| |
| Eklenme Tarihi: 9.06.2008 Saat: 23:13 |
|
|
'Ya canın ya da malın!. Evet ilk bakışta soyguncuların, suç şebekelerinin hitabları gibi çağrışım yapıyor. Yanlışta sayılmaz. O tür kişilikler gözlerine kestirdikleri insanlara, bu iki öneriyi sunarak ve korku zemini meydana getirerek eşyalarını, paralarını gasp ederler. Bir bakıma içerisinde 'yarışma modülü' de taşıyan bu soru şekli genellikle de ikinci alternatifin seçilmesiyle sonuçlanır. Ne de olsa can daha önemlidir ya.
Bir de günümüzün suç şebekeleri var. Kurumlaşmış organizasyonlar. Yani ahtapot misali örgütlenmiş, devlet organları. Ait oldukları topluma aynen başlıktaki soru biçimi gibi bir yaklaşım gösteriyorlar. Örnek ülkeleri çoğaltabiliriz, ancak listenin başındaki devleti belirtmeden diğerlerine geçersek ahlaklı davranmış olmayız. Evet Türk devletinin askeri kurumu olan TSK'dan bahsediyoruz. Kendilerinin vatandaşlarına karşı ortaya koyduğu askerlik politikası ve düzenlemeleri bireylere 'ölmek' ya da 'malını vermek'ten başka hiçbir seçenek tanımamaktadır.
Şöyle ki Türkiye Cumhuriyeti'ne 'vatandaşlık bağıyla bağlı olan' 20 yaşına girmiş bütün 'Türk' gençlerinin, uzun bir süre 'vatan hizmeti' yapmaları gerekiyor. Önemli bir sağlık sorunu olmayanlar ve üst düzey komutanların aileleri, yakınları bu kanundan muaflar. Onların dışındakiler bu görevi yapmak zorundalar. Kanunen de hiçbir kurtuluş yolu yok. Zaten askerlik yapmayana kız da vermiyorlar. Anlaşılacağı üzere Türk askeri kurumları ülke 'sınırları' içerisinde yaşayan gençlerin 'canından' bu şekilde yararlanıyor. Acımasızca kendi emelleri için operasyonlara sürüyorlar. Sınır ötelerine gönderiyorlar. Kürdistan'lı insanlara karşı devam eden kirli 'yoketme' planlarının maşası konumuna getiriyorlar.
Bir de malum askeriyenin 'malını' gasp ettiği insanlar var. Onlar o memleketten de binlerce kilometre uzaklarda yaşıyorlar. Kendilerine göre kurdukları bir yaşantıları, aileleri, ticari hayatları, yani kısacası bir düzenleri var. Ama bu 'yasal' şebeke yurt dışındakilerin parasına, malına da göz dikmiş durumda. Sömürgeciliğinin bedelini onlardan da gayet 'başarılı' bir şekilde alıyor. Adını da çok güzel belirlemişler. 'Bedelli Askerlik'. Evet ne bedel ama. Malum 'vatandaşlık bağıyla bağlı olan' kişilerin tüm çirkeflikleri izlemelerine karşı ödemeleri gerek ücret.
Evet, kimi vatandaşın 'malından' kimisinin de 'canından' faydalanıyorlar. Yani bir bakıma hem 'etinden' hem de 'sütünden' avanta alıyorlar. Bu sistem böyle gitmemeli elbette, gidemez de zaten. Özellikle de son dönemlerde özverili, cesur arkadaşlar aracılığıyla gelişen Vicdani Red çalışmaları çok önemlidir. Görünen o ki gün geçtikçe daha da çok insanın güvenini kazanıyor. Toplumun tüm katmanları, özellikle de gençler bu anti-demokratik gaspları deşifre etmelidirler.
Tabi deşifre edebilenlere de kanunda yer açılmış. TCK'nın 155. maddesine göre 'halkı askerlikten soğutmak'tan yargılanabilirsiniz. Gelin bu suçu başımız dik bir şekilde işleyelim. Seve seve işleyelim!
Eğer bu gün ortaya güçlü bir irade çıkartılamazsa unutulmasın ki yarın çocuklarımız da aynı uygulamalara maruz bırakılacaklardır. En iyisi mi şimdiden başkaldıralım ve güzel günler umuduyla yürekliliğimizi bütün kan emicilerine gösterelim!
|
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
| |
|