|
AYRIMCILIĞIN OLMADIĞI BİR TÜRKİYE” İSTİYORMUŞ
“Ayrımcılığın olmadığı bir Türkiye istiyorum” diyor sözde Türkiye’nin
başbakanı. Tuhaf değil mi?
Daha
dün İsveç’te “tek devlet, tek bayrak, tek millet” söyleyen sanki benmişim gibi
çok rahat Malatya’da bu sefer ayrımcılığın olmadığı bir Türkiye istiyormuş.
Tuhaf dedik. Adam hızını alamıyor ve ekliyor “benim Kürt vatandaşıma azınlık
derseniz sizi tekme tokat dışarı atar” diyor. Ve doğru söylüyor biz azınlık
değiliz. Biz bir ulusuz ancak sizin anladığınız tarzda bir ulus değil.
Demokratik ulusçuyuz.
Sayın
başbakan Kürtler sizin vatandaşınız değil, öncelikle bu sözler için Kürtler sizi
tekme tokat dışarı atarlar.
Sayın
başbakan, Kürtler tek bir bayrağı kabul etmiyor, kendi renklerine öncelik
veriyor, bunlarda sarı, kırmız, yeşildir. Ve sonrasında Türk bayrağına
demokratik hoşgörü kültüründen dolayı saygı gösteriyor. İşte bu sizin tek bayrak
laflarınızdan dolayı Kürtler sizi tekme tokat dışarı atarlar.
Sayın
başbakan, Kürtler kendilerini bir millet bir ulus olarak görüyorlar. İşte bunun
içinde sizin tek millet söyleminizden dolayı Kürtler sizi tekme tokat dışarı
atarlar.
Sayın
başbakan, Kürtler sizin devletiniz değil, onlar kendi haklarını istiyorlar. Daha
doğrusu demokratik özerklik istiyorlar. İşte bunun için de sizin tek devlet
söyleminize karşılıkta sizi Kürtler tekme tokat dışarı atarlar.
Adam
bu söyledikleriyle zaten doludizgin suç unsuru içeren söylemler kullanıyor ama
hiç bunun havasında değil. Nasıl olsa Kasımpaşalı Ringo'dur. İstediğini asar,
istediğin keser. Dediğim dedik, çaldığım düdüktür diyor ve borazanını öttürdükçe
öttürüyor. Birde bakmışız PKK’liler etnik milliyetçilik yapıyorlar diye laf
salatası söylemler tutturuyor.
Şimdi
adama sormazlar mı kim etnik milliyetçilik yapıyor diye! Herhalde sorarlar. Sen
Kürt sorunu için “düşünmezsen o sorun yoktur” diyorsun, sonra gaza gelerek “tek
devlet, tek millet, tek bayrak, tek ulus, tek tek tek…” diyerek tam da faşizan
zihniyet olan bir tek tipliliği savunuyorsun sonra da biz etnik milliyetçi sen
ve senin şürekân ise demokratik ve halkları savunan.
Oldu
mu bu şimdi? Kürtlerin deyimiyle” Ma ayıp değil mi?”
Yavuz
hırsız misali hem kendin etnik milliyetçilik yap, yani Türkçülüğü İslami renge
büründürerek yap sonra da kalk bizi de suçla. Git uluslar arası arenalarda
“asimilasyon insanlık suçudur de” ancak sen ve senin gibi bu devletçi, kafatasçı
ve çorbacı zihniyetçiler olarak Kürtlerin ağız telaffuzundan kaynaklı
kullandıkları “W,Q, E, İ” harflerini yasakla, ancak tarihi bir cilve olmalıdır
ki İngilizlerin W yani duble yousunu İstanbul’a girişte, Ankara’ya girişte ve
belki de senin Rize’nin girişinde “Welcome to…” cümlesi içerisinde kullan. Ma bu
da ayıp değil mi? Dahası, Kürtçe konuşmalardan dolayı bir sürü ceza yağdır hatta
en son “Edi Bese” sözcüğünü yasakla ve biz de bunu İspanyolca Ya Basta ya da
İngilizce enough enough diye kullanalım. Ma bu da ayıp değil mi? Hani
“asimilasyon insanlık suçuydu”? Dahası var bizim kendi Newrozumuzu kutlamamıza
izin verme ve sadistliği aşan polislerce saldır, ne kadar psikopat adam varsa
Kürdistan’a Newrozları sabote etmek için özel gönder ve sen demokrat ol bizde
etnik milliyetçi.
