Mahmut Aslan
Mahmut AslanUyduruk gafil kişilikler!
Kasım ENGİN
Kasım ENGİN“ASTUBAYKEN ER OLMAK“
Mahir Deniz
Mahir DenizFELSEFEYE GİRİŞ -13-
Cemil Bayık
Cemil BayıkÎstismara dîn
Günay Aslan
Günay AslanAjanda..!
Kakşar Oremar
Kakşar OremarÊşa Giran: Xwekujî...
Hemîd DILBIHAR
Hemîd DILBIHARKonferansa serkeftina kurdî
Ahmed Aktaş
Ahmed AktaşAzadiya Welat
Mihemed ORHAN
Mihemed ORHANAKP û Artêşa Tirk, Ji Bo Şerekî Nû Amadekariyan Dikin
Mizgîn Bîngol
Mizgîn BîngolBal
Cemo Devrim
Cemo DevrimÖlümü Yenenler...
Erkan Kobanlı
Erkan Kobanlı21.yüzyıl Prokrust'ları
Rotînda Yetkîner
Rotînda YetkînerKatliyam pilanlayanlar Barışı anlayamaz
Nurhak Erdal
Nurhak ErdalSavaşın gölgesinde 1 Eylül’e giderken
Ülkem Zeremya
Ülkem ZeremyaEBEDİ KOMUTAN’A
Selahattin Erdem
Selahattin ErdemÇeyrek asır
Özgür BİLGE
Özgür BİLGEFETTUL-MÜNAFIK U KATİL-QERDOĞAN’IN PANZEHİRİ
Ahmet Dere
Ahmet DereŞERÊ GURC Û RÛSAN
Abdullah Öcalan
Abdullah ÖcalanBÜYÜK ARAMAK, BÜYÜK BULMAYA ÇALIŞMAK, BÜYÜK SAVAŞI DOĞURDU
Mehmet Sögüt
Mehmet SögütOnursuzlar Lanetlenir
Fırat Penaber
Fırat PenaberŞİMDİ DALMIŞIM
Ömer Dilsoz
Ömer DilsozSTEWR
Teman Dep
Teman Dep1 HAZİRAN KADIKÖY MİTİNGİ, ÖLÜM DEĞİL ÇÖZÜM VE MEDYA
Serbest Rêzan
Serbest RêzanRapora NY û xala 140 û vala derxistina iradeya gelê başûr
Siyamed Sipan Uğurlu
Siyamed Sipan UğurluNobedarên Azadiyê
Ömer Yüce
Ömer YüceAvusturya’nın Graz kentinde Amara Gençlik Festivali heyecanı başladı.
Konuk Yazarlar
Konuk YazarlarHasan ÇARÇELA: 3. Dünya savaşı
Hozan Dîno
Hozan DînoBitmeyen Yolculuk..!
Songül Beyazgül
Songül BeyazgülBiz Erkek Değiliz İnisiyatifi
Halil Uysal
Halil UysalEylül…
Mîr Qasimlo
Mîr QasimloSeîs wiha got: Em ê gazî vebêj bikin
Hayri Cewlik
Hayri CewlikBir Newrozun Anlattıkları
RC TEC
RC TECBu Haftaki Oyunumuz : Icindeki Dj
Berfîn Dilav
Berfîn DilavYüreğin Aydın yaşamın Yılmaz dı senin
Umut Özgür
Umut ÖzgürGÜNEŞİN GERÇEK SAHİPLERİ
Sedat İnci
Sedat İnciDağlara nakış ettik izlerimizi
Mehmet Mekin Yıkın
Mehmet Mekin YıkınKürt basını üzerine bir kaç söz
Zana-Qenco
Zana-QencoOPERASYON ve GELİŞMELER
Polat Can
Polat CanGERYANEK DI CÎHANA WÊJEYA NÛJEN YA KURDÎ DE
JÊHAT BÊRTÎ
JÊHAT BÊRTÎAnlatılması zor anlar
Rızgar Azad
Rızgar AzadŞaşırmayın; yanlış yapmayın!
İbrahim Güney
İbrahim GüneyEy TC! Senin gücün Kenan Güzel'e yetebilir mi?
Mehmet Alagöz
Mehmet AlagözUluslaşma ve Sanat
Firaz Baran
Firaz BaranBüyükanıt'ın yaptıkları
Hevîdar Munzur
Hevîdar MunzurTîrêjên Roja me îro ji herdemê geştirin
Argeş Arjin
Argeş ArjinGençlik eyleme, zafere....
Remzi Zilan
Remzi ZilanÖzgürlüğün Dili: ÇIĞLIK !!!
Cudi Arif
Cudi ArifÖzlemin patikalarında

 
Beni tartışmak demek; Bir Halk gerçeğini tartışmak demektir



Yazar Adı: Abdullah Öcalan


Yazarın Tüm Yazıları

Eklenme Tarihi: 22.06.2008 Saat: 12:51

Çok iyi biliyoruz ki, ciddiye alınabilecek, saygı duyulabilecek bir oluşumun ana özellikleri; düşmana da, halka da, dosta da kabul ettirildi. Son günlerde etrafımızda tekrar yoğunlaşan bir tartışma var. Özellikle Önderlik konusunda büyük bir tartışma var. Bu tartışma içinde düşman da var, işbirlikçisi de var, halk da var, bizler de varız. Düşman en üst düzeyde bizi ağzına alarak “Amaçları, hedefleri nedir, nereye gitmek istiyorlar, ne olmak istiyorlar” biçiminde araştırıp soruşturuyor. İşbirlikçiler de böyle; onlara göre bir Kürt önderliği olmaz, yöntemlerimiz çok tehlikeli, varlığımız bir bütün olarak onları en az düşman kadar korkutuyor. Halkımız ise geleneksel tarihi sezgisiyle, bu konuda bizi daha iyi anlıyor.

