|
Biz de Önderlikten kaynaklı olarak felsefe hiçbir zaman yaşamdan kopartılmadı, ulaştığımız bilimsel verilerden de kopartılmadı. Önderlik her zaman bizde kadro sorunlarını toplumun sorunlarını felsefi açıklamalarla ele aldı, birbirinden kopartmadı. Bu bizde bir avantajdı.
Diğeri tarihsel bakış açısında, felsefe çok dıştalanmış. Bir süre sonra tarihin de aslında sosyal bilimlerden bir tanesinin kolu yapılmasından dolayı aslında nesnel olması gerektiği, insanın yorumunu içermemesi gerektiği, bir nedensellik zinciri içerisinde işlediği dile getirildi. Buna da tarih bilimi denildi. Biz de çok yaygın olarak bunun etkisinde kaldık. Mesela bir soru sorarsak; daha önce de çok tartışmıştık. Şeyh Bedreddin niye yenildi derdik? Marksist yorum nedir? Mecburdu yenilecekti. İstemi güzeldi ama teknik araçlar zayıftı, insanlığın o dönemde ona geçmesi mümkün değildi. Yani eşitlik özgürlük o dönemde yaşanamazdı.
Bu nasıl bir tarih yorumudur? Ve hepimiz de bunu kabul ettik. O zaman hiçbir çağda özgürlük yaşanmaması gerektiğini belirten sınıfsal tarihi onaylayabilir miyiz? Yıllarca öyle yapmadık mı? O zaman şu çıkıyor ortaya; felsefeyi tarihten ayıramazsınız. Felsefeyi tarihten ayırırsanız, o zaman tarih, kuru, ahlak anlayışı olmayan doğruyu yanlışı ayırt edemeyen bir nedensellik zincirine döner. Hatta iyi ve kötü yorumu bile kalmaz. Mecburiyet zorunluluk, nedensellik ve sonuçlar kalır. Onun için tarihe de felsefeyi katmak zorundayız.
Önderlik kadar tarihi felsefeyi yorumlayan başka bir insan yoktur. Hatta Önderlik bu noktada öyle ileri gider ki, sanki o çağda yaşıyormuş gibi yorum yaparak, mesela “İskender döneminde böyle düşünmüş ve yapmamıştır” diyor. Sanki İskender’in aklındadır ve sanki bizzat o çağda yaşıyormuş gibi yorum yapıyor. Okuması, araştırması bundan kaynaklanıyor. Önderlik diyalektik olarak kendisini işletme biçimi ve düşünce sistemine sahiptir. Ama söylenmek istenen Önderlik tarihe öyle bir yorum katıyor ki, felsefe katıyor ki, o çağda yaşıyormuş kadar canlı anlatıyor.
Ve Önderlik çok güzel yer tutar, taraf tutar. Müthiş bir şekilde tarihte felsefi taraftardır. Hiç bir zaman Önderlik bizim gibi, “o çağda bu yaşanıyormuş, normalmiş” demez. Hiçbir zaman Önderlik dememiştir ki, kadın ezilmek zorundaydı, mecburdu buna diye. Hatta Önderlik bunu öyle bir noktaya getirmiştir ki, 2500 yıldır yaşanan sistemin bir sapma olduğunu söylemiştir. Müthiş bir tarihi yorumdur, çoğunun söylediği gibi “tarih ilerlemek zorundaydı, teknik araçlar birikecekti, ondan dolayı bir yere doğru gidiliyordu, bu da normaldi. Ondan dolayı sınıfsallık mecburdu” demez.
Önderlik bunların hiçbirini kabul etmemiştir. Ve demiştir ki, tarih sapmadadır. Ve bu bir felsefi yorumdur. Önderlik tarih içerisinde taraf tutuyor. Oradaymış gibi taraf tutuyor. Mesela Önderlik cinsel kırılmadan bahsetmektedir. Kadının genel kırılmasını kabul etmemektedir. Mesela bu sistemin dayandığı bazı doğrular vardır, nedensellik böyledir, dolayısıyla haliyle erkek egemenliğine doğru gidiliyordur dememektedir. Orada taraf tutmaktadır. Zaten bu taraf tutmayı yapamazsanız, tarihi tersine çeviremezsiniz. Marksistler onun için kaybetmişlerdir. Onlar da felsefeden kopuk bir tarih yorumunu kabul etmişlerdir. Tarih yorumlarına felsefeyi katmamışlardır. Nedensellik mantığı içinde tarihi bir bilim olarak ele almışlardır. Şimdi bunlar ortaya çıkmakta ve çökmektedir. Sosyal bilimlerin diğer bütün alanları antropoloji, arkeoloji, genetik bilim ve en önemlisi de kuantum fizikteki gelişmeler, geçmiş toplumsal yorumların insanlık yorumlarının oluşum, varlık koşulları yorumlarının öyle söylendiği gibi olmadığını ortaya çıkarmaktadır. Eskiden şöyle düşünüyor olabilirdiniz; toplum sürekli ileriye doğru gidiyor. İleri denilen nedir? Toplumun kalabalıklaşması, karmaşık yönetim organizasyonlarına kavuşmasıdır. Şimdi öyle olmadığını söylüyorlar. En karmaşık toplum organizasyonları adı altında halkların devlet tahakkümüne tabi tutulduğunu söylüyorlar.
