|
Berfîn Dilav
Gök yüzünde bulutlar çoğalmaya başlamıştı, mavi tonlarından griye doğru seyir izleyen bulutlar... Yağmur usulca çiseliyordu... Her damla düşüşünde topraktan misler sarıyordu etrafı. Onlar yürüyordu devamla. Esen rüzgar okşarken yüzlerini, tenlerine yağmur taneleri dokunurken yüreklerine ferahlatıcı bir serinlik sızı veriyordu. Tüm bedenlerine yayılan bu his onları yorgunluklarından bir anda olsa uzaklaştırıyordu. Adımlarına hız ve güç veriyordu...
Umutların olan yarınlara yürüyorlardı... O anı tüm zamanların tacı kılarcasına yürüyorlardı...
Yağmur ve rüzgarın eşliğinde kanatlanırcasına kilitlenmiş kalpler, içlerinde derince çektikleri nefesleri huzur katıyordu yolculuklarına... Özgürlüğe and içmişlerdi onlar, tenlerine dokunan parıldayan damla tomurcukları bir yerde kendilerinin de ifadesiydi... Çünkü onlarda filizlenmeye hazır tohumlardı... Oralarda genç kızların uzun ve lüle lüle saçları Dicle nehrinin uzun ve dalgalı seyrine benzer... genç erkeklerin endamı ise Cudi dağının heybetine benzer... Onlar Özgürlüğün sevdalıları...Ülkemizin yılmaz neferleri... Oralarda, acılar, hüzünler, mutluluk ve sevinçler birden yaşanır... O topraklar nice savaşlar, kayıplara, baskı ve zulümlerin esiri olmuş olsalar da tüm bu zaman dilimi içerisinde direnişe, kahramanlıklara ve zafere ümit eden yüreklere sahiplik etmiştir...
Bu yürekler her koşul altında yürüyor. Yürüyorlar devamla, kimi zaman kızgın sıcağın boğucuyla, kimi zaman keskin soğuklarda, çatışma alanlarında... Yoldaşlarının , son bakışlarına, son tebessümlerine şahit onlar, son dediğimiz anı bağrına basarak yoldaşı ile sözleşen onlar, yaşamın ölümsüzlüğe geçit verdiği anı yaşıyorlar... Bu toprağa birer birer ekilenler... Toprağın emekçileri yürüyor... Arka arkaya ilerledikleri yollarda güneş ile birlikte özgürlüğe tatmanın anını düşlüyorlar... Her birinin gözlerinde ışıldayan, kıvılcımlar en kötü anlarına bile umut veren uzaktaki bu ışığı izleyin... İzleyin yollarını...
Kimilerinizin adı Zilan, Agit, Mazlum, Delil, Erdal... ve sayamayacağımız bir çok isim daha... Bunun nedeni var bu isimler her biri mücadelemizin bir bedeli..Her biri karanlıklarımızda gökyüzümüzü süsleyen ve bizi aydınlatan yıldızlarımızdır. Biz Avrupa’da yaşıyoruz, toprağımızın, nehirlerimizin, kır çiçeklerimizin, köyde bıraktığımız küçük arkadaşlarımızın çok uzaklarındayız şimdi. Her birimiz farklı ülkelerde, bize yabancı olan sistemler içerisinde şekilleniyoruz. Ezgilerimizin, kaval sesinin bir dağdan taa duygularımıza yankı yaptığı toprakların çocukları iken, bu gün bir çoğumuz arka mahallelerin, büyük binaların merdiven başlarında boşluğa gömülmüş renksiz bakışlara bırakırız gözlerimizi, dinlediğimiz müzik solduğumuz hava okşamaz ruhumuzu. Betonlara düşen damlalar var burada...Tenimize akan yağmur ise donuk, esen rüzgarın, çiçeğin kokusu yok... Burada hep bir yanımız eksik. Yaşamımız yarım, ne kadar çalışsak, çabalasak da bize ait bir yer kavuşamayız buralarda... Tek yapabildiğimiz kendimizden körce uzaklaşmak oluyor... Yaşayan her bir insanın bu dünyaya karşı bir sorumluluğu var, çünkü hayatın kendisi bir armağandır yaşamasını bilenler için. Umutlarımız, bizi kendimizden uzaklara götürenlere karşı direniş ve zaferin yoludur...
Onlar yürüyorlar devamla... Gözleriniz ve yüreğinizle izleyin... Bakın yükseklerde güneş görünüyor... Bulutlar göğün maviliğinde kaybolmuş... Tepede zılgıtlar ve ayak sesleri...
Toprak kokan ülkemize özlemimiz hiç dinmesin... Bir gün mutlaka ama mutlaka yarım kalan yanımıza kavuşacağız çünkü... |