| |
| Eklenme Tarihi: 31.05.2008 Saat: 15:07 |
|
|
Barış ve demokrasi, devlet sisteminin kurulmasından beri bir türlü sağlanamayan ve her fırsatta bozulan ve bir kavram olmanın dışına çıkarılmasına izin verilmeyen toplumsal olgular. Devlet sistemiyle beraber oluşturulan kölelik düzeni tarih boyunca bu iki kavrama insanları hasret bırakmışlardır. Özellikle kapitalizmle birlikte sistemin kendi içinde bile sağlayamadığı barış ve demokrasi olgusu bir kavram karmaşası dışına çıkamamıştır. Birer güç odağı olmaya çalışan ABD, İngiltere, İsrail gibi devletler kendisine karşı tehlike olarak gördükleri herhangi bir yapılanmayı dünya barışı önünde birer engel gibi lanse etmeye ve onları kendi önlerinde birer engel olma tehlikesinden uzaklaştırmanın hesapları ve pratiklerini gözlerimizin önünde sergilemektedirler. Bunun örneklerini Afganistan ve Irak’ta çarpıcı bir biçimde gördük. Önce rejim tehdidi diyerek Afganistan daha sonra diktatörlük diyerek Irak’a girdi. Her iki durumda da sonu bataklığa düşen biri gibi göründü. Ama bu güçlerin politikaları üzerinde iyi düşünmek lazım. Zira geldikleri alanlara barış getirip geri gideceklerini dile getirmişlerdi. Barışın olduğu yerde onlara ihtiyaç yoktur. Nerde karışıklık orda o güçler.. Özellikle ortadoğu üzerinde hüküm sürmek isteyen bu güçler kendileriyle egemenlikleri altına girme temelinde uzlaşmayan Kürdistan Özgürlük mücadelesini tam tecrit etmek için yeni bir hamla başlatmış, bu hamleyi 9 Ekim 1998- 15 Şubat 1999 tarihleri arasında Önder Apo’yu uluslararası komployla TC’ye teslim etmekle sonlandırmak istemiş bunu başaramayınca başka yönelimlere girişmişlerdir. Özellikle son süreçlerde gördüğümüz gibi Önder Apo’nun ve Hareketin bütün barış ve demokrasi çağrılarına rağmen PKK ortak düşman ilan edilmiştir. Bu da kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden güçlerin özgürlük uğruna savaşanlara nasıl bir tavır aldıklarını göstermektedir. Bunun için çalışmalarına hız vermişlerdir Tabi bu durumu idare edebilmek için bazı insiyatifsiz, kendi içinde sorunları diz boyunu aşmış hatta gırtlağa kadar gelmiş olan bazı işbirlikçilerini de yarattılar. Güney Kürdistan’da bunu yerel güçlerle sağladılar. Fakat bu arada Türkiye’yi bir tarafa itmek de istemiyorlardı. Bunun için kendilerine işbirlikçi olarar seçtikleri grupları Türkiye ile de işbirliği yapmaya zorlamaktadırlar. Basit iktidar kavgaları ve halkı sömürme temelinde işleyen TC sistemi bu tür oyunlara çok çabuk gelmekte, buna kanmayan ve çözüm isteyen bireyleri bu güçler yardımıyla tasfiye etmektedirler. Bu güne kadar bütün imha ve inkarlara rağmen kardeşlik, barış ve demokrasi demekten vazgeçmeyen Kürtler bundan sonrası için farklı düşünüyorlar. Bu üç olgudan her bahsettikleri dönemde tabiri caizse soykırımvari bir tepkiyle karşılaşan Kürtlerde bu olgulara ulaşma arzusu artarken aynı zamanda karşıdaki düşmanın bu olguları kullanış tarzlarından dolayı tepkilenme ortaya çıkmıştır. Buna rağmen hala barışa demokrasiye kardeşliğe şans tanımaya devam ediyorlar. Bunu yapılan “Barış ve demokrasi” mitingleriyle kanıtlamaya devam ediyorlar. Bu isteklerini her fırsatta dile getiren Kürtler 1 Haziran’da Kadıköy’de bir kez daha vurgulamak için bir araya gelecekler. Artık sabırların taştığı bu dönemde böyle bir şansı elinden kaçıracak olursa bundan sonra olacakları akıllarına getirmeye bile korkacaklardır. Tam bir kaos ortamının oluşacağı kesin olan bir sürece giriyoruz. Zaman kendini öyle gösteriyor. Türkiye’nin artık şunu kulaklarını patlatırcasına duyması ve özümsemesi lazım. Kürtlerin özellikle Önder Apo’ya yönelik saldırılar sonrası sabırları kalmamıştır. Ya özgür olarak yaşamamıza katlanacaklar ya da bundan sonra olacaklara katlanacaklar. Bu temelde bütün Kürdistan gençlerinin hep birden özgürlük dağlarına çıkarak mücadelesine sahip çıkacaklarını belirtiyoruz. Buna en başta Önderliğimize bağlılığımızın temeli olarak bakıyor ve söz veriyoruz.
|
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
Yazan: gedemed Tarih : 2008-05-31 17:48:15 Puan :      |
|
|
türkiyede devlete bakış açısında inanılması zor bir kutsallaştırma var..hatta bazı milliyetçiler çoğu zaman ülke kavramı ile devlet kavramını birbirinin yerine kullanıyor,vatanseverlik adına devletseverlik yapıyor..devletin kutsallaştırılmasının bir anlamı yok..önemli olan insandır ve devletin türkiye halklarının beklentilerini ne kadar yerine getirdiğidir..çalışmaların amacının merkezine devleti yaşatmaktan önce insanı yaşatmak konulmalıdır..insanlara bir zulüm aracı haline gelmiş bir devletin kutsal ne gibi bir özelliği olabilir..aslında devletin böyle kutsallaştırılmasının nedenlerinden biri de tarihsel neden..asker millet anlayışıyla savaşarak kurulmuş devletin yine savaş araçlarıyla korunması mantığı var..oysa bu çağda devleti ayakta tutacak en önemli özellikler demokratik olması,insan için olması,hoşgörülü olması,ulusallık anlayışını aşmış olması gibiözelliklerdir..avrupa devletleri bugünkü göreceli demokratik insani seviyeye ulaşmak için büyük kanlı bedeller ödemişlerdir..türkiyede de devler demokratikleşmek zorundadır..işte biz avrupanın bu kanlı demokrasi mücadelesi tarihinden ders alarak aynı hataya düşmeden barışçıl bir yöntemle demokratikleşmemizi sağlayabiliriz.saygılar.serkeftin |
|
|
|
 |
| |
|