Tartışma uluslararası düzeylerde de var. Bu tartışma, “Terör müdür, değil midir” biçiminde sürüp gidiyor. Aslında sizler de, hazmetme sorununu yaşıyorsunuz. Oysa öncü en hızlı hazmedici olmalıdır. Hatta tartışmaların hazırlayıcısı ve lehte sonuç alanı olmalıdır. Biz bu konuda bağnaz ve dar ulusalcı yaklaşım içinde olmayacağız. Tartışmanın en kapsamlı bir insani devrime yol açması için ne gerekiyorsa onu yapacağız. Devrimin gelişimine, bu nitelikte değer verdiğimiz biliniyor. Şimdiye kadar yapılan; daha çok buna hizmet eder niteliktedir.

Son Newroz olayları bu açıdan da değerlendirilebilir. Ortaya çıkan bu tartışmalı duruma, kimlerin nasıl yanıt vermek istediği, oldukça dikkat çekici gelişmeler olarak kendini daha şimdiden sadece ülkeye değil, uluslararası ortama da tartışmalı bir biçimde hissettirdi. Düşman cephesinden gelen yanıt; oldukça derli toplu ve her türlü imhayı içeren bir acımasızlıkta. Önüne ne çıkarsa ezip geçen, geleneksel ve barbarca bir politika, bir saldırı biçimindeydi. Düşman cephesinin hiç yadırgamadığımız ve beklediğimiz bu yönelimini, halk ve az çok insani anlayış ve tutumda olan dostlar görüp, öğrenip, değerlendirsinler diye, bazı gerçekleri ortaya çıkarmaya özen gösterdik.

Çok utanmazca ve rezilce bir saldırı olayı yürütmek istediler. Aylarca önce her türlü tank, top, görülmemiş yoğunlukta asker, her türlü birlikler ve uçaklar hazırlatıldı. Olası direnme odakları etrafına yerleştirildi. Ve kendi deyişleriyle çok açıkça “Bir korku dünyası yaratarak sonuç almak” istediklerini herkese gösterdiler. Bizim de yaklaşımımız; daha çok ne olduklarını ortaya çıkarmak, niyetlerinin, uygulamalarının ne olduğunu, halkımıza ve dünyaya göstermekti. Düşman kendini, “Bir ayaklanma olacak, biz de buna çare olarak bastırırız” havasına kaptırmıştı. Biz de özgürlük yürüyüşümüzü kesintisiz sürdürerek, durduramayacağı büyüklükte bir yanıtla karşılık vermiştik. Sonuçta, her zaman olduğu gibi filin hareketlerine, karınca hareketiyle karşılık verme gibi bir durumla yüz yüze bırakıldık. Ve belki de bir kaç küçük karıncayı ayağı altında ezdi, ama kesinlikle yürüyüşe devam edildi.

Halk savaşının böyle genel bir rotası vardır. Bizde de sürekli yaşanan budur. Fakat düşman kendini ele verdi, kendi yandaşları, müttefikleri içinde bile ne kadar barbar olduğunu gösterdi. Ve denilebilir ki, bu sistem içindeki en tehlikeli rejimin nitelikleri ortaya çıktı. Bunun kabul edilemeyeceği, biraz teşhiri, hatta tecridi konusunda ciddi bir durum ortaya çıktı. Ve süreç içerisinde etkileri giderek daha fazla ortaya çıkacak. Halkın, daha kapsamlı biçimde, kendi gerçeklerini görmesi söz konusu. Özellikle son yılların, hatta yüzyılların körleştirdiği, duyarsızlaştırdığı Kürt gerçeğini, oldukça unutulduğu gafil bir durumdan yavaş yavaş sıyırarak, kendini tanımaya başlamasıyla; daha ciddi, daha az korkuyla ve “Ölüm kader değildir, kurtuluş da mümkündür” biçiminde bir duygu ve düşünce arayışı içine çekti. Ve şu anda halkta en yoğun yaşanan olay budur. Bu iş, ilk defa bir gerçeğin ve şakası olmayan bir gelişmenin ağır basan yönüdür.

Özgür bir yaşam mümkündür: Biz öz yaşam denilen olayın içine giriyoruz. Eski, sefil, her yönüyle kendini inkar eden, “Benden bir şey çıkmaz, benden adam olmaz, ölmüş bitmişim” türünden, hepinizi yoğun biçimde etkileyen bu iflah olmazlığın aşılabileceğine dair bir inanç, bir kararlılık artık söz konusudur. Bu, ulusal ve tarihi çapta yeni bir kavrayış ve karara ulaşma anlamına da geliyor. Daha çok incelemek gerekiyor. Gelişmelerin veya asıl dava konusu olması gereken devrimin esas sahiplerinin durumunun gözlemlenmesi, araştırılması gerekiyor. Bu durumda halkın, devrimin yoluna sokulması, devrimin yönteminin, hedeflerinin, örgütünün ve eyleminin bu derin uyanış temelinde halka verilmesi kolaylaşır ve daha soylu değerler ortaya çıkar.

Unutmayalım ki bu, ilk defa kendini dışa vuran geniş bir imkan ve olanakla, bundan sonrasını getirebilme özelliğine sahip bir çalışmadır. En ilginç gelişmelerden birisi de, geleneksel işbirlikçi dediğimiz yabancıya uşak olan, hizmetçiliği çok basit kişisel, ailesel çıkarlar temelinde yapan kesimde görülüyor… Halkımızın tam da ölüm-kalım günlerinde ve yeniye doğru adım attığı bugünlerde yanı başımızda bitiyor; “Böyle bir önderliğin yöntemleri Kürt halkını bağlamaz” diyor. Kürt halkı derken, aslında sadece işbirlikçi sülaleyi kastediyor. Devlete, “Biz farklıyız, biz sizin kapınızda ancak uşak olabiliriz” diyor ve kapılarından ayrılmıyor. Halen orada düşmanla, Newroz’un, yeni gün doğuşunun halkımıza getireceklerini nasıl önleyeceklerini köklü tartışıyor ve köklü kararlara ulaşmak istiyor.

