. Çok sonra analdık ki, Demirel’e göre devlet, ordu demekmiş! Dolayısıyla hükümetten uzaklığı varmış.
Devri ANAP’tan itibaren benim bu anlayışımda bir değişiklik oldu. Yani Demirel’in yerini bilinen Cemil Çiçek aldı. Cemil Çiçek’i TV ekranlarında ne zaman görsem aklıma hep devlet geldi. Bu durum halen de böyledir. Cemil Çiçek’i her gördüğümde “herhalde devlet bu olmalı” derim kendi kendime. Cemil Çiçek’in bu gibi devlet görüşüne en son gelen Celal Talabani uçağa binerken, TV ekranlarında izledik. Öyle bir duruştu ki, Celal Talabani’ye sahte gülümsemesi yüzünde donup bitti. Cemil Çiçek derin bir kin ve öfke ile baktığı Celal Talabani’den kurtulmak isterken, imdadına Yunanistan’ın bayan Dışişleri bakanı yetişti. Havaalanına esas gidiş nedeni o olmasına rağmen Celal Talabani’nin uçağa nasıl bindiğine bile bakmayan Cemil Çiçek, Yunanistan’ın bayan bakanının ardından uzun uzun el sallamaktan kendini alamadı.
Cemil Çiçek’in Celal Talabani’ye gösterdiği bu tutumu, Talabani’nin Kürt olmasından kaynaklandığından hiç kimse kuşku duymasın. Dolayısıyla tavır Talabani’ye değil esas olarak Kürt toplumunadır ve bu tavra sahip birey olarak Cemil Çiçek de, onun şahsında Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Şimdi bu durumu nasıl algılamalı ve yorumlamalı? TC devleti hakkında her türlü kötü şey yakıştırdığı Yunanistan’ı el sallayarak karşılarken “vatandaş” “kardeşim” dediği Kürt toplumuna neden bu kadar kırgın ve küskün? Kürtler bu devlete Türkiye toplumuna hangi kötülüğü yaptılar? Yıllarca hiçbir kardeşin yerine getirmediği tutum içinde olup, destek vermediler mi? Her türlü hakaret ve katliama rağmen kardeşlik ve birlikte ısrar etmediler mi? Bu tutumlara rağmen devletin gösterdiği bu kadar düşmanca tutum niye?
Belli ki Kürtler devlete kırgın, devlet de Kürtlere kırgın! Kürtlerin devlete kırgınlığının nedenleri açık ve anlaşılırdır. Hiçbir halka Kürtlere uygulanan baskı ve hakaret uygulanmamıştır. Bu kadar küçümseme, hor görme ve aşağılamaları hiçbir toplum kaldıramaz. Kürt toplumu onurlu ve başı dik olması hiçbir kimseyi ve hiçbir devleti küçültmez. Buna karşılık devletin Kürt toplumuna kırgınlığı anlamlı ve anlaşılır değildir. Tutturulmuş bir “terörizm ve bölücülük” suçlaması, her türlü özgürlük ve demokrasi talebi burada vurulmaya çalışılıyor. Kürtler kimlik, anadil eğitimi, kültürel gelişim ve örgütlenme hakkı mı istiyor. Hemen “terör ve bölücülük” denerek baskı ve şiddet dayatılıyor. Devlet Kürtlere yaptığını hiç kimseye anlatamaz ve kabul ettiremez. Bu nedenle “bizi anlamıyorlar” diyerek yakınmaları boşunadır. Sorunu iyi anlasınlar? Kürtler üzerinde uyguladığı kirli dil ve kültür yasağını mı? Anadile ders, örgütlenme ve siyaset yasağını mı? Başkalarına “terörist” diyerek suçlarken uyguladığı katliam düzeyindeki şiddeti mi? Her türlü onur kırıcı, aşağılayıcı, hakaret içeren söz ve davranışını mı? “Neden daha fazla öldürmedik” diye kendi aranızda yürüttüğünüz tartışma ve yarışmayı mı? Her gün yüzlercesi kullanılan, topların üzerinde yazılan “daha bitmedi devamı gelecek” sözlerini mi? En üst yönetimin “ders vereceğiz” diyerek her gün yürüttüğü tehdidi mi? Kürtlere karşı, hiç gizlemeye bile gerek duymadan, dünyadaki herkesle oluşturduğun askeri ittifakları mı?
