Yüksekova’dan dünyaya yayılan görüntüler, kelimenin tam anlamıyla gören herkesin kanını donduracak türdendi. Gerçi boyalı basın ya olayı görmezden geliyor, ya da “teröristlerin provokasyonlarından” söz ederek gerçeği çarpıtmaya çalışıyordu. Ancak tüm bunlara rağmen karanlığı aralayarak gerçeği dünyaya yansıtan yürekli-yurtsever basın mensupları da görev başındaydı.
Van’dan sonra Yüksekova’da da henüz bıyığı yeni terlemiş olan bir Kürt genci faşist polis sürüsünün açtığı ateş sonucu katledilmişti. Ancak tüyler ürperten olay bu değildi. Zira bu tür olaylar Kürt coğrafyasında artık kanıksanır hale gelmişti.
Görenin kanını donduran olay, sokak ortasında bir Kürt gencinin kameralara poz verilerek polis tarafından kolunun kırılmasıydı. Sonradan adı “Cüneyt” olarak açıklanan bu genç, en fazla on beşinde gösteriyordu. Muhtemel “suçu” Newroz Bayramı’nı kutlamasıydı. Bir ihtimal bayram kutlayan halka saldıran polislere eliyle taş atmıştı. Tüm bunları da özgürlük ve demokrasi için yapıyordu. Bunun karşılığı olarak da polisten gördüğü reva, sağ kolunun geriye bükülerek kırılması oluyordu. Cüneyt’in kolunu efelenerek kıran polis, besbelli ki bir profesyoneldi. Yıllardır halka ve gençlere bu şekilde sadistçe uygulamalar için ideolojik ve askeri olarak eğitilmişti. İki polis yardımıyla bu insanlık suçunu işlerken oldukça soğuk kanlı gözüküyordu. Buna karşın kolu kırılan genç Cüneyt’in yaşadığı büyük acı yüzünden ve gözlerinden okunuyordu.
Van’da Newroz’u kutlayan bir kişiyi katlettikten sonra, ikinci bir kişiyi de Yüksekova’da katletmek! Van’da Newroz’u kutlayan Kürt kadınlarını ayaklar altında çiğneyerek, coplarla dövdükten sonra Yüksekova’da Kürt genci Cüneyt’in kolunu sokak ortasında kırmak!.. Neden ve hangi amaçla yapılıyor bunlar? Sadece bu olaylar bile yapılanın münferit olmadığını tersine planlı ve örgütlü bir biçimde yapıldığını anlamaya yetiyor. Kaldı ki olaylar bunlarla sınırlı değil. Her gün ülkenin dört bir yanında benzer olaylar yaşanıyor. Halk üzerinde açık ve şiddetli bir devlet terörü uygulanıyor. Halk üzerindeki egemenlik ve sömürü, polis baskısı ve terörü temelinde yürütülüyor. Polisin tamamen halk düşmanı ve sadist bir ruhla eğitildiği anlaşılıyor. Türkiye’nin dört bir yanında hak ve demokrasi isteyen halka karşı polisin yaptıklarını ve saldırı tarzını gören herkes, bu hükme rahatlıkla ulaşır.
Kuşkusuz polisin ve tüm kolluk kuvvetlerinin Kürtlere, Kürt kadın ve gençlerine karşı faşist saldırıları daha yaygın ve düşmancadır. Deyim yerindeyse insanların kanını içercedir. Daha da ötesi bu gerçeği dışarıya yansıtmaktan çekinilmemektedir. Dolayısıyla Kürt kadın ve gençlerine yapılan saldırılar, esas olarak Kürt halkına ve onun özgürlük iradesine yapılmaktadır. Van’da kadınlar çiğnenirken, gerçekte Kürt halkının iradesi çiğnenmek istenmektedir. Yüksekova’da Cüneyt’in kolu şahsında, esas olarak Kürt halkının özgür iradesi kırılmaya çalışılmaktadır. AKP hükümetinin Siirt, Van, Hakkari, Yüksekova gibi bazı alanlarda estirdiği devlet terörü esas olarak Kürt toplumunu pasifize etmeye yöneliktir. Kürt halkına karşı tam bir sindirme ve pasifikasyon politikası uygulanmaktadır.
Halk içinde “Kol kırılır yen içinde kalır” diye bir söz vardır. Yani yapılan kötülükler kaybolmaz, yok olmaz anlamına gelmektedir. Olup bitenlerin bir gün mutlaka hatırlanacağını ifade etmektedir. Dolayısıyla genç Cüneyt’in sokak ortasında kırılan kolunu ve Cüneyt’in acıyla dolu yüzünü onu gören Kürt insanının ömrü boyunca unutması mümkün değildir. Kürt gençlerine ve kadınlarına yönelik devlet terörünü, insanlık dışı, hakaret ve zulmü Kürt halkı hiçbir zaman unutmayacaktır.
Bu zulmü yapanlarda herhalde böyle gözdağı vererek Kürtlerin bunları unutmamasını ve teslim olmasını istemektedir. Bunu psikolojik savaşın bir yöntemi olarak uygulamaktadır. Halk üzerinde dehşet saçarak direnme iradesi yok edilmeye çalışılmaktadır. Oysa tüm bunlar boş ve sonuç vermeyecek yöntemlerdir. Bu tür yöntemler direniş mücadelesi içinde olmayan halkları sindirmede rol oynayabilir. Ancak direnme örgütlerine sahip olan ve direnme mücadelesi yürüten toplumlarda bu tür yöntemlerle aynı rolü oynamak bir yana, direniş örgütlerinin büyümesine yol açar. Kürtler şimdi bu konumu yaşamaktadır. PKK’den önce bu tür zulüm uygulamaları halkı korkutuyordu, şimdi ise kin, öfke ve tepkiyi büyütüyor. Cesaret ve fedakarlığı artırıyor, insanları daha çok mücadeleye sevk ediyor. Van ve Yüksekova’daki olaylarının Kürt birey ve toplum üzerindeki etkisi budur. Bu durum karşısında kendine hakaret edildiğini hissederek daha çok intikam duygusuyla dolacak ve daha aktif mücadele edecektir. Cüneyt’in intikamını almayı kendine yaşam borcu bilecektir.
Demek ki polisin yaptığı faşist saldırganlık tehlikelidir. Kin ve öfkeyi artırmakta, halkların birlikte yaşam olanaklarını yok etmektedir. Bunun sorumlusu da kuşkusuz AKP hükümetidir. AKP hükümeti devleti dışta göbekten emperyalizme bağladığı gibi, içte de bölüp-parçalamakta ve çatışma içine sokmaktadır. İzlediği politikalar Türkiye’yi ciddi tehlikeler içine sürüklemektedir. Genç Cüneyt’in kırılan kolu, tüm Kürt toplumunun kırılan kalbi olmuştur. Böyle giderse bu kırık kalpleri onarmak zor olacaktır.
|
|