| |
| Eklenme Tarihi: 1.06.2008 Saat: 23:03 |
|
|
Bu konuyu siyasal değerlendirme noktasında ana hatları ile ele almaya çalışacağım; esas olarak çok boyutlu araştırma ve tespitler kadar olası gelişebilecekler ve çözüm perspektifini içeren çok önemli bir konu. Ben burada okuyucuların dikkatini esas olarak Ortadoğu ve özelde Kürtler noktasına çekmek istiyorum.
Önder Apo (Abdullah Öcalan) son haftalardaki görüşme notlarının birinde şöyle söylüyor: Ortadoğuda bütün bu yaşananlar bir 3. Dünya savaşının olduğunu gösteriyor. Ben ortadoğuda olsaydım, Irak’taki olanlar bu şekilde yaşanmazdı. Saddam bu şekilde çözülmezdi, çözülmesi daha farklı olurdu. KDP ve YNK böyle davranmazlardı. Ben Ortadoğuda onlar için bir tehlikeydim, bu nedenle beni etkisizleştirmeye çalıştılar. Ya öldüreceklerdi ya da etkisizleştirip tasfiye edeceklerdi. Bunu yapamayınca beni bu adaya hapsettiler. Sıra Türkiye’de, Türkiye’yi çözmeye çalışıyorlar. Türkiye’nin çözülmesi, Türkiye’nin Iraklaşması demektir. ABD’nin Ortadoğu müdahalesinden önce Ecevit’in hastalanması, felç geçirmesi bir tesadüf değildir.
Sanıyorum 2000’lerden bu yana birazcık gelişmeleri izleyenler artık ABD’nin Afganistan ve Irak müdahalelerini salt oradaki diktatörlük veya radikal dinci yönetimlerin alaşağı edilip, değiştirildikten sonra ABD güçlerinin geri ülkelerine döneceği biçimindeki basit olduğu kadar gülünç olan değerlendirmeye artık kimse inanmamaktadır.
İster adına Büyük Ortadoğu Projesi densin isterse Merkez Boşluk arasındaki farkın giderilmesi projesi deyin veya farklı adlandırmalar yapın, şu net olarak açığa çıkmıştır; 2000’lerle özellikle 1989 Sovyetler Bloğu’nun çözülmesi, Reel Sosyalizmin açığa çıkması ve bunun karşıtı durumunda olan Emperyalist-Kapitalist bloğunda çözülmesini beraberinde getirmiştir. ABD-İngiltere ve İsrail üçlüsü her ne kadar Yeni Dünya Düzeni projesi ile çaba sarfetmişlerse de ulusal, toplumsal, sosyal ve ekonomik cephelerde gelişen yeni kurumlar karşısında cevap olamamışlar aksine teknoloji ve bilişim alanındaki gelişmeleri de çok anlamsız ve hor kullanarak, kapitalizme kurban ederek dünyayı “KAOTİK” bir duruma sürüklemede rol oynamışlardır. Küresel ısınma, nükleer silahlanmadaki ilerlemeler, çevre ve ekolojik alanlardaki dengesizlikler, insan hakları, cins özgürlüğü gibi temel konularda yaşanan yozlaşmalar ve kapitalizmin bireyi fetişleştiren; bireysellik adına adeta kendine ve kişiliğine karşı düşmanlaştırılan, ucubeleşmiş bir yapı arzeden bir durum açığa çıkarmıştır. Emperyalizmin bu sömürücü mantığı ve kendinden başka herkesi altta gören, köle gören yaklaşımı onu hırçınlaştırmış ve yeni arayışlara itmiştir.
İşte bu noktada yeni düşmanlık arayışlarına girişilmiş ve adına “ULUSLARARASI TERÖRİZM” denilen bir kavram üretilmiştir. ULUSLARARASI TERÖRİZM kavramıyla küresel emperyalizmin gelişimi için yeni teori ve projelerle başta ortadoğu olmak üzere adım adım tüm dünyada imparatorluk hayaliyle yeni düzenlemeler yapılmaktadır.
