| |
| Eklenme Tarihi: 14.06.2008 Saat: 11:23 |
|
|
Bazı şeyler vardır yapılması yanlış olur. Dolayısıyla böyle şeyleri yapmamak gerekir. Örneğin Zap operasyonu sırasında AKP’nin türban yasası çıkarması gibi. Şimdi bu da AKP’nin üzerine düşmüş ve AKP altında kalmış gözüküyor.
Bazı şeyler de vardır hiç ama hiç yapmamak gerekir. Böyle şeylerin yanlışı ve dolayısıyla düzeltmesi olmaz. Yangına körükle gitmek türünden olaylar bunlar. Örneğin KCK Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik 6 Mayıs 1996 tarihinde gerçekleştirilen araba patlatmalı suikast girişimi gibi.
12 yıldır olaylar bir yönüyle bu doğrultuda gelişiyor. 6 Mayıs katliam girişimine PKK’nin 30 Haziran’da Dersim’de fedai eylemiyle karşılık verdiği biliniyor. Şimdi bu eylemin 12. yıl dönümüne doğru gidiliyor. Fedai eylemiyle Zilan’ın bir efsane haline geldiği görülüyor. Ve Kürt tarihinin kutsal azizesi olacağı anlaşılıyor.
Peki bu nasıl böyle oldu? Türkiye Cumhuriyeti yönetimi böyle yapılmaması gereken bir şeyi nasıl yaptı? Besbelli ki Türkiye’de Kürt inkarcılığı ve imhacılığı rejimin gözünü kör etmiştir. Telafisi mümkün olmayacak yanlışlar yapabilmektedir. Sorun Kürt sorunu olursa, yangına körükle gidebilmekte, her türlü çılgınlığa başvurulabilmektedir.
Şimdi 12 yıl öncesine benzer çılgınca bir yanlışlık yeniden yapılmaktadır. KCK Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki fiziki ve psikolojik işkence artırılmakta ve yeniden imha süreci geliştirilmeye çalışılmaktadır. PKK yönetimi 1 Mart 2007 tarihinde Önder Abdullah Öcalan’a yönelik kronik zehirlenme girişiminde bulunulduğunu açıklamıştı. Geçen 16 aylık süre içerisinde hiç kimse bu iddiayı ciddi biçimde yalanlayamadı. AKP hükümeti yaptığı pratik girişimlerle bu durumu bizzat doğrularken CPT ise böyle olmadığını, raporuna birçok konuda tedavi ihtiyacını koyarak bu iddiayı doğrulamış oldu. Kürt halkı 16 aydır bu durumun yol açtığı infiali yaşıyor. KCK Önderi Abdullah Öcalan’ın tedavisi ve yerinin değiştirilmesi amacıyla 8 aydır “Êdî Bes e hamlesini” yürütüyor. Kürt gençlerimiz ve kadınlarımız her gün ayakta. “Önder APO’nun sağlığı bizim sağlığımızdır” diyerek gece gündüz protesto eylemler, içinde oluyor. PKK yetkilileri ise, “infial halinde olan gerillayı zorla durdurduklarını” açıklıyorlar.
Şimdi tüm bunlar yetmiyormuş gibi avukatlarıyla da yaptığı her görüşmeden dolayı KCK Önderi Abdullah Öcalan’a 10 veya 20 gün hücre içinde hücre cezası veriyorlar. KCK Önderi İmralı’da geliştirilen bu durumu 1981, 82’de Diyarbakır Zindanı’ndaki uygulamalara benzetiyor. Geliştirilen bu işkence sistemini Apoculuğu ülkeden, halktan, örgütten, özgürlükten, insanlıktan vazgeçirme çabası olarak geliştiriyor.
Zaten hiçbir hakkının olmadığı İmralı işkence sisteminde söz konusu hücre cezalarının uygulanmasıyla, her şey elinden alınarak adeta psikolojik olarak bitirilmek isteniyor. KCK Önderi bu durumu “intihara veya teslimiyete sürükleme çabası” olarak değerlendiriyor. “Bu durumun böyle devam edemeyeceğini” belirterek herkesi sorumlu davranmaya davet ediyor. On yıllık İmralı süreci boyunca ilk kez Diyarbakır zindan direniş gerçeğini hatırlatıyor.
İmralı işkence sistemi, artık dayanılamaz hale gelmiştir. Peki AKP Hükümeti’nin yaptığı tutum ateşe benzin dökmek değil de nedir? “Her türlü zulüm veya katliama ben izin veririm” diyerek genelkurmay başkanlığına böyle şirin görünme çabası Türkiye’yi ateşin ortasına atmıyor mu? Yapılan bu tahrik 6 Mayıs 1996 saldırısından daha tehlikeli değil mi? Bu durumun yol açacağı yeni 30 Haziranların tek sorumlusu AKP Hükümeti olmayacak mı?
Bunları sormaya ve söylemeye bile gerek yoktur. Zaten Kürt halkı bu gerçeği iliklerine kadar hissetmekte ve Êdî Bes e hamlesinin ikinci aşamasını “İmralı işkencesine son” şiarı altında geliştirmektedir. İmralı’nın varlığı Kürt halkı için işkence olmaktadır. Artık bu vahşi işkenceden kurtulmanın zamanı gelmiştir.
Kürt halkı infial halindedir. Önderliğine yapılan bu baskıyı kabul edemez. Bir gün bile bu hakaret altında yaşayamaz. Başta Kürt gençleri ve kadınları olmak üzere halkın çok sayıda tepki vereceği açıktır. Zaten bu kadar baskı ve hakarete karşı, hiç kimse de Kürtlerden başka bir davranış beklemesin. Devletin 6 Mayıs’ı varsa, bizim de 30 Haziranımız var. Gençliğin, halkın ve demokrasi güçlerinin de Zilan’ı var.
Belli ki İmralı işkencesine son kampanyası Zilan ruhuyla geliştirilecektir. Bu ruhun da kesin başarıyı içerdiği açıktır. O halde Zilan ruhuyla İmralı işkencesine son hamlesini başarıya götürmek için görev başına! Böyle yapılmalı ki 12. yıldönümünde Zilan ruhu şad olsun.
|
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
| |
|