|
Türkiyede
doğru ve yanlış algılayışında birlik olmadığı bir raalitedir.
Ankara`nın(Merkezi
yönetimin) doğruları farklı halkların doğruları farklı olunca çatışma
kaçınılmaz bir duruma gelmişti,zaten 30 yıllık Kürt özgürlük mücadelesinin
nedeni de Ankaranın Kürt halkının doğal demokratik haklarını kendi tabuları
olark değerlendirdikleri ve inkarından
kaynaklıdır .
Şöyle
de demek mümkün:
Doğrular
kişiden kişiye Toplumdan topluma,halktan halka farklılık arz
edebilir.
İnanç, kültür,gelenek yaklaşım ve bakış tarzı farklılıkları nedeniyle
insanlar, halklar arasında,yöneten ve yönetilen arasında doğru üzerindeki
tarifleri de değişebilir; Değişmelidir de.
Tüm
değişkenliklere rağmen halkların,sınıfların, birlikte yaşamalarını sağlayan her
toplumun,her halkın haklarını koruyacak anayasal ve yasal düzenlemeler olmalı
ki birlikte yaşama koşulları oluşsun.
Zaten,Demokrasi,inanç
ve düşünce özgürlüğü de bu demektir.
Birlikte
yaşamanın birleştirici unsuru, farklı olana tahammüldür.
Tersi
durumda Demokrasi denilen hoşgörü sistemi ortadan kalkar yerine totaliter
sistem kendini konumlandırır.
Halkların
egemenliği ve eşitliği ortadan kalkar yerine halkları çatıştıran bir takım
derin güç odakların egemenliği yer alır.
İşte Türkiyedeki durum budur diyebiliriz.
Türkiye kurulduğundan beri egemen olan halklar ve halkların çıkarları
değil,Halkların haklarını gasp eden ve halkıların birlikte yaşamasını
dinamitleyen Türkçülük anlayışının egemen kılınmaya çalışılan anlayıştır...
Türkiyede
var olan Asker mantıklı, Anayasa,yasalar,Hukuk, basın,yayın,Devlet dini
(Diyanet),Eğitim, Kültür oligarşik yönetimin hizmetinde,Halklarin aleyhinde
işlev görür.
Bu
saydıklarımızın hepsi,Halklar lehine değil güçlü (Oligarşik yönetim)olan den
yana işler.
Türkiye
deki”Herşey Türkiyem için”Anlayışı,20 milyonu aşkın Kürt halkının dilini
Kültürünü yasaklar;ama 200 bini aşmayan Kıbrıslı Türk için Egemen olan Kıbrıs’ı
işgal eder ve sahte bir devletin kurulmasına önayak olur.
Devleti
elegeçiren egemen güç(Asker ve sivil burokratlardan oluşan Oligarşik yapı) hem
kendi koyduğu yasaları, hemde uluslararası yasaları kendi çıkarları için
yorumlar ve uygular.
Türkiyede
gözlenen şu:
Askerin talimatını kendisine kıble
edinenlerin Kürt halkının en doğal haklarını gasp etmekle beraber, toplumu
karanlık bir meçhule doğru götürdüğü anlaşılmaktadır.
Kürt halkınına karşı geliştirilen
asimilasyon inkar ve imha siyasetinin sonucu;Kürtler, haklarını elde etmek için
silahlı yönteme başvurma mecburiyetinde bırakılmıştır ve 30 yılı aşkın Kürt
tarafının tüm barış,diyaloğ girişimleri imha amaçlı operasyonlarla karşılık
verilmiş, verilmektedir…
İktidar gücünü elinde bulunduran
Asker ve sivil brokratlar,TC nin kuruluşundan bu yana Kürt halkı üzerindeki
baskı ve şiddeti dizginsiz bir şekilde sördürmektedir; son operasyonlarlada bu
baskı derinleştirilerek sördürülmek istenmektedir.
Askere dalkavuklukta sınır tanımayan
AKP ve lideri Recep Kürt halkını susturmak ve askere yağcılığını tescil etmek
için “Gereği neyse sonuna kadar yapılacağını„ söylemekten kendini alamiyordu.
Oysa ortaya çıktı ki son Güney
Kürdistan operasyonunda Asker kaçarken bile Recep beyin haberi olmamıştı.
Buda gösteriyorki Gereğinin ne olduğuna da yine Askerin kendisi
karar veriyor ve bu karardan Recep’in haberi bile olmuyor...