Bu, aslında bir rastlantı değil; tarihte olup bitenin, yüzyıllardan beri yaşadıkları bir gerçeği çok trajik, trajikten de öteye, alçakça bir biçimde ortaya koyuyorlar. Ankara kapılarında neyi tartışacaklar? “PKK Önderliği nedir, nasıl yenilir, Kürt halkını yeni bir takım gelişmeler içine nasıl itiyor, öz kimliğe nasıl kavuşturuyor” bunu görüşecekler. Ardından bunu önlemek için tedbirlerin neler olabileceğini ve askeri-siyasi ajanlık temelinde ne varsa onu görüşüp değerlendirecekler. Birlikte halkı bastırma! Bunlar yüzyıllardan beri bu işi yapıyorlar. Halk o zaman dilsizdi, öncüsüzdü, sessizdi, dolayısıyla işlerini açığa çıkmadan yapıyorlardı. Fakat PKK’nin ortaya çıkışının kendine has bazı özellikleri vardır. Her şeyi ortaya çıkaran ve kimin ne olduğunu açıkça gösteren özellikte olduğu için, bunları da açığa çıkarmak zorunda.

Halk devriminin bir çok özelliğinin sökün etmesi, kendini gün yüzüne çıkarması söz konusudur. Öyle bir gün yüzüne çıkarma ki; bu senenin karını gördük, halen nasıl bu bitkiler kendilerine gelemiyor, yine kayalıklar altında zor bela başını uzatan bir bitki sararıp solmuş olarak nasıl çıkıyorsa, bir halkın öyle boy vermesidir. Çok katı, dondurucu bir soğukta ve çok sert bir kayalık altında sararıp solmuş olarak filiz verme gibi bir durumla gün ışığına, tarih sahnesine çıkması söz konusudur ve bu önemlidir. Hassaslığı ve nazikliği kadar umut vaat ediyor, ama aynı zamanda çok tehlikeli, dikkat edilmezse rahatlıkla biçilebilecek bir durumdadır. Şimdilik hassasiyetimiz, duyarlılığımız, tedbirimiz bu nedenledir ve sonuna kadar geliştirilmelidir.

Gün yüzüne çıkma olayı halk gerçeğimizde kesinlik kazanıyor. Sizler de az çok bir öncü olarak yeniden şekillenirken, bunu değişik bir düzeyde yaşadığınızı göz ardı etmemelisiniz. Mevcut şekillenme; eskinin ağır ve aşırı baskıları altında, oldukça çarpık, heyecanlı, ikircikli ve tereddütlü ama, en az o kadar da umutlu oluyor. Siz de netlik, kimlik sorusuna cevap vermeye muhtaçsınız. Unutmayın ki öncü oluşumu, bunu öncellikle kendi içinde gerçekleştirmekle mükelleftir. Öncü, halk bünyesinde, halkın siyasal, kültürel, sosyal gelişmesini öncelikle kendi içinde gerçekleştiren bir hareketin adıdır. Yüzyıl sonrasının, kendi dar yapısı içinde gerçekleştirilmesidir. Dolayısıyla öncüyü oluşturma, bütün yönleriyle öncüyü değerlendirme; onun oluşum özellikleri kadar, olumsuz veya aşılması gereken yönlerini aşma, edinilmesi gerekeni edinme, olumlu olanlarını benimseme, öncünün hep kendi içinde gerçekleştireceği işlerdir.

Son yıllarımızı öncüye hasretmemiz yerindedir ve gereklidir. Öncü kazanılmadan, toplumsal gerçekliği dönüştürme başarılamaz. Öncü kazanılmadan halk kazanılamaz. Öncü başarı yoluna sokulmadan, halk başarı yoluna çekilemez. Çok yoğun bir uğraş tamamen bu nedenle veriliyor. Önderlik de, buna çözüm olabilme gerçeğidir. Önderlik, gelişmeleri başlatırken, devrimcileştirirken, yeniden oluştururken, toplum ve ulus gerçeğini açığa çıkarırken, bunu önce kendi kimliğinde gerçekleştirmek durumundadır. Önderlik; ilerde bütün bir toplum içinde, bir halkın yeniden özgür oluşumunda yıkılacak her şeyi yıkmak kadar, yapma işini de gerçekleştirendir. Bunun için önce araştıran, daha sonra ayrıştıran, yıkılması gerekeni yıkan, yapılması gerekeni yapan, bunu siyasi, kültürel ve ruhi bütün boyutlarda yerli yerine, iç içe oturtulmasını sağlayabilendir. Ayrıca amansız düşman takibi ve imha seferleri altında olduğunu bilerek, düşmana karşı koyuşla birlikte, burada başarıyı esas alan bir tempoyu tutturan ve kendini yanıltmayandır. Eğer adına PKK’de önderlik diyorsak, bu biçimde gerçekleştirmekten başka çare göremeyen, bir ön yürüyüşün, en önde yürüyüşün de adı oluyor, kendisi oluyor. Öncü daha çok kendini buna göre ele alan, hazırlayan ve en önde gelen hareket oluyor. Bu tartışılmaz; bu edinilir, buna ulaşılır. Bizim yürüyüşümüz de, şimdiye kadar bu temelde oldu.

Şimdi herkes tartışıyor. Tartışmanın ağırlıklı yönü ben oluyorum. Nedir, kimdir, ne yapmak istiyor, nasıl yürüyor, nasıl kuşatırız, nasıl etkisizleştiririz; gece-gündüz, düşmanın gündeminde ve yandaşlarıyla birlikte düşünce üreterek, sağır politika geliştirerek halletmek istedikleri bir numaralı sorun bu. Tartışmaları gittikçe çok daha yaygınlaşıyor. Ayrıca, çok ucuz politikalarla birlikte; tehlikeli olanları kadar, komik olanları da geliştirmek istiyorlar. Şimdiye kadar biz, bu politikalar karşısında başarılı çıktık ve gelişmeyi tayin eden biz olduk.

