| |
| Eklenme Tarihi: 18.05.2008 Saat: 11:59 |
|
|
İtalyan sanatçı Pippa Bacca’nın tecavüz edildikten sonra öldürülmesine karşı Türkiye’de ortaya konan tepkiler içerisinde en anlamlı tepkilerden birinin adıydı bu. Bu olaya karşı reaksiyon göstermek isteyen bazı anarşist/anti-otoriter erkeklerin çağrısıyla, erkeklerin temsili olarak duvak taktığı bir yürüyüş gerçekleştirildi. Bu eylemin ardından da toplumsal cinsiyet ve erkeklik konularında hem sokağa yönelik eylemler hem de daha yaygın çalışmalar yürütmek üzere bu eylemin örgütlenmesinde yer alan bazı anti-otoriter erkekler “Biz Erkek Değiliz İnisiyatifi”ni oluşturdular. Doğrusu verdikleri mesajlar ve sloganları da çok önemliydi. Şöyle diyorlardı:
Tecavüz etmek erkeklikse BİZ ERKEK DEĞİLİZ! Namus-töre bekçiliği yapmak erkeklikse BİZ ERKEK DEĞİLİZ! Öldürmek erkeklikse BİZ ERKEK DEĞİLİZ! Homofobik olmak erkeklikse BİZ ERKEK DEĞİLİZ! Hayatı kadınlara dar etmek erkeklikse BİZ ERKEK DEĞİLİZ!
Bu inisiyatifin gerçekleştirdiği eylem ve oluşum temeli, erkekliğe leke getirmeyen ama oldukça da lekeli bir erkekliğe sahip bir toplumsal yapılanma içerisinde çok dikkat çekici ve alışılmadık bir adım oldu tabi. Ama 70-80’li yıllarda özellikle İngiltere ve diğer bazı Avrupa ülkelerinde toplumsal cinsiyetçilik karşıtı erkek hareketlerinin kurulduğu gözler önüne getirilirse, bu konudaki gelişmeler açısından da bir gecikmeden söz etmek mümkün.
Bu konuda yıllar öncesinde Kürt toplumu açısından da çok büyük önem ifade eden gelişmeler oldu aslında. Tamam erkekler çıkıp da “biz erkek değiliz” demediler. Ama kadınların mücadeleleri sonucunda erkeklik ve toplumsal cinsiyetçilik olgusu oldukça ciddi bir şekilde masaya yatırıldı. Kürt toplumu bunu ne kadar izledi bilmem, ama Kürt özgürlük hareketi bünyesinde bu konuda yaşanan mücadele gerçekten ele alınmaya değerdir. Mücadelenin bu yanını ne mücadele edenler tam anlatabildi, ne de yıllardan beridir şu ya da bu şekilde destek sunanlar, sempati duyanlar ve aktif çalışanları anlayabildi.
