1982 Anayasası askerlik için 'her Türk'ün hakkı ve ödevi diyor. Diyanet İşleri B aşkanlığı yetkilileri 'Peygamber ocağı', kimi vatandaş 'erkekliğin ilk adımı' kimisi de 'evlenme nedeni' olarak görüyor. Devlet'in tüm kurumları, halkın önemli bir kısmını çeşitli provakasyonlar aracılığıyla militarist bir çizgiye çekmek istiyor. Toplumu politik olarak yönlendirmek için özellikle manevi duygulara d hitap ediyorlar. Toplumun en hassas noktalarını çok iyi Türk egemen siyasal güçleri, bu politikayı maalesef gayet başarıyla gerçekleştirdiler.
Toplumun inandırılması o kadar etkili olmuş ki, Genelkurmay başkanlığının kapısına gidip 'tuvaletlerinizi temizleyeyim' ya da 'Bir oğlum yetmez diğer çocuklarımda feda olsun' diyen asker anaları var. 'Oğlum askerliğinin bitimine iki hafta kala öldü. O kalan süre için beni alın. Oğlum borçlu gitmesin' diyen asker babaları var. Cumhuriyet'in kuruluşundan günümüze kadar 'eğitim-öğretim' kurumları da dahil olmak üzere hayatın birçok alanında 'savaşlar', 'işgaller', diğer devletleri 'düşman' olarak algılayan argümanlarla beyinler sürekli teslim alındı. Herkes 'Türklerin düşmanı’, ‘Türkün Türkten başka dostu yoktur’ gibi kavramlar günlük laşamın bir parçası haline getirildi.
Türkiye'de ve Kuzey Kürdistan'da yaşayan halkların çok büyük bölümünün İslamiyete bağımlılığı siyasal rejim için önemli bir dayanak oluşturuyordu. Bir yanda Muhammedin Bedir, Uhud, Hendek savaşlarıyla diğer yandan da M.Kemal'in başında olduğu savaş ‘anılar’ ile büyüyen çocuklar, insan öldürmeyi bir kahramanlık olarak görmeye başladılar. Böylece ‘baba ocağı’ olarak gördükleri ordular tarafından gerçekleştirilen katliamlar, zafer olarak gösterildi. Bu sırada ölenler için de 'Şehitlik' terimli kullanıldı.
Kuran-ı Kerim'de şehitliğin tanımı şahit kavramında kökleşiyor. Yani 'Herşeye şahit olan' ve 'Allah'ın yolunda can verenler' için kullanıldığı yazılır. Peki o halde günümüzde Türk devletinin 'şehit' tanımını inceleyelim. Polis veya asker üniforması üzerindeyken kalp krizi geçirip hayatını kaybeden kişi nasıl 'Şehit' oluyor? Burada bir çarpıklık anlaşılıyor. Yıl 2008. Ve halen Türkiye'nin erkek çocukları doğumlarından kısa bir zaman sonrası silah ve askerlik psikolojisine alıştırılıyor. İş yaşamı, evliliği, hedefleri 20-22 yaşları arasında sıkışıp kalıyor. Ve okuldan ezberledikleri 'varlığını Türk varlığına armağan etme' teorileri. Bir de bu savaşın diğer tarafı var. Kürt Özgürlük Hareketi.
Bu tarihe kadar 'inkara' karşı isyanlarla, mücadelelerle boyun eğmemeye çalışan Kürtlere karşı yürütülen savaştan bahsediyoruz. Zamanında Ermenilere, Yunanlılara, Fransızlara, İngilizlere karşı açılan doğu cephelerinin, batı cephelerinin şimdi nasıl da Kürtlere karşı kullanıldığını görüyoruz. Doğusu, batısı, kuzeyi, güneyi, sehiri, köyü, memuru, muhtarı, imamının nasıl hipnotize edildiğini söylüyoruz. Kürt gerillalarına karşı yürütülen bu savaş ve tahammülsüzlük artık çığrından çıkmıştır.
Kürt halkına, mücadelesine karşı yürütülen bu kirli savaş, Türk halkına da herhangi bir başarı getirmeyecektir. Aksine çözümsüzlüğü derinleştirecektir.
'Varlığımız insanlığa, yaşama armağan olmalı, Sömürgeci emellere değil.'
|
|