Demek ki, bunlar daha da uzatılabilir. TC devletinin Kürtler üzerindeki uygulamaları haksız ve despotiktir. Özgürlük ve demokrasi ilkeleriyle asla bağdaşmamaktadır. AKP yönetimi ise bu politik duruşu daha da içinden çıkılmaz hale getirmiştir. Devlet iktidarını elde edebilmek için her türlü şiddet ve savaşa “evet” demiştir. ABD, İngiltere, İsrail ve İran’ın desteğini alabilmek için her türlü bağımlılığı kabul etmiştir. Tüm bunlar Kürt halkının ve gerillanın direnişini kırmaya yetmeyince içte ve dışta başkalarını suçlayarak kendini kurtarma çabası içine girmiştir.
Zap operasyonuna karşı gerillanın gösterdiği direnişle Kürt halkının şubat ve mart aylarında geliştirdiği demokratik serhildan, gerçekleri tüm çıplaklığıyla açığa çıkarmıştır. 2008 baharı Kürtler açısından bir başka bahar olmaktadır. Belki de ilk kez şubat ortasında bir sınırötesi operasyon yapılmış, sonuçları operasyonu yapanlar açısından iyi olmamıştır. Açıkça görülmüştür ki, şiddet ve tehditle Kürt toplumu ezilemez, geriletilemez, özgürlük ve demokrasiden vazgeçirilemez. Bunda ısrar, en fazla ve herkesten çok Türkiye’ye zarar vermektedir. O halde, zararın neresinden dönülürse kardır misali, TC devleti inkar ve imha politikasından, yani Cemil Çiçek duruşundan vazgeçmelidir. Devleti yönetenlere aklı selim hakim olmalı, toplum ise derin sorgulama temelinde demokratik-siyasal gücünü geliştirmelidir. Kürde düşman olmak özünde Türk’e düşmanlıktır. Bu düşmanca tutum ve davranıştan, artık vazgeçilmeli, demokratik birlik ve kardeşlik tutumu esas alınmalıdır.
Kürt toplumu, yürüttüğü cesur ve fedakar mücadeleyle kendini yarattığı gibi Türkiye’nin demokratikleşmesinde de büyük bir destek sunmuştur. Ebette bu büyük çaba ile kan ve gözyaşı ile yaratılmıştır. Artık uluslararası komplonun onuncu yılında komploya “Êdî Bes e!” denilmiştir. İmralı sistemiyle birlikte yaşanmak istenmediği, Önder Abdullah Öcalan’ın tedavisi ve yerinin değiştirilmesi ortaya konulmuştur.
Kürt halkının 2006 şubatından bu yana geliştirdiği mücadele komploya karşı yeni bir süreci ifade etmektedir. Kürt halkı kendi külleri üzerinde adeta özgürlüğü yaratmaktadır. 2008 baharı bu konuda final dönemine girecek bir özgürlük atılımına sahne olmaktadır. 15 Şubat komplosu her yıldan daha güçlü bir biçimde lanetlenmiştir. Zap direnişi herkesi yeniden durum değerlendirmesi yapmaya yöneltmiştir. 10 günü aşkın süre devam eden 8 Mart kutlamaları Kürt kadınının geliştirdiği özgürlük devrimini herkese göstermiştir.
Şimdi sıra Newroz’dadır. 2008 Newroz’u bütün zamanların en büyük ve özgürlükçü Newroz’u olacağa benzemektedir. Başta Amed olmak üzere her alanda Kürt toplumu gerçek tutumunu birkez daha ortaya koyacaktır. Direniş içinde özgürlüğü yarattığını herkese gösterecektir. Ozanın dediği gibi, özgürlük temelinde canlanabilmek için “diren ha Diyarbekir diren!”
|
|