1 Haziran Kadıköy Mitingi eğer doğru değerlendirilir, doğru anlaşılıp devam ettirilirse, Türkiye demokrasi hareketinin siyasal planda geliştirilip başarıya taşınmasında kesin bir başlangıç ifade edebilir, tarihsel bir dönemeci oluşturabilir. Gerici sistem basınının görmezden gelmesine ve yok saymasına rağmen, yaz başında yüz bin civarındaki kitlenin İstanbul’u sarsan mitinginin çok yönlü sonuçları olmuştur. Katılanların coşkulu ve umutlu yüzleri, demokratik güçlerdeki karamsarlığa ve umutsuzluğa ciddi darbe vurduğunu göstermiştir. Demokratik güçlerin hem birlik olabileceğini ve hem de birlik olması gerektiğini; güçler birleştirilince nasıl bir kuvvetin ortaya çıktığını görmek ve anlamak istemeyenler için bile görülür ve anlaşılır kılmıştır. Yine Barış Meclisi’nin önemli bir kurumlaşma olduğunu ve barış temelinde bir demokrasi hareketinin geliştirilmesinde çok önemli bir rol oynayabileceğini ortaya koymuştur.
Belli ki Barış Meclisi bu çabalarını sürdürecektir. Kadıköy mitingi ardından 7 Haziran’da Van’da yapılan ikinci miting, aynı anlama ve heyecanı yaşadığımız coğrafyanın diğer ucuna taşımıştır. Demokratik güçlerin birleştirilip demokrasi hareketinin geliştirilmesi ve kitlelerle birleştirilmesi açısından bu da bir yöntem olabilir. O açıdan Van mitingi sonrasında başka yerlerde de bu eylemselliği sürdürmek gerekir. Elbette bunu sadece bir kitle eylemi olarak bırakmamak, en azından gerçekleşen eylem organizasyonunu demokratik güçlerin birlikte örgütlenmesi olarak kalıcı kılmak önemlidir. Buradan çıkarak demokratik güçlerin bir çatı altında birleşik örgütlenmelerini gerçekleştirmek gerekir.
Kadıköy mitingi bunun hem gerekli, hem de yapılabilir olduğunu herkese göstermiştir. Türk’üyle, Kürt’üyle gençlerin, kadınların, emekçilerin dört bir yandan Kadıköy’e akışı ve orada yarattığı bütünlük olması gerekeni tartışmasız ortaya koymuştur. Dolayısıyla bu mesajı doğru anlamak ve gereğini yapmak gerekiyor.
Peki yapılması gereken nedir? Elbette özellikle tüm demokratik güçleri bir çatı altında birleştirmektir. Bunun en genel ilkelerini KCK Önderi Abdullah Öcalan, çok net bir biçimde ortaya koydu: Anti-tekel, barışçıl ve demokratik olmak. Bu üç ilke etrafında başta sol demokratik güçler olmak üzere her ideolojik eğilimden tutarlı demokratik çevreyi bir çatı altında toplamak gerekir. Elbette bu çatı siyaset yapmalıdır, dolayısıyla siyasal parti olmalıdır. Bir biçimde bunun örgütsel aracı bulunabilir. Yeter ki istek, kararlılık ve tutarlılık olsun. Demek ki hala birlik olunmazsa, o zaman istek ve tutarlılık yok, demek gerekecektir. Yoksa Kadıköy mitinginin yarattığı birlik ortadayken, artık hiç kimse birlik olmanın önünde engellerin olduğunu, birlik oluşturulamadığını söyleyemez. Eğer hala bunu söyleyip birliği engellemeye çalışan olursa, öylelerini maksatlı engelleyici ve düzenin ajanı saymak gerekir. Kadıköy mitingi demokratik güçlerin birlik olabileceğini gösterdiği gibi, birleştiğinde ne kadar büyük bir gücü açığa çıkardığını da ortaya koymuştur.
