| |
| Eklenme Tarihi: 5.07.2008 Saat: 22:52 |
|
|
Bir yılı aşkın süredir devam eden “Ergenekon soruşturması” kapsamında yeni gözaltına alma olayları yaşanmış bulunuyor. Gözaltına alınmış olanların tutuklanıp tutuklanmayacağı elbette bizler tarafından bilinmiyor. Gözaltına alınlar hem orgeneral, hem de sermayedar çevresinden olunca arkalarından kopan gürültü de büyük oluyor. Şimdi herkes Ergenekon soruşturmasını ve bu kapsamda Türkiye’deki çeteciliği tartışıyor. Deyim yerindeyse her kafadan kendine göre bir ses çıkıyor. Kimine göre “darbecilerden hesap sorulurken”, kimine göre de “sivil darbe yapılıyor.” Bazılarına göre ise, klikler arasında iktidar mücadelesi sertleşiyor.
Kuşkusuz herkesin söylediğinin kendine göre bir gerekçesi ve haklılık payı vardır. Bu biçimde de olsa Türkiye’deki gizli işlerin tartışılması önemlidir. Ancak tartışmaların işin gürültüsünü aşarak biraz irdelenmesi ve bazı gerçekleri açığa çıkarması da gerekir. Yoksa yapılanlar gerçeklerin üstünü örtmeyi amaçlayan bir orta oyunu olmaktan öteye gitmez. Türkiye’de ciddi çete örgütlenmelerinin var olduğu ve ortamın bu örgütler tarafından kirletildiği bir sır değildir. Bunların arkasında da kontrgerillanın bulunduğu hemen herkes tarafından bilinmektedir. Dikkat edilirse, 1990’lı yıllarda NATO üyesi olan her ülkede kontrgerilla örgütlenmeleri açığa çıkarılıp bir biçimde etkisiz hale getirilmiştir. Bu husus demokratikleşmenin bir gerçeği olarak görülmüştür.
Kendi kontrgerillasını açığa çıkarıp etkisizleştirmeyen tek ülke neredeyse Türkiye kalmıştır. Oysa kontrgerilla örgütlenmesini en güçlü olduğu ülke Türkiye’dir. 1990’lı yıllarda binlerce “faili meçhul” cinayet işlenmiş, yine binlerce köy yakılıp yıkılmıştır. Bu suçları işleyenlerin hiçbiri şimdiye kadar yakalanıp cezalandırılmamıştır. Halk tarafından yakalananlar da, devlet tarafından af edilmiştir. Türkiye kontrgerillası 12 Eylül darbesi ardından işi Papa’ya suikast girişimine kadar vardırmıştır. 1970’li yılların ikinci yarısında Çorum’dan Maraş’a kadar katliamların yapıldığı toplumun belleğinde hala tazedir. 2 Temmuz 1993 Sivas katliamı unutulmamıştır. Bugün de Kürt ve Alevi toplumları üzerinde çok ciddi bir baskı ve tehdit mevcuttur. Kürt oldukları için insanlar birçok yere alınmamakta ve zaman zaman sokak ortasında linç girişimlerine maruz kalmaktadır.
Elbette bütün bunlar tesadüfi olaylar değil, oldukça sıkı örgütlenmiş organize olaylardır. 1990’lı yıllarda Kürtler, bunları yapanlara “hizbikontra” diyordu. Bütün bu olayları yapanların arkasında kontrgerillanın bulunduğunu dile getiriyordu. Türkiye’deki çeteciliğin bir kontrgerilla örgütlenmesi olduğunu ifade ediyordu.
Her ne kadar açığa çıkartılmamış olsa da, Türkiye’de kontrgerilla örgütlenmesinin olduğu bilinmez değildir. Bu örgütlenmenin başlangıcı, ittihat ve terakki’nin ‘Teşkilat-ı Mahsusa’sına kadar götürülmektedir. Cumhuriyet döneminde “Seferberlik Tetkik Kurulu” adıyla örgütlendiği ve maaşının da ABD tarafından ödendiği bizzat Ecevit tarafından deşifre edilmiştir. Hem de başbakan olduğu dönemde.
Bu örgütlenmenin daha sonra “Özel Harp Dairesi” adıyla faaliyet yürüttüğü, ilgili herkesçe bilinmektedir. Eski Genelkurmay Başkanlarından Doğan Güreş, görev yürüttüğü zamanda bu örgütlenmeyi “Özel Kuvvetler Komutanlığı” adıyla yeniden örgütlediğini ve geliştirdiğini basına açıklamış bulunmaktadır. Hatta “Türk PKK’sini yarattım” diyerek bir de yaptığı işin “başarısından” dolayı kendini övmektedir.
Türkiye’de 1996 yılında açığa çıkmış olan “Susurluk Olayı” vardır. 2005 yılında yaşanmış olan Şemdinli olayı ortadadır. “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım gibi illegal, Veli Küçük gibi legal kontrgerillacılar mevcuttur. Kontrgerilla asker ve sivil her kesim içinde çok değişik adlar altında örgütlüdür. Hem de çok geniş bir örgütsel ağa sahiptir. Darbe dahil Türkiye’deki her türlü kirli işin arkasında bu örgütlenme vardır. Demokratikleşmeyi ve Kürt sorununun demokratik çözümünü engelleyen güç budur. Diğer NATO ülkelerinin aksine Türkiye kendi kontrgerillasını açığa çıkarma ve etkisizleştirme gücünü gösterememiştir.
Şimdi söz konusu olan Ergenekon soruşturması bu kirli ve gizli çete ağını mı açığa çıkartmaktadır? Kuşkusuz hayır! Yapılan böyle değildir. Kontrgerilla çete ağının açığa çıkartılıp aşılmasını Türkiye toplumu istemekte ve beklemektedir. Ancak AKP yönetiminin bunu yapma gücünün ve niyetinin olmadığı uzun süredir açığa çıkmıştır. O halde, çok tantanalı yürütülen Ergenekon soruşturmasıyla yapılan nedir? Acaba bu “göstermelik” olaylarla kontrgerilla çetesi gizlenmeye ve toplum yanıltılmaya mı çalışılmaktadır? Yoksa sivil-asker yönetim kastı içinde sert bir iktidar mücadelesi mi yaşanmaktadır? Ya da “ PKK ve Kürtlere karşı” yeni bir “saldırı ittifakı” için zemin mi yaratılmaktadır? Kuşkusuz bu tür sorular çoğaltılabilir. Belki de Ergenekon soruşturmasının ardında bunların hepsi vardır. Çeteciliğin girdabındaki Türkiye’de bu tür durumların daha çok, ama çok yaşanacağı açıktır. Elbette önemli ve gerekli olan bu tür kirli olayları görmek ve değerlendirmek değildir. Önemli olan Türkiye’nin bu tür olayları yaşamamasıydı. Bunların kendine layık görmemesiydi. Ancak ne yazık ki yaşadı ve layık gördü. AKP gibi çetelerle uzlaşan yönetim oldukça daha çok göreceğe de benziyor.
O halde ne gerekiyor? Yurtsever, aydın ve demokrat olan güçlerin, bu tür gerçeği saptıran olaylarla oyalanma değil de, gerçekleri halka götürerek demokrasi umudunu yetirmemesi gerekiyor. Biz göz altına alınanların suçsuz olduğunu, çete olmadığını söylemiyoruz. Tersine, tüm çetelerden gerçek hesabı ancak demokrasi güçlerinin sorabileceğini ifade ediyoruz.
|
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
| |
|