Kürt Özgürlük Hareketinin cinsiyet özgürlükçü yanı, çoğu zaman bizzat mücadele bünyesinde yer alan erkeklerde var olan erkek egemen anlayışın ambargosuna uğradı. Kimi zaman da, yine mücadele içerisindeki kadınların kendi gündemlerini ve önceliklerini doğru belirleyememeleri, yaşam ve mücadele kararlarını yeterince ortaya koyamamaları sonucu saklı kaldı. Yani geri erkeklik ve kadınlık birbirini beslediği oranda bu yan saklı kaldı. Topluma yansımadı. Kaç yurtsever ve mücadeleye bağlı olduğunu iddia eden Kürt insanı bu mücadeleye binlerce kadının katıldığını ve binlercesinin dağlarda şehit olduğunu bilir? Kaç Kürt insanı binlerce kadının haklarını elde edebilmek için başta dağlarda olmak üzere tüm alanlarda ne kadar zorlu süreçlerden geçtiğini bilir? Kaç Kürt insanı dağlara çıkan kadınların profillerini bilir? Ne sürüklemiştir dağlara o kadınları? Mesela bilirler mi ulusal, sınıfsal, cins eksenli çelişkileri bilinçle ele alma şansı bulup dağlara çıkanlar olduğu gibi, zorla evlendirilmek istendiği için, bedenlerinin satılmasından korktukları için, toplumsal baskılardan bunaldıkları için dağlara çıkan kadınların da olduğunu? Kaç kişi izlemiştir kadınların mücadeledeki gelişim seyrini? Kaç kişi kadınların kendi emekleriyle yarattıkları özgün yaşam ve mücadele alanlarında “Erkeği Dönüştürme Projesi” gibi bir deneyime imza attıklarını bilir? Şimdiden itirazlar yükseldiğini ve özellikle de çoğu erkek okurun “bilmez olur muyuz” dediğini duyar gibiyim. Ama itirazım var. Çünkü bilmekten kastım, söylemde birşeylerin dillendirilmesi değil, söylenenlerin ne anlama geldiğinin hissedilmesidir. Bence bu yan gerçekten bilinmiyor. Eğer bu hissedilseydi ve bilince çıkartılmış olsaydı, emin olun Kürt erkekleri meydanlarda yurtseverlik naraları atarken, demokrasi, özgürlük ve insan hakları konusunda mangalda kül bırakmazken, ötekileştirilmiş yasaklı bir halkın mensubu olarak en yakınlarındaki kadınlara eşlerine, kızkardeşlerine, çocuklarına şiddet uygulamazlardı. Yine bazıları başta Amed olmak üzere birçok yerde Kürt kadınlarının bedenlerinin pazarlanmasına dayalı olarak gelişen fuhuş sektörünün baş kahramanları olmazlardı. Sözde mücadelenin en yakınında durup töre ve namus adına aile meclislerinin aldığı kararları uygulamazlardı. Kabul ediyorum, ataerkil sistemde erkekliğe karşı olmak hiç kolay değil. Ama bu olmazsa olmaz. Erkekliğe tabii ki öncelikle erkekler karşı çıkmalı. Nasıl ve neden mi? Önümüzdeki yazıda erkeğin dönüşüm projesinden örneklerle anlatmaya çalışacağım.
s.beyazgul@gmx.at http://www.yeniozgurpolitika.com/?bolum=yazi&yid=4960 |
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
Yazan: gedemed Tarih : 2008-05-18 13:00:45 Puan :      |
|
|
önder apo''toplum kaybettiği namusunu kadını öldürmekle arıyor!diyor.töre cinayetlerine bundan daha iyi bir teşhis olamazdı.dili kültürü,tarihi unutturulmuş,açlık sınırının altında yaşayan töre erkeği,sözkonusu kadına şiddet olunca tüm ezilmişliğini kadına şiddet uygulayarak,hatta öldürerek bulmaya çalışıyor.bence özgürlük hareketi bu gidişe dur demeli.artık kadını töre cinayetine kurban eden kişilere,ailelere yaptırım uygulamalı.sosyal,ekonomik itarihsel olarak her türlü namussuzluğu yaşayan kürt erkeği,kadına şiddet uyguladığında,özgürlük hareketi bunu cezalandırmalı.önerimdir.bilginize sunuyorum.saygılarımla.serkeftin |
|
Yazan: adanalibehcet Tarih : 2008-05-31 21:07:24 Puan :      |
|
Heval erkegi donusturme gibi bir proje ye tamamen karsi oldugumu belirteyim,hemen beni feodal geri kalmis vs..gibi kaliplara koymayin,ama cagimizda erkeklik donusturulmeye calisildikca metro seksuel,homoseksuel..vs re gibi ozurlu insanlar cikiyor ortaya
Kadin''a baski ya ben de karsyim,ama sunu da unutmayin ki materyalist bir orgutlenme deterministtir,yani sebep sonuc iliskisi ile hareket eder,eger sonuc kadin''a yonelim ise sebeb de kadinin kendisidir,ister hem fikir olun ister olmayin...ama kadinkar cok tehlikelidirler...
saygilar |
|
|
|
 |
| |
|