Halkın serhıldanlara son katılımı; önderliksel çıkışı onaylamasıdır. Hem de ölümüne onaylamasıdır. Kürdistan halkı, PKK biçiminde somutlaşan önderliği, esas itibariyle de bizim yürüttüğümüz önderliği onaylamıştır. Kendimizi oya sunmadık, seçime sokmadık ama halk, ölümüne ve hiçbir talimat bile almadan, kendi ruhunun derinliklerinde, kendi sezgisiyle nasıl yürüyeceğini, hangi sloganla, haykırışlarla ve tempoyla yürüyeceğini ortaya koymuştur. Demek ki en önemli bir gerçeklik de; önderliksel çıkış kadar, halkın candan katılımıdır. Onaylamaktan da öteye müthiş katılımıdır. Bu, önemli bir saptamadır.

Halkın söylediği söz, belirleyici sözdür. Halk etkin biçimde kararını verdikten sonra, herkesin akıllı olması gerekir. Halka saygı duyanlar ve ‘biz de bu halktanız’ diyenler varsa; onun kan bedeli olan yürüyüş kararlılığına bağlı olmalıdır. Dolayısıyla mesele, öncülük düzeyinde ele alınacaksa ve bunlar halkın insanlarıysa; öncü, halkın çok iyi kanıtladığı ve kanıyla “varım” dediği gelişmeye ayak uydurmalı, eğer öncülük edebiliyorlarsa öncülük etmeli ve bunu koruyup geliştirmelidir. Bu eskisi kadar, hatta eskisinden çok daha güçlü bir halk emridir veya halkın kendisine bağlı olanların çıkarması gereken bir sonuçtur.

Halk bizimledir, halk Önderlikledir. Bu artık tartışılmaz ve kesindir. O açıdan militanlık, komutanlık ve önderlik yapan; kendini halk yerine, önderlik yerine koyup şarlatanlık, hırsızlık ve düşkünlük yapamaz. Keyfine göre hareket edemez; halkın istemi, halkın benimsediği önderlik neyi emrediyorsa, öyle emir alır ve öyle yapar. Militanın, bu yılın Newroz olaylarından çıkaracağı en önemli bir ders de budur. İrade ve karar gücü haline gelen halk yürüyüşünün bağlandığı bir Önderlik gerçeği var. Bu açıdan önder militanın, bütün gücüyle onun emrine girmekten, onun özelliklerini yaşamaktan başka bir görevi olamaz. Bunu kendinize kabul ettireceksiniz. Eğer halk adına çok söz söylemek isteyen, “Ben de halktanım” diyeniniz varsa, bunun anlam ve önemini kendisine özümsetmeli.

PKK Önderliğinde, PKK militanlığında fedakarlık, çaba ve karşılık düzeyi nedir? Bunlar iyi göz önüne getirildiğinde; önde gelen militanların tamamen büyük bir fedakarlık ve yaratıcılıkla kendini vermek isteyen, onu da ortak devrimci gelişme için harcayan, her şeyini adayan bir karakterde olmaları gerekir. Dolayısıyla bununla çelişme, adına ne denilirse denilsin düşman etkisi, sınıf etkisi, kalıntılar, son tahlilde felç eden ve kaybettiren bir tutum oluyor. Militan artık böyle yaşayamaz. Militan, her zamankinden daha fazla kendini, halkın o kesin yürüyüş kararına bağlı hisseden, engel tanımayan; değil engel olma, engel teşkil etme, geriye çekme, bunlara asla şans vermeyen kişiliktir. Artık bu, günümüzde emredici oluyor. Tartışılmaması ve günümüzde başarılması gereken, şimdiye kadar tartışmalarla, kararlarla oluşturduğumuzun somutluk kazanması ve son seçimde büyük bir güç olarak tamamen yaşanılan özelliklerin toplamı olunması gerekir. Militanların da, Newroz olaylarından büyük bir hassasiyetle çıkarabileceği en temel sonuç demek ki budur.

Artık bunlara da söyleyelim ki, bu işler yürüyecek. Yani ölümün kefeni yırtıldı, yaşama coşkusu, yaşama özsuyu artık kendini gösteriyor. O halde siz de kendinizi bununla yaşatmaya çalışın. Fakat bu lafla olmaz, bu kendini aldatarak hiç olmaz. Bu işin kanunları var, bu işin ruhu var. Cesaretiniz varsa, gücünüz varsa öyle yapalım. Bazılarınız saflarımızda arpacık kumrusu gibi düşünüyor: “Neydi bu başımıza gelen” diyor. Bunlar size yakışmıyor. Uçuşlarınız yarasa uçuşuna benzememeli, gün ışığı doğmuştur. Öterseniz de sabah kuşları gibi ötün! Bunun için bir halka inanmıyorsanız; en azından hak sahibi, zulme uğramış veya yaşaması gerekir dediğimiz insanların yaşam tutkularına saygılı olmalısınız. Katkınız böyle olacaksa yapın, onu esirgemeyin. Fakat hangi kişilikle, hangi dille, hangi yürekle yapacaksınız? Bunlar lafla olmuyor.