Onun için ABD ve yandaşlarının Ortadoğuya işgali geliştirmeleri çağımızın tüm sorunları ile ilintilidir. Emperyalist çıkarlarına denk gelmeyen tüm devlet ve grupları merkeze çekme ya da onların deyimiyle ekonomik, kültürel, siyasal boşlukta kalan veya kendinde ısrar edenlerin tümünü, boşluktan merkezin egemenlik alanına alma, kontrol edilebilir hale getirme çabası ve stratejisi uygulanmaktadır. 11 Eylül 2001 olayında bu “Uluslararası Terörizm” teorisine güç vermiştir. Bununla birlikte en temel olarak “Ortadoğu’da yeni bir uygarlığın doğuşu” sürecinin yaşanacağı gözönüne alındığında, tarihselbir perspektiften bakıldığında ABD’nin Irak’a girişi başlatması, müdelesi kalıcılaşacağı artık su götürmez bir gerçektir. Dünyada yaşanan ve yaşanmakta olan enerji, petrol, su sıkıntısı gibi yaşamsal konular düşünüldüğünde Irak’ın ve Ortadoğu’nun Küresel Emperyalist kuşatmaya alınması amacını daha da fazla açığa vurmaktadır. Onun için kendi egemenlikçi çıkarlarına karşıt veya ters düşecek herhangi bir devlet ya da grubu tepeleyecek, doğrultuya almaya çalışacak, hizaya getirme mücadelesi verecektir.
Bu projenin esası Ortadoğu anlamında ABD, İngiltere ve İsrail üçlüsü tarafından yürütülmektedir. Şimdiden BM ve AB’yi önemli oranda arkalarına almış durumdalar. Belki tüm politikaları AB tarafından desteklenmiyor yalnız ekonomik cephe aynı kulvarda yürümektedirler.
Bir de Ortadoğu Uygarlıklar beşiği, tüm dinlerin, mitolojileri, felsefe hatta üretim düşüncesinin ilk doğuş yeridir. Buraya yönelmenin bir de tarihsel boyutta iyi incelenmesi gerekir.
Aslında bana göre Uluslararası Terörizm veya terörizm kavramı bir safsatadır. Emperyalistler kendi devlet güçleri ile sınırsız bir güç, yoketme, katliama tabi tutma saldırganlığı ile en büyük faşizmi uygulamaktadırlar. Eğer terörizm nedir diye sorulursa, günümüz bilişim ve teknolojik ağı arkasına alıp, masum ve mazlum halkları, emekçileri ve üretenleri yok etmeyi, teslim almayı hedefleyen Neofaşizm’dir derim. Ve bu neofaşizmi en fazla uygulayanlar da emperyalist ve neoliberal devlet ve onların despot yönetimleridir derim.
Ne yazıkki bu küresel emperyalist teoriye ve proje uygulamalarına karşı genel anlada ciddi bir alternatif proje üretenler çıkmadı. Sivil toplum projeleri, demokrasi cepheleri, sosyal forumlar gibi kimi alternatif örgütlenlere olsa da etkili olma şansları henüz zayıftır. Alternatif ideolojik yaklaşımı ilk olarak öngörüleriyle Önder Apo geliştirdi. Ve adına “Demokratik – Ekolojik – Cinsiyet Özgürlükçü Toplum” paradigması dedi. Tüm tarihsel – toplumsal süreçleri analiz ederek; stratejiyi “bireyin ve toplumun özgürlüksel olarak optimal dengede buluşması” analizi ile bunu da ortadoğuda en genç dinamik olmanın yanında ortadoğu sorunsallığında öncü rol oynama şansını Kürt orjininde görerek ona göre çözüm perspektifleri geliştirdi. İşte tam bu noktada hiç bir alternatif kabul etmeyen emperyalistler 1986’da suikastle Önder Apo’yu imha etmek istediler. Bu başarılamayınca 1998 – 9 Ekim’inde Suriye’den çıkararak; uluslararası Komplo ile 15 Şubat 1999’da çok çirkin bir planla “kendisinin deyimiyle bugünkü bulunduğu adaya hapsettiler” işte hapsedilen ve tecrit içinde tecrite tabii tutulan Önder Apo’nun küresel emperyalizme karşı küresel demokrasi projesinde ısrar edeceği ve bunda başarma sansının olduğu veya en azından Ortadoğuda yapılmak istenen oyunları bozacağını bildikleri için tehlikeli gördüler ve 3. Dünya Savaşı’nın startını verdiler.