Sayın bizim olmayan başbakan siz düpedüz bir
yalancısınız. Düpedüz bir bukalemunsunuz. Düpedüz halkımızın deyimiyle bir
münafıksınız. Düpedüz bir sahtekârsınız. Düpedüz bir dolandırıcısınız. Düpedüz
bir zübüksünüz. Düpedüz vakitli vakitsiz: Rasgele bir
zamanda, gelişigüzel, uygun bir zamanı gözetmeden laf ebeliği yapan bir
demagogsunuz. Vıcık vıcık öten bir
papağansınız. En güzel söylemlerin içini boşaltarak kutsal söylemleri yazboz
tahtasına çevirensiniz. Özcesi resmen bir palavracısınız ve bir tokatçısınız.

Halkların
kardeşliğin isteyen biz, halkların barışını isteyen biz, demokratik değerlerin
herkese uygulanmasını isteyen biz, barışı isteyen biz, üniter yapı içerisinde
kalarak Kürt sorununu çözümünü isteyen biz, silahların siyasal kültürel anayasal
garantisi temelinde bırakacağını söyleyen yine biz, en makul istemlerde
halkların selameti için uzlaşmayı isteyen biz, diyalog çağrısında bulunan yine
biz ve en önemlisi demokratik değerlerin yükselmesi için en geri en yobaz kan
bağlarına dayalı siyaseti hem çürüten hem de böylesine ranta dayalı siyaset ve
kültürün ortadan kalkması için mücadele eden yine biz olurken biz nereden etnik
milliyetçi oluyoruz da sen ve Halkların Sağlığına Zararlı AKP cemaat, aile ve
tarikatlara dayalı siyasetiyle demokratik oluyor? Neredeyse yok devenin başı
diyeceğiz!
Ma yine ayıp değil mi bu söylediklerin?
En son olarak Başkan Apo “Tekrar ediyorum, daha öncede
defalarca belirttim, çözümün olması halinde tabiî ki silahlar bırakılır.
Hükümetin olumlu bir çağrı yapması lazım, ciddi bir çağrı yapması lazım.
Hükümet'in bir adım atması lazım ardından Anayasal güvence gelir. Bizim
istediğimiz Kürt-Türk ilişkilerine özgürlüğü katmaktır, Anayasanın içine
özgürlüğü yerleştirmektir.” derken sen yine taklitçi ve takkiyeci bir demagog
olarak ayrımcılığın olmadığı bir Türkiye istediğini
söylüyorsun. Peki, bu kadar ilkesizlik ve omurgasız yaklaşım ve davranış
karşısında bir nasıl halk olarak inanacağız. Eğer bu kez ki-parti kapatma
davasıyla kuyruğuna epey basılmışken-önderliğimizin söylediklerini ve
çağrılarına kulak verip anayasal güvence altına alınması gerekenleri alırsan o
zaman hep kuyruğuna basanlardan kurtaracaksın hem de Kürtleri kendi vatandaşın
olarak göre bileceksin. Aksi taktirde Kürtler seni çok feci bir şekilde
tokatlayarak Kürdistan da kapı dışarı ederler.
Ya devlet başa, ya kuzgun leşe!
Ya bu deveyi gütmeli, ya bu diyardan gitmeli!
Karar senin ve senin gibi düşünenlerin! |