Ben kendimi acımasız bir biçimde, yirmi yıldır bu eyleme yatırdım, ki onun daha öncesi de vardır, belki de on yıldan fazla, hazırladığım ülkeyi alacakaranlıktan, buz gibi, her türlü baskının egemen olduğu ortamlardan umutlu ve çok diri olarak bu günlere getirdim. Bazıları halen bu günlerde bile ciddi bir kalkışı, dirilişi sağlayamıyorsa, onlar kendilerini çok çürümüş ve işe yaramaz olarak değerlendirip çöp tenekesine atmalılar. Yani biz, bu yeni oluşumun bu aşamasını başka türlü nasıl yaşatabiliriz? Başka türlü nasıl kendimize yedirebiliriz? İnsanlar sübjektif varlıklardır. Kendilerini tanrı yerine koymaktan tutalım, en zavallılar konumuna getiren, işte bu anlamda doğada eşine rastlanmayan varlıklardır.

Gerçeklik; sübjektivizmi can alıcı dönemlerde aşabilme gücüdür. Biz bu aşamada gerçekçi olacağız: Ne eskinin tanrı kulları ve kendini tanrı yerine koyma, ne de çok zavallı, sinek kadar bir değerde bile görememe. Bu durumlardan kurtulup, gerçeğe geleceğiz. Başka uluslar, gerçekliği bazı dönemlerde ve ileri düzeylerde yakalamışlardır. Biz de bu aşamada yakalayacağız. İnsanlık gerçeğidir bu, bilim gerçeğidir. Ve her türlü kültür gerçeğini -ki çağdaş özellikler taşır- yakalamak durumundayız. Bu açıdan sübjektivizme son vermek gerekiyor.

Hayali kuvvetle, hiçlik duygusu kadar onun diğer yüzü olan aşırı benlik, bizim gerçekliğimizde artık kabul görmeyecektir. Bu anlamda gün, gerçekleşme günüdür. Newroz’un zaten diğer bir anlamı da yeni gündür. Bu, tarihimizde de benzer anlamlara gelmiştir. Gerek baharın gelişi, gerek baharda doğanın dirilişi, çok sert zulüm rejimlerinin yıkılışında önemli bir anlam ifade ediyor. İşte bu gün de gerçekleşen tamı tamına budur. Yetmişinde de olsanız, yakaladığımız yeni doğuş budur. Bunu derinliğine yaşayan, sadece düşman, işbirlikçiler veya halk olmamalı, en başta sizler olmalısınız. Diriliş sizde çeşitli yönleriyle gerçekleşmeli. Önder olan; böyle günlerde kendini hakkıyla gerçekleştiren ve bu gücü gösterebilendir.

Ben hiçbir zaman sizin zayıflıklarınızdan, yeniye, gerçeğe bağlılık durumunuzdan korktuğum kadar, ne düşmandan, ne halkın zayıflıklarından, ne de işbirlikçilerin ihanetinden korkmadım, çekinmedim. Telaşlı, ikircikli, kararsız, ikide bir düşen ve sağa-sola dökülen öncü en tehlikeli durumu ifade eder. Böyle olmaktan kurtulursanız, bugüne en anlamlı karşılığı vermiş olursunuz. Yeni günde bu temelde yenileşmek, size en yaraşır olanıdır. Bu temelde tartışmalarımızı derinleştiriyor ve daha fazla da kesin karar ve emir sürecine dönüştürüyoruz. İyi bir iş; başarılabilecek, başarmaya en yakın olduğumuz bir aşamanın işi oluyor. Ben bu işte sonuna kadar varım.

Gördüğünüz gibi, değişik bir biçimde ve eşine ender rastlanan bir tutum, davranışla, adeta kaşla göz arasında buraya kadar, bugüne kadar ulaşabildik. Bu ne yürüyüşüdür? Yürüyüşten öteye ne tür bir maraton koşusudur, gösterdik. Yaşama karşı en çekinceli, en tereddütlü, en araştırıp soruşturan, en zayıf karşılayan, ama buna rağmen iğne ucu kadar da olsa doğru bildiğimize yakışan, onu esas alan, onu savunan, örgütleyip eyleme dönüştüren ve böylece büyük yürüyüşü gerçekleştirebilen kişi oldum, en iyisi oldum. Eğer benim yürüyüşüme ayak uydurulsaydı, bu işi inanılmaz bir biçimde, düşmanı daha uykudayken tümüyle bastırıp, çok az bedelli bir zaferle kapatabilirdik. Yine böyle yaptık, ama benden kaynaklanmayan nedenlerden ötürü tam istenildiği gibi olmadı. Zaten halen araştırıyor, tartışıyorum, kendimi daha az hatalı kılmak, daha da sonuç alıcı bir tarza giriş yapmak için değerlendiriyorum.

Ne kadar gerekli, ne kadar gereksizsiniz, bunu hesaplıyorum. Zaten siyasetin özü de budur. Bizim eylemimizde, toplumda yaşadığınız ve hatta mahkum olduğunuz veya benimsediğiniz, bir çok olumsuzluk kesinlikle yoktur ve bu kabul edilemez. Biz, insan yüreğinin en coşkulusuna, en fedakar olanına, yasa-sınır tanımayan cesaretine hitap eden; yeri midir, zamanı mıdır demeyen, doğru neyse ona göre davranan, bu konuda asla küçük hesaplara da yer vermeyen, fakat büyük hesap için küçük hesapları da gerektiğinde bir tarafa iterek, yürüme gücünü gösteren ve buraya kadar başarıyla gelebilen bir önderlik hareketiyiz. Anlayalım, kavrayalım ve mümkünse birlikte yol alalım. Gücünüz varsa, bizim kadar yürüyeceksiniz. Yani en azından sağa, sola veya geriye doğru çekmeyeceksiniz. Özellikle mücadelenin önüne geçip de zaaflarınızla engel olmayacaksınız. Öncüler için böyle bir yürüyüş gerekli.

