|
Az gelişmiş toplumlar da mahalle, semt ve şehirler de 'ağır abiler', kabadayılar vardır. Onlar yaşadıkları alanda 'söz sahibi' olabilmek adına her türlü yönteme başvururlar. O coğrafya da yaşayan insanlar üzerinde bir baskı unsuru yaratarak, rant elde ederler ve bir otorite olarak tanımlanmak isterler. Belirli bir ekonomik düzeye ulaştıktan sonra menfaatçiler ve yağcılar tarafından önemli derece de ilgi görürler. Bir yandan da 'hakim' oldukları alanı sürekli genişletmek isterler. Bunu namus, şeref ve nam gereği olarak idrak eder, durmak bilmezler.
Ancak sürekli bir rakip gerçeği ile karşı karşıyadırlar. Malum bölgeyi kendi tekeline almak isteyenler, ortada ki 'ganimeti' paylaşmak istemeyenler çıkar. Kavgalar, sürtüşmeler olur ve ayakta kalabilen herşeyi eline alır. Yani 'güç' onlar için tek sermayedir. Er ya da geç 'tek olma' idealine ulaşmak isterler.
Anlaşıldığı gibi, yeryüzünün çok küçük bir alanında yaşanılan hakimiyet çatışmaları ve çıkar savaşları dahi insanı ürkütmeye yeterli. Rant bakımından dünya gerçekliğinde pek birşey ifade etmeyen küçük çaplı menfaatlerin bu şekilde kazanılmak istenmesi, küresel hesaba vurulduğunda çok insafsız sonuçlara ulaşıyor.
Hakimiyet gerçekliği şimdiler de küresel olarakta yaşanıyor. Bilindiği gibi günümüz dünyasında da Rus,Çin v.d. güçler dışında ağırlıklı olarak Avrupa Birliği ve A.B.D.'nin sözü geçmekte. AB her ne kadar kendi coğrafyasında ki kalkınmayı temel alsa da şu an itibariyle A.B.D. ile ciddi çelişkiler yaşıyor. Son günlerde Avrupa Birliğine ait bir ordu oluşturma çalışmalarının da hızlanması dikkatleri bu konuya yöneltiyor.
Avrupa Birliği, ekonomik ve sosyal anlamda önemli reformlar gerçekleştirerek toplum refahını iyi bir düzeye taşıdı. En azından bürokratik ve kurumsal çalışmalar yönünden birebir atılımlar da bulundu. Bünyesinde barındırdığı önemli derecede ki üye potansiyeli ile her anlamda etkili olabilecek bir güce sahip. Askeri bakımından şu ana kadar etkili bir politika izlememesi, geniş bir ordu çalışmasına girmemesine rağmen A.B.D. için önemli bir rakip konumunda. A.B.D.'nin dünyaya hakimiyet idealinde hem önemli bir ortak, hem de pasifize edilmesi gereken bir rakip olarak değerlendiriliyor. AB-A.B.D. ilişkileri özellikle de Irak savaşı sonrasında yeni bir hal aldı. Bölge de istediği biçimde 'at koşturan' A.B.D., birçok konuda AB'nin tepkisini çekti. Bush yönetiminin Irak ta, Dünya Ticaret Örgütü kurallarını hiçe sayarak, tüm ticari münasebeti sadece A.B.D.'li şirketlere ihale etmesi AB devletlerinde yankı yaratmıştı. ICC, yani dünya savaş suçları mahkemesine A.B.D.'nin takındığı olumsuz tavır ve umursamazlık gibi birçok örnek verilebilir. A.B.D.'nin askeri gücüne de dayanarak bu topluluğu susturmak, tepkisizleştirmek istemesi görünen o ki karşılık bulmayacaktır.
AB, A.B.D.'nin dünya üzerindeki 'ağabeyliğine' biraz mola verdirmek isteyebilir. Çünkü kendilerininde manipüle edilmeleri söz konusu. Ancak bir AB ordusunun zemininin oluşturulması ve ekonomik olarakta hazır hale getirilmesi zaman alacaktır. Bu süreç içerisinde A.B.D. yönetimi de kendince yeni stratejiler belirleyecektir.
Bu ordulaşma çalışmalarının bir bakıma Türkiye'yi umutlandırdığını söyleyebiliriz. Askeri bakımdan kendisini önemli bir güç olarak niteleyen Türk devleti, bu 'özelliği' sayesinde AB'ye girebileceği hesaplarını yapıyor.
Eğer gelecek zaman içerisinde bu teori gerçekleşirse, Türkiye her zaman ki gibi PKK konusunu masaya yatıracak ve yardım isteyecektir. Sonuç olarak ta birkaç ufak 'jeste' karşılık ülkenin tüm imkanlarını, askerlerini peşkeş çekecektir.
Avrupa Birliği'nin ticareti, para birimini tekleştirmesinin akabinde askeri savunma gücünü de birleştirmesi, önemli bir ayrıntıdır. Küresel hakimiyet çatışmaların da yeni bir konsept beliriyor |