| |
| Eklenme Tarihi: 13.07.2008 Saat: 01:14 |
|
|
Bu başlık biz Kürtler açısından bir kurgu değil. Şu anda içinde bulunduğumuz mevcut soykırımın bir yönünü ifade ediyor. Zannetmiyorum ki hiçbir Kürt bu tespite itiraz etsin. Eğer buna itiraz edersek, ne soykırımcı Türk devletinin bizlere yönelik yürütülen politikası, ne de bizim kendi kendimize uyguladığımız oto-soykırım politikasını anlarız. Zaten soykırımcı Türk devletinin de yapmak istediği bizi soykırıma alıştırmaktır. Sadece devlet bunu istemiyor. Sözde demokrat, solcu geçinen Türk aydınları da aynı faşizan zihniyete sahiptirler. Onlarda Kürtlerin soykırımından geçirilmesinde devletin birer görevlileridirler. Devlet gibi aynı sonuca ulaşmak istiyorlar. Türk devleti ve sözde aydınlarının gerçek niyetlerine ilişkin bazı somut olay ile olguları yazarsam neyi anlatmak istediğim kolayca anlaşılabilir. İşte bazı örnekler. Bundan üç yıl önce Sabah Gazetesinden Ergün Babahan’ın bir yazı dizisi vardı. Üç bölüm idi. Yazı dizisinin ismi de “Güneydoğu Sorunu” idi. “Kürt Sorunu” bile demiyordu. Dizinin sonunda kendine göre bir çözüm üretmişti. Diyordu ki, “eskiden Kürtlerin ismi Alparslan ile Mehmet’ti. Kürtçe konuşuyorlardı. Şimdi ise isimleri Egit ile Rojda’dır. Ama Türkçe konuşuyorlar. Eğer böyle devam ederse zaten 20 yıl sonra Kürtçe konuşacak kimse kalmayacak. Doğalında da Kürtçe konuşacak kimse kalmayacağı için “Kürt Sorunu” da kendiliğinden çözülmüş olacak.” Babahan bu satırları yazarken içindeki faşist zihniyeti de açığa vuruyordu. Aynı zaman da devletin soykırım planını da ele veriyordu. Solcu maskeli Ruşen Çakır da Almanya’da katıldığı bir “Kürt Konferansında” benzer çözümü öne sürüyordu. “Bu sorunun çözümü için Türkiye’deki konjektür olgunlaşmamış daha iki nesillik bir zamana ihtiyaç var” diyebiliyordu. Yani her nesil 20 yıla tekabül ettiğine göre, iki nesil geçmesi gerekiyor düşüncesini ileri sürerken, 40 yıl sonra bu sorun çözülebilir tezine getiriyordu. Bunları söylerken 40 yıl sonra Kürtlerin tümden soykırımdan geçirileceğini hesaplamıştı. Hem de pişkince eski solcu maskesine bürünerek. Ne yazık ki o konferans ta bulunanlardan hiçbir kimse Çakır’ın ne demek istediğini sorgulamadı. Bir yanda devletin uzun sürece yaydırılmış soykırım politikası öte yanda da bizim kendimizi oto-soykırımdan geçirmemiz. Buna ne can dayanır, ne vicdan, ne de beyin dayanır. Hele biraz on yıl öncesine gidelim. Kürtçe isimler tek tük idi. Gerillaya katılan nicelerin isimleri Alparslan’dı. Mehmet’ti. Halkımızın içinde de böyle isimlere sahip olanlar Kürtçe konuşurdu. Şimdi ise bakıyoruz ki ismi Egit’tir. Ama Türkçe konuşuyor. İsmi Rojda’dır. İsmi Mizgin’dir. Ama Türkçe konuşuyorlar. Üstelik kendi dilini bilmiyorlar. Kendi kültürünü bilmiyorlar. Düşman kültürünü içselleştiriyorlar. Binlere varan fedai şehit gerillaların canıyla kanıyla kazanılan bu isimlerin ne anlama geldiğinin bile farkında olmayanlarla karşılaşabiliyoruz. Ne yaman çelişkidir bu durum. İsmen Kürt, ruhen başkası olabilen. İsmen Kürt, ruhen Türk, Arap, Fars, Alman, İngiliz, Rus vb. olabilen. Ulusal ruhu yok olmuş Mizgin’i neyleyeyim ki! Ulusal ruhu yok olmuş Rojda’yı neyleyeyim ki! Özü gitmiş, cismi kalmış Rojda’yı neyleyeyim ki! Eti de, kemiği de düşmanın olan, Rojda’yı neyleyeyim ki! Bize her yönüyle Kürt kokan, Kürdili gülümseyen, Kürtçe konuşan, Kürtçe düşünebilen, Kürtçe yazabilen Kürde gerek var. PKK ruhuna sahip Kürde gerek var. Bilmeyenlere de bir hatırlatmam var. Biliyor mu dunuz? Gerilla bu yaman çelişkiye de el atmış. Her yeni gerilla Kürdili oluyor. Kürtçe eğitim görüyor. Kürtçe yazabiliyor ve Kürtçe konuşabiliyor. Türk ordusunun da , AKP’nin de soykırım planlarını her yönüyle hava da bırakabiliyor. Rojda’nın Türkleşmemesi için bunları yapıyor. Hem de kızgın savaş ortamında direnerek yapıyor. Kürt Alparslan’ları da Egitleştirerek, Mazlumlaştırarak gerillalaştırarak özgürleştiriyor. Böylece Kürdistan’ın özgür dağlarında Alparslan, Egit olurken, Rojda da Türkleşmiyor. Kürdili oluyor. Eşit ve özgür oluyor. Kendi rengiyle, kendi diliyle, kendi kültürüyle yeniden doğuyor bu dağlarda. Ahmet Arif’in dediği gibi; “Bu dağlar kadrimiz bilir.” Direnişimizi bilir. Kültürümüzü bilir. Dilimizi bilir. Beselerimizi bilir Zarifelerimizi bilir. Ruhumuzu da bilir. Başka kadrimizi, varımızı- yoğumuzu bilen bir mekan var mı ki?
|
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
| |
|