Çocuklar bile son yürüyüşlerde nasıl korku verici bir biçimde yürüyorlarmış. Gazetelere yansıdı: Barikatlar, panzerler tarafından kaldırılırken, onlar iki dakika geçmeden tekrar bu barikatları kuruyorlarmış! Bu bir saptamadır, bizim en genç yürüyüş kollarımız böyle savaş verirken, komuta yönetiminde yer alanların ipe sapa gelmez durumlar içinde kalmalarını kabul etmek mümkün değil. Sizde bunların dikkati, duyarlılığı yok! Çocuklara ve gazetelere bakarsanız, farkı o zaman görürsünüz! Ve bu ciddi bir uyarıdır! Çocukların önünde engel olmayın, uyarıyorum!

Son yıllarda öncülük adına hareket eden komünist partilerin içine düştüğü durumdan ötürü en yüce amaçların, umutların, başına nasıl bela getirildiğini biliyorsunuz. Bu tehlike bizde de var. Biz bu tehlikeyi ne pahasına olursa olsun, ne biçimde olursa olsun aşmak zorundayız. Yıllardır çok sayıda ortaya çıkan o sömürücü ve baskıcı sınıf hareketleri gibi olmayalım. Bizde sosyal oluşumlar gerçekleşiyor; bu sosyal oluşum emeğin lehinde olmalı. Bunun dışında bizim bir çıkış yolumuz yok. Bu büyük bir dünyadır. Sosyal gelişmemiz Ekim Devrimi’ne benzer, hatta onu birçok yönüyle belki de aşabilecek bir dünya olabilir. Onun hatırına oluşumumuzu özgün kılalım, toz kondurmayalım, önce buna inanalım ve inandıktan sonra gereklerini yapalım. Bu çok önemli.

Gençsiniz, her şeyini yitirmişlerin içinden geliyorsunuz. Yeniyi kazanmak mümkündür. Yeni oluşumu yakalayabilirsiniz. İşte bunun için yazın, tartışın, örgütlenin, eyleme geçin. Dikkat edin; mühim olan sizin bireysel kazancınız değildir. Bir sosyal oluşuma, insanlığa çalışalım ve ona kendimizi adayalım. Bunun için de öncelikle politik düzeyinize bakın, ne kadar zayıf. Nasıl halen her alanda ‘ben’ deyip de başka bir şey denilmiyor?

Görüyorsunuz ki, gerçekleşenler büyük, tartışmasız ve emredicidir. Başka türlü ne söylenebilir, ne de buyrulabilir. Gösterilmesi gereken en yüce fedakarlık gösterilmiştir. Yapılması gereken en cesaretli çıkış yapılmıştır. Geriye kalanlara düşen görev; şehit düşenlere saygıyla bağlı olmaktır. Buna layıkıyla bağlı olabilmek; verilen bu çerçevede önderliğe ulaşmayı ve bunu gerçekleştirmeyi de bilmeyi içerir. Veya şimdiden lafta bir bağlılık biçiminde bırakmak istemiyorsanız, emredici bir çok görev vardır. Onlara koşmak ve başarmak gerekir.

Biz de bu temelde, başta çok değerli Newroz şehitlerimize olmak üzere, ayağa kalkan halkımıza söz veriyoruz. Bunun için en başta gelen görevimiz; tarihimizde tüm ayağa kalkışların, başına gelen ağır yenilgileri yaşamamak ve tam tersine, kesintisiz olarak güçlenen özgürlük yürüyüşüne, elden ne geliyorsa katkıda bulunmaktır. Başarıyı bu temelde mutlaka sağlama bağlamak gerekir.

Bu hesap sorma gününde, şu soruyu da kendimize sorarız; bu örneklerle de karşı karşıya gelseydik, bir halk adına o örneklerle de savaşsaydık, M. Kemaller’in karşısında yetmişlik Seyit Rızalar, Şeyh Saitler ne yaptı? Bu sorudan bizim gibi gençlerin çıkardığı sonuç; hepsinin intikamını almak ve mevcutları karşısında hesap sormayı bu temelde tarihleştirmek, madem kendileri davet ediyor, davetiyeyi onlara ağır ödettirmektir. İşte sizinle bizim kararlılığımız böyle gelişmelidir. Tarih bilinciniz biraz varsa; buna karşı bir intikam andınızla ve daha da fazlası, yok edici bir güce karşı her şey özgür yaşam için diyerek, gençliğimizdeki bu gücü, bu temelde seferber ederek; kararsa karar, uygulamaysa uygulama ve her düzeyde bunu yapma olmalı. Düşman bundan başkasına fırsat tanımıyor. Orta yolculuk, her türden boyun eğmecilik, sadece çok daha sefil bir imhaya zemin hazırlar. Ve tarihte, başa getirilenlerin daha da katmerlisini başa getirmeye yol açar.

Oldukça zorlanan bir alandayız; düşmanın her türlü imkanlarıyla sıkıştırması söz konusu, bunu dikkatli değerlendirmeliyiz. Bu nedenle günler asla değersiz geçirilemez, kıymetsiz geçirilemez. Sorumluluklar ağır, yerine getirilmesi gereken görevler büyük, bize düşen roller büyük, gücümüz de var. Varsa bireysel düzeyde yetmezlikleriniz, hızla aşın. Son derece aydınlatıcı yaklaşıyoruz. Başarabilmenin koşulları vardır. Dolayısıyla ciddi, sonuç alıcı yaklaşalım. Bu devrim yalnız benim şahsi davam değil. Kişilerin ötesinde, mutlak anlamda bir halkın davasıdır. Hatta bir insanlık davasıdır. Zaten bir kişinin bu kadar yüklenmesi de bu nedenledir. Dolayısıyla sizin en hayati davanızdır. Benden daha fazla sizin davanızdır. Dava adamı olabilme, davamızın gereğini yerine getirebilme anlamında sizlerin iddiası da büyük; gerçekleştirmenizin de o denli başarılı olması gerekir. Bu bir borçtur. Hiçbir gerekçe ile savsaklanamaz. Geçmiş nedenlerle, gerekçeler sunularak yapılamaması veya eskisi gibi başarısızlık kabul edilemez.