Bana göre 3. Dünya Savaşı’nın ortadoğuda başlatılma startı 1990’larla başlatılıyor. 1990’da ABD’nin Körfez işgali öncesi Türkiye – İsrail – ABD ve KDP – YNK öncülüğünde Washington ve Dublin görüşmeleri ile PKKK tasfiye edilmek istendi. Önder Apo’nun çabaları ve PKK’nin güçlü direnişi bu planın uluslararası komplo sürecine kadar geriletti. Tümden tasfiyeyi başaramayınca işte o bilinen yönelimle Önder Apo safdışı edilerek tek başına İmralı Adası’na kapatıldı. Daha sonra Afganistan ve Irak’a yöneldiler. Ve bu yönelimleri çok boyutlu devam ediyor. Daha önce İran – Irak ve Kuzey Kore düşman görülmüş ve şer ekseni olarak ABD’li Bush tarafından nitelendirilmiştir. Ortadoğudaki statükocu yapıların değişime ve yenilenmeye girmedeki direnişleri onları daha fazla çatışma noktalarına çekiyor
Mevcut durumda oligarşik – teokratik ve monarjik yapılar miadını doldurmuştur. Çözülmek zorundadırlar. Her ne kadar farklı kültürel ve coğrafik yapılanmalar olsalarda değişime girmedikleri taktirde mevcut yönetimleri ne ABD ve yandaşlarının çıkarına ne de halkların özgürlük özlemlerini çözebilcek güçleri vardır.
Irak, halkarın yararına olmayan bir çözülmeyi yaşadı. Milliyetçilik ve mezhepçilik hergün kan götürüyor. Buda ABD’nin yanlış politikaları sonucudur. 2003 – Mart yöneliminden bu yana yüzbinlerce sivil insan, 4000’in üzerinde ABD askeri yaşamını yitirdi. Kerkük sorunu çözülmedi daha da kangrenleştirildi. Kürtlerin mevcut otoritesi, hatta Irak Devlet Başkanlığı bağımsız bir adım atamıyor. İran, şii faktörünü hala çok güçlü kullanmakta ve neredyse hergün Irak’ta bombalar patlamakta yüzlerce, binlerce insan yaşamını yitirmekte. Sosyal ve kültürel yozlaşmalar dz boyu. İşte yanlış politika ve uygulamalar ortadoğuda neler ortaya çıkardığının Irak örneği. Türkiye de Aralık – 2007 ile adım adım bu samola alındı.
Türkiye mevcut durumda çatışmalı bir durumu yaşıyor. Kürt sorununa hatta demokrasi sorununa doru mantıklı çözüm politikaları geliştirmediğinden, adım adm tüm alanlarda ABD politikalarına teslim oluyor. 2003’de teskereyi çıkarmamad direnmişse de 5 Kasım 2007 Erdoğan – Bush görüşmesi ile ABD’ye teslim olmuştur. Ve Irak kaousan sürüklenmiştir.
Aralık 2007’den bu yana Kürtlere dnük sınırsız saldırılar, 1 Mayıs Emekçi cephesine saldırması ile Türkiye’yi ABD’nin politikalarına teslimiyetini getirmiştir. Bunun için Türkiye çözülme sürcine alınmıştır diyebiliriz. Bunun adıda derin milliyetçi – mezhepçi çatışmalara yol alıştır. AKP özel savaş hükümeti buna yol açmıştır.
İran 2010’lara varmadan çatışma çizgisine çekilecektir. İran’da çok derin toplumsal sorunlar var. Sosyal alanda ciddi patlamalarla karşı karşıya. Küçük diktatör Ahmedi Necad da Hümeynicilikte direketerek hiç bir alternatif kabul etmemekte. Nükleer silahlanma olayı hergün daha fazla güncel savaş nedeni haline getirilmekte. Kürtler, Azeriler, Araplar, Beluciler gibi birçok halk faktörü düşünüldüğünde İran’ın darbelenip hizaya çekilmesi söz konusu olabilir yüksek ihtimaldir. Yani tümden çözülmese de İran’ı kaosa çekme ve çatışmalı hale getirme gündemdedir.
Suriye tamamen teslim olmuş, iradesiz bir duruşu gösteriyor, bu onun tarihine ve geleneğine ters bir durumdur. Suriye halkları bunu kabul etmeyecektir. Türkiye ve İran ile Kürtlere karşı yaptıkları işbirliği ve anlaşmalar düşünüldüğünde, Lübnan’daki gelişmeler ve çatışmalar gözönüne alındığında, Xanmüslüm potansiyeli düşünüldüğünde Suriye rejiminin çatışma çizgisine gireceğini tespit etmek gerekir.
Lübnan son süreçte yeniden iç çatışmalara çekildi. Hükümet ortakları silahlı çatışlara giriyor. AB ve ABD en performanslı ve nitelikli deniz fırkateynlerini (güçlerini) Lübnan çevresine konuşlandırmış durumdadır. Geçen yıl barış gücü adı altında bir çok devlet buraya mevzilendi. İran Hizbullah ve İslami – Cihad güçlerini sürekli bir çok açıdan desteklemekte. İktidar bileşimi mezhepler ittifakı şeklinde (hükümet veya parlemento) örgütleniyor. Yani Lübnan milliyetçi – mezhepçi çatışmalara her zaman açık bir durum arzediyor.