Kürt
halkı özgürlük uğruna geliştirdiği emsalsiz Askeri ve Demokratik mücadelesine
rağmen Türk devlet yapısından sorunu barışçıl bir şekilde çözmek için muhatap
bulamamaktadır.
Çünkü
hükümetleri oluşturan siyasi partiler,Başbakanlar, Cumhurbaşkanları iktidarin
asil sahipleri değillerdir.
İktidarın
asıl sahipleri olan Askerler,belki hükümetlerde görev almiyor;Yasalarda
belirtildiği şekliyle kağıt üzerınde Siyasete karışmıyorlar(!)sözde Sivil
toplumun emrinde(!) olduklarını hukukun üstünlüğüne bağlı olduklarını beyan
ediyorlar.Ve her defasında Toplumun hizmetinde olduklarının altını çiziyorlar.
Ama ne
zaman siviller Demokratik bir adım atmak istediklerinde Asker,kırmızı
çizgilerini toplumun ihtiyaçlarının üzerine çıkarmaktadır.
Türkiyede
Askerler fiili olarak hükümetlerde görev almiyor ama asıl onlar herşeye
hükmediyorlar yani Davul sivillerde tokmak hep askerde olmustur.
Askerin
Siyasete karışmamaları sadece parti kurmamakla sınırlı , yoksa siyasetin
alasını yapıyorlar,parti kurmamalarinin nededinde halktan zirnik kadar destek
göremiyeceklerini bildiklerindendir...
TC deki
Sivillik anlayış de kılık kıyafetle izah
edilmekte,oysa ilk okuldan başliyarak zihinler üniformalandırılıyor. Toplumun,
her daim hazırolda beklenmesi isteniyor.
Medya ve
siyasiler bu asker mantikli egitime göre şekillendiriliyor…
Eğitim
ise Türkçenin dışındaki dillerde yasak,Türkçe yapılan eğitimde askerin süt ve
et ihtiyacını(!) sağlayan koyunlar yetiştirmek için veriliyor.
Halkların
özgür iradesine güven duyulmadığından,iktidarın gerçek sahıbı Askerler
halkları sürekli talim ve terbiyeye tabi tutuyorlar.
Oysa
halklar kendi haline bırakılsa kardeşçe yaşama iradesi gösterebilecek
durumdadır.
Asker
halkları birbirine kırdırarak iktidarını elde tutmayı hedefliyor.
Tüm bu gerçekler ışığında seçimin veya seçimler halkların sorunlarına
çözüm bulma cevabı veremiyor.
”Egemenliğin kayıtsız şartsız halka ait olduğu“ söylemi sadece laftan ve
duvarlarda yazılı
bir vecizeden ibarettir.
”Egemenliğin kayıtsız şartsız halka ait olduğu“yalan olmamış olsaydı
Kürt halkının iradesi ile ortaya çıkan vekillerine, “Kürt halkının özgürlük
talebi teröristliktir” dayatması ile karşı karşıya kalmayacaktı ve sorunun
çözümü için muhatap alınacaktı.
Kürt halkının seçimle gelen vekillerine Belediye Başkanlarına tahammül
edemeyen egemen güçlerin varlığı sürdükçe ve bu güçlerden anayasa ve yasalar
çerçevesinde hesap sorulamadığı sürece erken veya söresinde seçimlerin beklenen
sonucu vermesi çok zor görünüyor.
Çünkü, halkların iradesi bu oligarşik egemenlerin iradesi ile örtüşmesi
mümkün değildir.
Oligarşik yönetim varlığını sürdürdüğü sürece halk iradesinin yönetime
yansıması mümkün görünmüyor.
Bir bakıma halk iradesini oligarşik egemenlerin, partilerinin lehine
kullandırıldığı sürece olıgarşık yönetim kendisine olan güveni sürecektir.
Bu oligarşik hegomonyanın ortadan kaldırılması için halkların iradesine
saygı duyanların demokratik bir örgütleme modeli ile ortaya çıkmasını
sağlayacak imkanlar araştırılmalı ve mutlaka bulunmalıdır...
Halklar karmaşadan,dezenfermasyonlardan kurtarılmalı eşit yönetim
erklerinde birlikte yaşama imkanları ortaya çıkmalıdır.Aksı bir durum hic kumse
icin hayırlı olmayacaktır.
|