Şimdiye kadar her şeyimizle umut, cesaret ve başarı olduk. Haklı olarak sizlerden de bunu bekliyoruz. Bu çalışmalarda kendi ihtiyaçlarımdan ziyade, öncünün ihtiyaçlarını göz önüne getirerek; gerekli çabayı sergilemek istediğimi biliyorsunuz. Mesele benim yapılış tarzım değil, sizin yapılış tarzınıza bir şeyler verebilmektir. Ben kendimi az çok düzeltmiş sayılırım, mesele sizi düzeltmektir. Bana kalsaydı, yirmi yıl önce bunu çok daha güçlü bir biçimde hallederdim. Fakat sürekli benimle olmaz, çok şeyler söyledim, çok şeyler yaptım; yine de çok şeyler söylemek mümkün. Büyük tartışma var; her gün yeni durumlar gelişiyor ve biz en iyisini yapmalıyız.

Yeniden oluşumun bir çok yönü üzerine cesaretle yaklaşım gösterilmeli. Devrim, her zaman kendi yasaları dahilinde kesin yürümeyi dayatır. Sonuna kadar bu yasaları işletelim. Tutucu olmayacağız, fakat çığırından da çıkarmayacağız. Sıkıntıları olan, sıkıntılarını atsın; kendini birçok yana yatıran kalksın; kendini isyana çekebilecek olan çeksin; hepsine varız. Asırlık sorunlarımızı çözüme kavuşturuyoruz. Bu, gerçek bir çözüme kavuşturmadır. PKK; sorunları ilk defa çözüme kavuşturan bir harekettir. Belirleyici sonu koyuyor ve cevabı biz veriyoruz.

(...)

En kapsamlı tartışmayı benim üzerimde yürütebiliriz, basında da epey tartışılıyor. Her anlama gelebilecek tartışmalar yoğunluk kazandı. Beni tartışmak demek; bir halk gerçeğini tartışmak demektir. Özellikle özgürleşmeye doğru yürüyen bir halkı tartışmak; daha çok kendimizi anlayabilmek demektir. Her yönüyle tartışılsın, gizlisi saklısı kalmasın. İnsan her an, özellikle tarihi bir süreç içerisinde doğruyu yakaladı mı, o insanın başaramayacağı hiçbir şey yoktur. Zaten pratiğimiz daha şimdiden bunu düşmana bile kabul ettirmiştir.

Bizim için “Ellerinden geleni ardına koymasın” diyorlar. Bu, şunu gösterir: Demek ki, elimizden gelen bir çok iş yapılmıştır. Diğer bir sorun da şudur; tam hükmediyor muyum, etmiyor muyum? Mesele hükmedip etmemek değil, bazı doğruları egemen kılmadır. Şu anda da tam olarak egemen kıldığımı söyleyemem, ama boşa çıkarıldığımızı da kimse söyleyemez. Hele sizleri, tarihte, özgür temelde asla zapturapta alınmamış doğrular temelinde yürütebilmek önemlidir. Bu bizde sağlanabildi. Daha da yapacağız. Ben bir çok şeye öfkeliyim, biliyorsunuz. Bu yaşıma rağmen daha da hırslıyım. Bizi çok yorsanız da, bu şekilde yapacağımız işler halen var. Sizin sandığınız gibi veya yaptığınız gibi bırakmayacağız; hizaya ve doğruya getirmeye çaba göstereceğiz. Siz engel olmayın, tepkici olmayın. Yüzeysel olarak verdiğiniz sözleri de derinleştirerek, karşılık verin. Ben de kendimi doğruların emrine, hem de buyruksuz soktum.

Eskiden şunu diyordum; biraz önemli bir aşamayı aştıktan sonra dinlenirim. Şimdi bakıyorum ki bu, büyük bir kendini aldatmaydı. Her geçen gün, diğerinden daha fazla çabayı gerektiriyor. PKK’de kural bu. Şimdiye kadar hep böyle oldu. Bundan sonra da, herhalde bu tempo kolay kolay düşmez.

Ben devrimin yükünü yirmi yıldır taşıyorum. Benim ilk eylemim, Kızıldere olayı nedeniyle 31 Mart’ta oldu… 12 Mart faşizmine karşı ilk boykotu biz yaptık. O günden bu güne kadar Türkiye Devrimi de dahil olmak üzere ve giderek uluslararası çapta da devrimci değerleri çiğnetmemek için mücadeleye kendimizi oldukça verdik. Yirmi yıldır bu işe önderlik yapıyoruz ve buraya kadar geldik. Fakat henüz bıkma, yorulma yok. Tam tersine, direnen bütün devrimcilerin anısını temsil etmeye çalışıyoruz. Yapılan işkencelerin hesabını sormaya çalışıyoruz. Buna katılın! Devrimcilerin kanı boşuna akmadı, çekilen işkenceler boşuna çekilmedi. Binlercesi Avrupa’da, on binlercesi ülkede kendini yere attı. Yine ayakta tutulması ve korunması gereken değerler var. Benim gibi siz de vicdan sahibi olun veya bu değerlere bağlı kalın. Şehitler sahipsiz olmamalı.

Ben yaptıklarımla kesinlikle övünmüyor ve vazgeçilmez bir görevdir diyorum. Fakat işler tehlikede. Sahip çıkılması gereken değerler var. Bu herkesin, az çok insanım diyenin bir borcudur. Onun için sıkılmayın, öfkelenmeyin, bu borcu ödememiz lazım. Bu şeref borcudur, namus borcudur. Artık ben elimden geleni yaptım. Çerçeveler çizdim, kanallar açtım, silahlar edindim. Hepsi tek tek sorumluluğum altında gerçekleşti. Hiç olmazsa bundan sonra siz de, kendinizi kaybetmeyin, bırakmayın.