Şimdi antropoloji şu gerçekliği çok iyi ortaya çıkarmıştır ki, artık teorik bir tartışma olarak değil, toplumların hiyerarşisiz, devletsiz yaşadığı bir dönem vardır ve bu dönem insanlık ömrünün yüzde 98’lik bir bölümünü kaplamıştır. Yine günümüzde ele alınan birçok bilim dalının aslında iktidarın tahakkümünde kaldığını yorumluyorlar. Ondan dolayı insanlara bütün gelişmişliğine rağmen, eşitlik özgürlük getirmediğini söylüyorlar. İşte bu konuda genetik tartışılıyor, psikiyatri tartışılıyor. Sosyoloji, antropoloji ve arkeoloji tekrar tartışılıp yerli yerine oturtuluyor. Tarihe bir bakış açısına ek yapılıyor, niye böyle bir şey yapılıyor? Acaba arkeoloji ve antropoloji, toplum bilimleri ve kazı bilimleri insanlığın sorunlarına çözüm olacak tarzda nasıl ele alınabilir? Tarihi doğru okuma açısından nasıl ele alınabilir?
Ve bu amaçla şunu sorguluyorlar, tarih insanlığın eşitlik ve özgürlüğünü arttırma doğrultusunda nasıl kullanılabilir. Aynı şey diğerleri için de geçerli psikiyatri, jinekoloji, genetik bilimler, sosyoloji ve daha birçoğu toplum tarafından bir şeyler koparılıp iktidar tarafına ek yapmak için veya toplumu ve insanın bedeni ve ruhsal yapısıyla daha fazla merkezi üretim sistemine daha hızlı sokmak için değil de, eşitlik ve özgürlüğü arttırmak için nasıl kullanılabilir? Mesela çoğumuz gidip tedavi oluyoruz, tıp'ı sorguluyoruz. Tıp acaba bizim eşitliğimize ve özgürlüğümüze ne katıyor? Yoksa hızlı tedavi edilip merkezi kapitalist üretim sistemine hemen katılmamız mı hedefleniyor? Sizce hangisi geçerli? Peki, bizim ruhsal sorunlarımızı niye çözüyorlar? Nitekim ruhsal sorunlarımızı yaratan bu sınıflı toplumun kendisidir. Kadını bu kadar bastıran bu erkekliktir. Aramızda hiçbir uyumu bırakmayan sistemdir. Psikolojik sorunlarımızın kaynağı bu değil midir? Budur. Peki, sonra niye bizi tedavi ediyorlar? Ya yaratma bu sorunları ya da tedavi etme. Ettiysen özgürlüğüm gelişsin. Psikiyatriye gidip özgürlüğünü geliştiren var mı? Yoktur. Peki, niye tedavi ediyorlar? Çünkü sen bozuk bir ruhsal ve bedensel dengeyle üretime iyi katılamıyorsun, ne yapacağın belli olmuyor. İşte intihar ediyorlar. Bu bile kapitalizme zararlıdır bir işçi daha gitmiş oluyor. Yani sorunları çözmüyor.
Bakın jinekoloji bile 150–200 yıllık tarihi vardır, fakat kadın özgürlüğü için bir şey vermemiş diyorlar; niye? Nasıl olur? Kadının kendi bedenini öğrenmesi, çözümlemesi onu geliştirmez mi? Geliştirir. Önderlik de bunu yaptı. Peki, jinekoloji bilim olarak bunu neden yapamıyor? Aslında jinekolojinin yaptığı, kadının erkenden tedavi edilip sisteme dâhil edilmesidir. Şimdi bunların hepsi sorgulanıyor işte. Sorgulanınca ortaya ne çıkıyor? Felsefe. Bunların hepsini felsefe üzerinden yapıyorlar. Bilimsel verileri, ideolojik tartışmaları, teorik tartışmaları da yapılıyor. Biz de çok yaygın olarak yapıyoruz. Esas felsefe üzerinden yapılıyor. Ki bunların tekrardan kuruluşu yapılacaksa, bu şarttır.
Yeni bir tarih bakışı yaratmamız şarttır. Sosyal bilimleri tekrardan ele almamız şarttır. Önderlik gibi tarih oluşturmak, topluma bakmak gerekir. Yani sosyolojik, psikolojik sorunlarımızı bile bunun içerisinde ele alacağız. Yani özgürlük eşitliği geliştirecek şekilde ele alacağız. Şimdi psikanaliz çok tartışılıyor. Örneğin bir araştırmacı var. Dersim’li Düzgün Gökhan isminde, Önderliği ele almıştır. Bir Önderi Savunmak diye bir tez yazmış. Önderlik alt benlikle üst benliği ortadan kaldırmış biridir diyor. Yani ilk defa kişilik bütünselliğine ulaşmış bir insandır diyor. Ama bunu niye söylüyor? Önderlik duygu düşünce parçalanmasını aşmış kişiliktir, ruh parçalanmasını aşmıştır.
İnsanlığın bölünmesi üzerinden hareket eden hiçbir bilim dalı insanlığın sorunlarını çözmüyor. Onun için Önderliği ele almaktadır. Önderlik insan ve toplum psikolojisini çok farklı ele aldı. Sistemin tanımlarıyla alt benlik ve üst benliğe göre yapmadı. Benliğin özgür kılınmasına göre yaptı. Bundan dolayı Önderlik paradigmasını oluştururken, toplumun bütün sorunlarını, geçmişi sorgulayıp yenisini kurma yönünde yorumlarına hız verdi. 70’den beridir böyle bir arayış vardır. Biz bunlara ulaşmak için de felsefeyi bilmeliyiz. Ve bunun temeli de şudur; geçmiş felsefe okumalarımızı gözden geçirmeliyiz. Bundan sonra yeni felsefeyi okumaya çalışmalıyız. Öğrenmeliyiz, uygulamalıyız. Böyle olursa, bu Önderliği anlama çabasına katkı sunacaktır. Ve şu anda toplumun sorunlarını analiz etmede de, siyasi gündemi anlamada da, insanlığın durumunu anlamada da ve bunun daha sonra nasıl düzeltileceğine ilişkin perspektif oluşturmada da bize faydası olacaktır.
|