Demokratik güçlerin birliği; üstten demokratik hareketlerin bir siyasal çatı altında birleştirilmesi olduğu kadar, tabandan kitleye gidilmesi, başta kadınlar, emekçiler, gençler olmak üzere tüm halkın birleştirilmesidir de. Kadıköy mitingi Türk’ü, Kürt’ü, Çerkez’i, Arap’ıyla tüm halkın demokratik ilkeler temelinde birleşmeye açık ve hazır olduğunu netçe ortaya koymuştur. Yeter ki bu halka öncülük edilsin, bilinç ve örgüt götürülsün. Ayrılık ve çatışma milliyetçi-sömürücü güçlerin tutumudur, en geniş halk kesimlerinin ortak barışçıl ve yaşam arzusu içinde olduğu kesindir. Ne var ki bu arzuyu örgüt ve siyaset haline getirmek için demokratik güçlerin çalışması gerekir. Bunun için de biraz cesaret ve fedakarlık gerekiyor. En az dinci ve milliyetçi çevreler kadar siyaset yapma cesaretini ve halka gitme fedakarlığını göstermek gerekiyor. Yoksa daha nasıl demokratik güç, demokrasi hareketi olunabilir! Demokratik güçle artık kendi içlerinde tartışmaya bir son vererek, dışa karşı mücadele etme, siyaset yapma ve kitlelere gitme dönemini geliştirmelidir.
Kadıköy mitinginin gösterdiği sonuç temelinde demokratik güçler birlik olur ve halka giderse hızla büyük gelişmeler sağlayabilirler. Koşullar buna imkan verdiği kadar, bunu ertelenemez bir görev durumuna da getirmiştir. Dikkat edilirse, artık AKP’nin sona doğru gidişi başlamıştır. Kesin bir iniş sürecindedir. Sistem AKP’yi kullanabileceği kadar kullanmıştır, artık böyle kullanmak istememektedir. AKP, üzerine yüklenen görevleri artık başaramamaktadır. Dolayısıyla AKP’nin bir ölçüde aşılma sürecine girdiği tartışma götürmezdir. Deniz Baykal’ın CHP’si ile MHP’nin de bir sınırı vardır, onun dışına taşmaları mümkün değildir. Günümüzde yeni bir siyasal çıkış olmadığına göre, ciddi bir boşluk durumunun oluştuğu tartışma götürmezdir. Bu siyasal boşluğu demokrasi hareketinin doldurması son derece doğal ve zorunlu bir durumdur. Eğer demokratik güçler bunu yapamazlarsa, o durumda sistem AKP içinden yeni versiyonlar ortaya çıkarıp toplumun önüne sürebilir. Tıpkı 2002’de şimdiki AKP’yi ortaya çıkardığı gibi. Eğer böyle bir durum önümüzdeki süreçte birkez daha yaşanırsa o zaman tarih demokrasi güçlerini asla affetmez. Türkiye’nin tarihi demokratikleşme fırsatı çok kötü bir biçimde kaçırılmış olur.
Demek ki demokratik güçlerin birliğini sağlamak ve demokrasi hareketini geliştirmek zorunlu bir tarihsel görev durumundadır. Bunun için tarihi bir fırsat yeniden oluşmuş ve büyük bir zemin ortaya çıkmıştır. Kadıköy mitingi halkın buna hazır olduğunu herkese göstermiştir. Geriye kalan, demokratik birlik hareketini örgütlemek ve halka öncülük etmektir. Bunu da yapacak olan, ‘ben tutarlı demokratım’, diyen kadro ve örgütlerdir. Bunların samimi, cesur ve fedakar yaklaşmaları ve çalışmalarıdır.
Açıkça görülüyor ki, demokratik güçler tutarlı davranır ve çalışırlarsa tarihi yaratıcısı olabilirler. Bu rolü oynamazlarsa da tarihin lanetlisi durumuna düşerler. Durum bu kadar net ve görev bu denli tarihidir. Başarmaktan başka da tarihin karşısına yüz akıyla çıkma imkanı yoktur. Bu tarihsel sınavın sonucu yakın gelecekte görülecektir.
|
|