İsrail – Filistin çatışmaları yüzyıldır sürüyor. Ortadoğu Barış Konferanları bir söylemden öteye gitimyor ve bugüne kadar kalıcı çözüm üretemedi. Ortadoğunun bu coğrafyası mevcut durumda zaten çatışmalıdır, burada savaş bütün şiddetiyle sürüyor. Son süreçte Suudi Krallığı İsrail’i kışkırtarak Lübnan’daki savaşta da daha aktif olmasını istiyor.
Arap Birliği ülkeleri sosyal ve toplumsal bir çöküntüyü yaşıyor. Değişime karşı krallıklarda diretmeleri adım adım onları çatışma noktasına çekiyor. Tabiki ortadoğudaki bu çatışmaların tümü esasta kör dincilik ve kör milliyeçilikten kaynaklı. Ortadoğuda yaşanan boyutları farklı farklı yaşansa da bir 3. Dünya Savaşı’dır.
Afganistan’da çatışmalar durmuş değil, devam etmekte. Kürdistan’da 30 yıldır bir savaş yaşanıyor. Son süreçte “Global Güçler İttifakı” olarak nitelediğim ABD – AB – Türkiye – İran – Irak 2007 Aralığından bu yana sınırsız ve vahşet diye nitelenebilecek bir hava ve kara saldırıları ile, AKP özel savaş hükümeti ve Türk Genelkurmayı öncülüğünde bir savaş yürütülmektedir. Savaşta HPG Ana Karargahının, PJAK Ana Karargahının ve komuta merkezlerinin hedeflenmesi sıradan olmadığı gibi; tecrite alınan ve bir adaya hapsedilen Önder Apo’dan sonra katledilmek istenen halkın öncü müfrezeleri ve ideolojik, askeri ve politik beyinleridir. Tabiki bu birbirine çok zıt hatta kimisinin birbirine düşman olduğu güçlerin uzun erimli ittifaklar sürdürmesi düşünülemez. Bu ittifak daha öncede belirttim “buz duvarı üzerine yerleşmiş bir ittifaktır, güney çarptığında bu duvar tuzla buz olacaktır” Geçici ve ekonomik çıkar ittifaklarıdır. Kısa sürede çözüleceği görülecektir.
İşte yukarıda ana hatları ile vermeye çalıştığım gerçeklikler gözönüne alındığında yaşananın bir 3. Dünya Savaşı olduğu görülecektir.
Savaş cepheleri, savaş yöntemleri I. ve II. Dünya Savaşındaki gibi olmayabilir. Yalnız 21. yüzyıl gerçekliği, modern gelişmeler, küresel sorunlar ve daha birçok boyut dikkate alındığında büyük bir küresel emperyalist savaş sürecini yaşadığımız görülecektir.
Dünyanın diğer coğrafyalarından kısa bir kaç örnek vereyim; AB – Fransa ve Almanya mevcut durumda ABD çizgisine girmiş durumda. İngiltere zaten ABD ile stratejik ittifak... Son yıl diğer Avrupa ülkelerinin bir çoğu sağcı parti yönetimlerinin denetimine girdi. Kısaca Neoliberal politikalar adım adım tüm yaşama egemen oluyor.
BDT – Rusya – Gürcistan sorunu derinleşmekte heran bir çatışma olasılığı yüksek. Kızıl Ordunn ilk defa 10 yıl sonra Rusya meydanında güç gösterisi dikkat çekiyor. Çeçenistan vd.. alanlar henüz köklü çözülmemiş.
Güney Amerika; Venezuella – Kolombiya çatışma alanı haline getirilmek isteniyor. Almanyalı Merkel bu konuda aktör. Hugo Javes – Merkel sataşmaları dikkate alınmalı. Bağlantısız ülkeler heran çatışmalı çizgiye çekilmeye elverişli.
Çin – Japonya – Kanada vb ülkeler finans kapital alanda ABD dahil çatışır durumdalar.
Kısacası; 3. Dünya Savaşı tüm aktörleri ile şuan ortadoğuda yaşanıyor. Bunu görmek ona göre politika oluşturmak ona göre alternatif çözüm projelerinin yanında özgürlükçü yapılanmalara ve halkın gücüne dayanan cephe ittifaklarına gitme acil bir görevdir.
Küresel Emperyalizme karşı Küresel Demokrasi Cephesinde halkların demokratik, devrimci, sosyalist, özgürlükçü güçelerini birleştirelim.
Hasan ÇARÇELA
|
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
| |
|