| |
| Eklenme Tarihi: 3.06.2008 Saat: 23:52 |
|
|
Cem ayini başlamıştı. Her şey kutsal bir sessizlikle yürütülüyordu. Pir, ata baba inancını anlatıyordu ve herkes huşu içinde onu dinliyordu. Yapılacak ayinin tüm ritüellerini tahmin edebiliyordum sadece. Çünkü, benim dönemimde yasaklanmıştı. Farklı bir inanca mensup olduğumuzu da gözümün üstünde yumruğu yiyince fark edebilmiştim. Türk köylerinden gelen çocuklar beni yakalayıp müslüman olup olmadığımı sormuşlardı. Korkudan evet deyince de gözümün üstünde yumruğu yemiştim. Elhamdülillah demem gerekiyormuş! Kürtlüğüme gelince onu her zaman yüreğimde hissettim. İsteseydim de ondan kopamazdım, bir inanç değildi Kürtlük. Soyla ilintiliydi. O yaşlarda bile bunun ayırdına varabilmiştim. Ve gelelim cem ayinine. Birazdan semaha kalkacaktılar. Bir turna gibi süzülecektiler gökyüzünde. Atalarımızın yaşadığı badireleri tek tek gözlerimizin önünde geçirecektik. Eriyecektik hep birlikte, ama kin duymayacaktık. Kin tutmanın iyi olmadığını ve herkesin kardeş olduğunu öğrenmiştik büyüklerimizden. 72 millet kardeşti. Pir bağlamasına davrandı. Deyişlere başlayınca hep birlikte gökyüzüne uzanıverdik! Müzik büyük bir güçtü. Semahzanlar, gökte süzülen turnalar gibi kollarını iki yana açıp yürüdüler. Gözleri kapalı huşu içindeydiler. Kafalarında geçen düşüncelerle renkten renge giriyorlardı. Yüzleri gevşedi aniden ve tekrar sertleştiler. İçinde bulunduğumuz salonun masaları, saldalyeleri ve uzaktan selama duran dağlar sallandı ve semahçılar döndükçe onlar da döndü. Hala ritmik hareketlerle dönüyorlardı kendi eksinde. O an dünyadan silinmişlerdi. Ve ben de silinmiştim. Yoktum! Ya da en gerçek varlık buydu. Bilemiyorum doğrusu. İyilik, güzellik, kimi zamanda geçmişin kara badireleri gözlerimin önünde beliriyordu. Baltalar, nacaklar inip kalkıyordu. Silahlar patlıyor ve analar, çocuklar, ihtiyarlar, tüyleri henüz yeni çıkmış genç delikanlılar sağa sola kaçışıyorlardı. Cem ayinin gözcüsü hışıma uğramış gibi cemin yapıldığı yere doğru koşuşturuyordu. Kimisi ellerini kaldırmış, ‘’ Ne yaptık size,’’ demeleriyle darbeyi yemeleri bir oluyordu. Semah yürürken geçmişin dağarcığında anılar boca oluyordu yüreğime. Ve o badireler gözlerimin önünde tek tek canlanıyorlardı. Ve Pir nefes veriyordu sazına sözüne. Gözlerini açıp Pir’e bakan oldu mu bilemiyorum. Ateşin yalımları Pir’in sakalları üzerinde oynaştılar. Pir, nurani bir hal almıştı. Kanatlanıp uçacaklardı neredeyse semahçılar. Kuş gibi kanatlarını açıp dönüyorlardı. Doksan bin Rum erenini yad ederken, ‘’ Hallah hallah,’’ dedi mürşit. Şahlanmıştı murşit ve herkes sessizliğe bürünmüştü. Pir, davudi sesiyle deyişlerini okuyordu durmadan. Kulaklarımda Pir’in söyledikleri çınladı. Ateşi yakarken Pir demişti; ‘’ Ateş şeriat kapısıdır. Kutsal saydığımız üç şeyin birincisidir. Tüm peygamberler, cümle evliyalar bu kapıdan girdi. Kimisi dönüp saldırdı, kimisi de yaşam kaynağına ve insan cemaline biat etti...’’ Pir’in konuşmalarıyla vardık Zerdeşt’in huzuruna el pençe durduk. İnsan kutsaldı. Göğün yedinci katındaydık ve etrafı ateşten bir haleyle çevrelenmişti. Zerdeşt saçlarımı ve yüreğimizi okşadı sanki. Mest oldum. Yüzümde bir gülücük. Gözleriyle Zerdeşt, ‘’ Siz benim yolumun yürüyücü ve başımın tacısınız,’’ dedi. Aynı yöntemle cevap verdim. Memnuniyetimi gözlerimle aktardım Zerdeşt’in yüreğine. Zerdeşt’in yüzünde güller açıldı. Gülümsemesi tüm yüzüne yayıldı. Hallacı Mansur suskun oturuyordu yanı başında. Sözün kadim ve kutsal olduğunu düşündüm o an. Ve ‘’Enel Hak’’ dedim içimde. Vardım İbrahim’in divanına ve dara durdum. İbrahim bir çocuk gibi seviniyordu. Gözleri bir yere kilitlenmişti. İbrahim’in baktığı yere döndüğümde Hüseyin’i gördüm. ‘’Sen kutsalsın,’’ dedim içimde. ‘’Zalime ve zulüme başkaldırdın. Saygıyla gelip felsefemize yerleştin. Biz insana biat ettik. Secdeye durduk cümle canlılara. Senin zalime başkaldırışınla da kendimizi bulduk...’’ Hüseyin gülümsüyordu. Anlamıştı düşündüklerimi: ‘’Dostluk bağmızın güllerisiniz. Hep dik durdunuz ve yolunuzdan taviz vermediniz. Etkilenmeler oldu. Etkilenirken bile en etkilendiğiniz şeylerin en güzel yanlarını aldınız. Sırf bunun için bile saygıyı hak ediyorsunuz. Ne mutlu size!..’’ dedi. Evet anlamında başımı eğdim. Gülümsüyordum. Pir’in konuşmaları birer birer beynime üşüşüyordu. ‘’Ana kutsaldır ve onların rahmi tanrısaldır. Can verendir. Ve topraktır. Bu inancımızda ikinci kutsal şeydir. Üçüncü kutsal şey ise su’dur. Unutmayın bu söylediklerim hayati olan şeylerdir...’’ demesi içimde farklı heyecanlar yarattı. Bunları düşünürken gözlerimin önünde beliren şeyler silinip gitti. Peşi sıra semah dönen kişileri tekrardan fark edebildim. Pir hala deyiş okuyordu. Deyişleriyle Ebu Müslüm Horasani’yi kutsuyordu. Semah bitmişti. Biraz önce gördüklerimi anlatsam inanmazlar diye düşünürken cem ayini bitti. Herkes cem ayininin yapıldığı salondan ayrılarak evlerine doğru yol almaya başladı. Ve kendimi bir kuş kadar hafif hissediyordum. Bu hafiflikle adeta uçarak evime doğru yol almaya başladım. Artık tek bir sonuca vamıştım: İnsan kutsaldı ve asıl önemli olan kardeşlikti. Gerisi mi? Gerisi laf-ü güzaf.
|
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
| |
|