Yaklaşık iki yıldır beraberiz. Bu beraberlik daha da devam edecek gibi görünüyor. Genelde kültür sanat üzerine olan yazılara ağırlık verdim. Çünkü yeterince siyasi yazılar yazan arkadaşlar vardı. Hem benim alanımda kültür sanat. Öyle olunca da kültür sanat üzerine yazmak benim için daha iyi bir tercih gibi göründü. Kimi zamanda ülkemin bağrından koparılıp götürülen çiçeklerimize ağıtlar yaktım. Yüreğimdeki acıyla ve yüreğime kalemi batırarak dile getirdim tüm öfkelerimi. Seçim döneminde halkımızın yanlış tutumuna karşı zehir zemberek bir yazı kaleme alıp bu sitede yayınlattım. Sanatçılarımızı, şairlerimizi ve yazarlarımızı yazdım. ‘’Gül Bahçesine Girenler’’ adında bir dosyada topluyorum tüm bu yazıları. Peki kimler girdi gül bahçesine: Ozan Dino, Vecdi Erbay, Mehmed Uzun, Hicri İzgören, Müslüm Yücel, A. Kadir Konuk, Müslüm Aslan... ‘’Gül Bahçesine Girenler’’ adlı dosyama daha birçok topluma mal olmuş sanatçı ve yazarlarımız da girmeye devam edecek. Çünkü onlar gerçekten sanatlarını layıkıyla icra ediyorlar. Biz Kürtler ise birbirimize fazla değer vermeyiz. Egemenlerimizin öne çıkarttıkları kültür adamlarını daha değerli buluyoruz. Üzücü bir durum, ama böyle. Halbuki, bizim sanatçı ve yazarlarımız her anlamda onlardan çok çok önde. Bunu iddia ediyorum. Değişik gazete ve dergilerden yazılarım yayınlandı bugüne kadar. Ve hepsi benim için çok değerliydi. Ama gençlerle birlikte olmanın mutluluğu ve heyecanı bana çok farklı geldi. Beni okuyanların tepkilerini eskiden elektronik posta adresime gelen iletilerden biliyordum. Daha sonraları yoğun bir şekilde, bilinen adresime küfür ve tehditler gelince e-mail adresimi kaldırmak zorunda kaldım. İlişki adresi olarak kişisel sayfamın adresini verdiler rojaciwan’ın yöneticileri. Buradan bir kez daha teşekkür etmek istiyorum yönetici arkadaşlara. Dediğim gibi, daha önceleri okuyucular beğendiklerini e-mail yoluyla bana bildiriyorlardı. Beğenmeyenler de belki suskunluğu tercih ettiler, bilemiyorum. Kısacası öykü, şiir ve deneme yazan birisiyim. Ve henüz yayınlanmamış bir de romanım var. Beni takip edenler zaten tüm bunları biliyor. Bu yazım farklı olsun istedim. Onun için bu iki şiiri beğeninize sunuyorum. Saygılarımla...
AĞIT
I Ah belalı başım ben bana düşman olmuşum Baal’dim, El’dim yaklaşın birbirinize Yapışık yüreklerdiniz hani ne oldu size Ömer Hayyam ağarken sonsuzluğa Ak sakallarından al şaraplar damlar Kızıl gözyaşı döküp halinize ağlar
II
Ben ki Diyarbekir’im Ne kavmi necip sandım kendimi Ne de üstün, Mardin’im Ya da Cizira Botan Sarı taşlar fısıldardı dualar, Sarı taş duvarlı manastırda bir Rahip Biraz yukarıda Tavus-u Azam Gümüş kapıda Hızır Ulu Cami uluca bakar Duruşumla gülüşümle mütevaziydim hakeza İstar’dım, Zerdeşt’ dim, İbrahim olurdum kimi zaman Bizi biz yapmak istiyen Mani’yi ağlatmayın.
Söze Köz Düşürdüler
Ağulu sözlerin ilmeğinden geçtim Benki ışıktan bir sütun gibi Ağıp gökyüzüne dört yana ışıklarımı saldım Anlamazlar, aşağılayan aşağılıklar Gümbürtülü mavi bir bulut gibi Can verdiğim ilk hayatı bilmezler Şahidimdir tozlu tabletlerim
Onlar beni cemrelerin ahenginden sorsun Büyüyen umut kalesiydim yenildim Yenilgi hepimizin davacısı İstar’ın bağışlayıcı nutkundan bunu anladım Ah, güçlü bir sarsıntı, sarsılın diyorum
Diyeceğim şudur ki, Ulu bir çınar idim dallarım kurudu Gerilerde kaldı şatafatlı heybetli duruşum Şimdi ise talancıların prova alanıyım
Dilim bıkkın bu diyarda artık, yasaklı Söze köz düşürdüler ve bitsin bu azap diye Dağlarında ay yüzlü çocukları var Ben olaydım sırt çantalarının dibindeki ekmek kırıntısı O kırıntıda gördüm geleceğin kardeşlik şen şakrak sofrasını Ve o ay yüzlü çocukların dışında hepinize küskünüm
|
|