Çalışmaları, çabaları bırakmak istemiyoruz. Halkın özgürlük yürüyüşü esastır. Her şey bu yürüyüşe bir başarı şansı verdirmek için olabilir. Hepiniz ancak bu yürüyüşe destek olabilirsiniz. Bu temelde ise, yaşamımızın bir anlamı olabilir. Varım diyorsanız, ne mutlu size. İyi hesap yapın, oldukça fedakarlık ve çaba isteyecek bir görevdir. Karşılığını beklemeden sergileyin, gerekli olan da budur. Bu, yalnız ulusal kurtuluş için değil; Türkiye’de demokrasi ve dünyada sosyalizm için de gerekli. Buna değer veriyoruz.

Bu temelde çalışmalarımıza sizlerle devam edeceğiz. Güzel günleri yakalamış durumdayız. Ne kadar zor olursa olsun, hizmet ediyoruz, yeniden birbirimizin yaratılışına yardımcı oluyoruz. Bu bir devinim dünyasıdır, yeni oluşum dünyasıdır. Bu yaşıma rağmen ‘ben de varım’ diyorum. Halkların davası için bu işe katılıyorum. Bu halk da bizden bunu istiyor. Biz de böyle katılalım. Umarım şimdiye kadar çektiğimiz sıkıntıları, halkımızın davasında iyi yer etmekle unutursunuz. Bu temelde İsveç’e de gidebilir, dağdan, zindandan da gelebilirsiniz. Bütün bunlar, mutlaka yerine getirilmesi gereken işlerdir. Varsa eksikliklerimiz, ‘kusura bakmayın’ deriz. Ben de şimdiye kadar yaptıklarıma bakarak, sizi suçlamıyorum. Ama bundan sonrasını daha iyi ve başarıyı esas alma temelinde yapalım.

Birileri kalkıp da “Bastıracağım, yok edeceğim” diyorsa, biz de şunu söyleyeceğiz; ‘bırak zalim, biraz nefes alalım, biraz kendimizi tanıyalım, fazla bir şey istemiyoruz. Bizi bu kadar düşürme; bizi bu kadar hiçe sayma; bu kadar sürme bizi! Yeter bu kadar vurduğun, düşürdüğün ve sürdüğün!’ Evet, bu sözü söyleyeceğiz. Kaldı ki aşırı bir söz de değil. Kendimizi tanıdığımızdan beri, ilk günde bu sözü söyledik, şimdi de söylüyoruz. Bu, söylememiz gereken sözdür de. Ama şimdi bunu öncüye, halkımızın savaşımına daha yaraşır bir biçimde söylemek istiyoruz. Mesele budur. Abartmıyoruz ve kendimizi her şeyin yerine koymuyoruz. Bir hizmettir, kabul görürse ne mutlu bize!

Halkımız kabul etmiştir, bundan mutluluk duyarız. Sizler de değerli görüyorsunuz, katılıyorsunuz; biz bundan da mutluluk duyuyoruz. Fakat her şeyden önce görevlerimiz de vardır. Halkın da, sizlerin de savaş ve mücadele görevleri vardır.  Görev de her şeyden önce gelir. Bu görevler de, ancak bütün tedbirleri alınarak, bilinçle ve örgütle üzerine yürünerek başarılır.

Her zaman söylediğim gibi, görevleri başarmaktan başka bir yürüyüşümüz, bir yaşamımız olamaz. Dolayısıyla sadece başarıyı isteyenler değil; başarıya mutlak anlamda mahkûm olanların öncüleriyiz; kendileriyiz. Hep bunun çabası içindeyiz. Elinizden geldiğince çok duyarlı, en ufak bir ikirciklik, yetersizlik içine anlamsızca düşmeden katılmaya çalışın. Partimizin de kanıtladığı gibi; daha fazlasını başarmayı büyük bir şans olarak değerlendirelim. Başarıdan başka hiçbir şeyi kabul etmeyelim.

Her gün hepinizle sonuna kadar ilgilenmeyi; bütün meseleleri yoğunca tartışmayı, çözüme götürmeyi isteriz. Bütün Parti için, halkımız için bu hizmeti amansız bir biçimde, bundan sonra da sürdüreceğiz. Umarım siz de böyle sürdürürsünüz ve başarırsınız.

 

                                                                         2 NİSAN 1992


YAZDIR Yazdır     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
 
Seçenekler
   Çıktısını Al
   Arkadaşına Yolla
   Köşe Yazılarına Dön

Arşiv
·BÜYÜK ARAMAK, BÜYÜK BULMAYA ÇALIŞMAK, BÜYÜK SAVAŞI DOĞURDU
·Beni tartışmak demek; Bir Halk gerçeğini tartışmak demektir
·Rûmeta min, rûmeta gel e!
·Partileşme Mücadelesi ve Parti içi Savaşımın önemi
·Beşdarbûna li ser rastiya partiyê û şer
·Ben Kendi İçimde Bir Orduyum - I -
·Üveyş Ana; Ana Tanrıça Kültürünün soylu sesi!
·CHE, Yeni insanın temsilidir
·15 Şubat Komplosunun Temel Özellikleri
·Pratik çözümlenme tarzı yakalamadır!

© 2004 Rojaciwan.com
Bütün HaberlerTürkce HaberlerNuceValid robots.txt


English: All the comments, articles and other contents are property of their owners.
German: Die Artikel und Kommentare sowie Foren- und etwaige Chatbeiträge und alle anderen Inhalte sind Eigentum der Autoren.
Turkish: Rojaciwan sitesi özgür bir tartışma platformu olup, sitemizde yayınlanan bütün yazılardan, yorumlardan ve hernevi multimedia dökümanlarından sahipleri sorumludur.


Sayfa Üretimi: 0.048 Saniye
SQL: 26
Rojaciwan Theme by Rojaciwan Webtasarim.