Felsefe tarihinden devam edelim.
Doğal felsefeciler neden aşıldı? Neden fazla tartışılmadı? İnsanın varlık nedeni suda, havada, toprakta aranırken, neden farklı yerlerde aranmaya başlandı? Neden daha sonra madde ile düşünce bu kadar öne çıktı? Neden bir ayrışma ve çatışmaya tabi tutuldu? Materyalizmin de, idealizmin de aynı zamanda insanlığa çok büyük faydaları oldu. Neden 2000–2500 yıldır böyle bir bölünme sürdürülüyor? Bu bölünme topluma ne kazandırmış, ne getirmiş, ne götürmüştür?
Felsefenin böyle bölünmesi ve gelişmesine de Önderlik sınıflı felsefe demiştir. Nasıl bir sınıflaşmadır bu? Ya da sınıflaşmanın neyine dayandığı için böyle söyleniyor?
Doğal felsefecilerden uzaklaşması ile felsefede bu ayrımın ve sınıflaşmanın başladığı söylenir. Bu dönemde hiyerarşinin oluşmuş olduğu kent devletçiklerinin ortaya çıktığı, ataerkilliğin oluştuğu, doğadan kopuşun yaşandığı, iktidar toplumunun artık doğa üzerindeki hâkimiyetinin kesinleştiği bir dönemdir. Ve felsefe çağı böyle başlıyor. Doğal felsefeciler ile felsefe çağının ilk özgür çıkışları hızlı aşılıyor. Temelini aldığı Zerdüşt, İbrahim, diğer Ortadoğu inançları artık Batı’ya doğru giderken ortadan kalkarak, sınıflaşmaya tabi tutularak, ya sindirilerek, senteze kavuşturularak ya da dıştalayarak aşılıyor. Ondan dolayı sınıflı felsefe doğal inançları, düşünüşleri felsefeden dışlayarak özgürlükçü, arayışçı özünü azaltarak kendini konumlandırıyor. Zaten ondan sonra da bölünmeyi yaşıyor.
O dönemde temel üç şeye değinilecektir; birincisi ataerkillik, ikincisi sınıfsal yapı, üçüncüsü inanç sisteminde tek tanrılı dinciliktir. İktidar toplumunu inanç sistemi olarak da ele alabiliriz.
Acaba felsefede bu ayrışma bir taraf tutma mücadelesi olarak mı ele alınmıştır? Sınıflaşmaya denk gelen, ataerkil anaerkilliğe toplum doğa ilişkisine denk gelen bir ayrışma mı? Ya da felsefe mi bu ayrışmayı getirmiş? O dönemde üçlü bir kutsal evlilik yapılmıştır. Tek tanrılı dincilik üzerinden ağırlıkta iktidar toplumu ile doğa ayrıştırılmıştır. Doğal inanış bırakılmış, daha sonra da tek tanrılı dincilik biçiminde oluşmuştur. Toplum önce hiyerarşi, sonra da devlet ile sınıfsal yapısını tamamlamış, erkeğin kadına egemenliği netleşmiş ve bunlar paradigmasal yapıya kavuşturulmuştur. Özünü ataerkillikten almıştır ve kendisini iki üç noktada açıklamaktadır. Yaşam erkeğe dayanır. Üretim erkekten gelir. Yaratılış olarak erkek üstündür. Kadın için ise aynı üç dört noktada tersi söylenir. Yaşamın kadından gelmediği, aksine kadının yaşamın ek uzantısı olduğu, erkeğin kaburga kemiğinden geldiği söylenir. Kadının duygusal bir varlık olarak doğduğu, ondan kararsız olduğu söylenir. Bundan dolayı da erkeğin kadını yönetimi zorunluluk olarak söylenir. Ataerkilliğin temel savları bunlardır. Ataerkilliğin bu anlamıyla bir tersine çevirme olduğu söylenir.
İlk tür olarak kendi farkına varan kadındır. Bilimsel olarak böyledir. Önderlik ‘Kadının bedensel yapısındaki canlılık hiçbir zaman erkeğin anlayamayacağı kadar doğa ile içli dışlıdır.’ diyor. Bundan dolayı da toplumsallaşma kadın, anaya dayanır. Demek ki yaşamın kaynağı kadındır. Ataerkillikte bunun tersine çevrilmesi yaşanır. Kadın bedeninin yasaklanması, cinselliğinin yasaklanması, sıkı kontrol altında tutulması, hatta kadının yaşamdan o kadar uzaklaştırılmasının sebebi, yaşamın kadından geldiğinin unutturulması içindir. Dinde kadının ikinci elden muhatap olduğu bunun için söylenir. Yaşanan, yaşam kaynağının felsefi olarak tersine çevrilmesidir.
Diğeri de sınıfsal yapıdır. Toplumların toplumsallaşmasının asla kadından başlamadığı, akıllı ayrışmış yetenekli toplumun kesimlerinin toplumu yönlendirmesi ile oluştuğu (bu kesim genellikle yönetim sınıfıdır, yani erkektir) dile getirilir. Bunun kaynağı ise toplumların yönetimsiz olamayacağıdır. Bunun uç uzantısı iktidarsız ve devletsiz olunamayacağıdır.
Çok basit bir örnek verelim, yaygın olarak gürültünün olduğu yer karışık, anarşik ortamdır. Ve şu söz sorulur, toplumun yönetimsiz, yöneticisiz kaldığı bir zaman var mıdır? Tarihi böyle gösterirler ve yoktur derler. Sınıfsal yapı oluşturulduktan sonra meşru görülür ve bir iş bölümü başlar.
Diğer bir şey de tek tanrılı din inanışı ve bunun giderek iktidarla buluşmasıdır. En önemlisi de doğadan kopuş kaynağı tek tanrılı dinciliktir. Felsefe bile buna müdahale etmek istemiş ve teslim olmuştur. Sınıflı felsefenin gelişmesinin sebebi de budur. Yani eskisi gibi, doğal toplumdaki gibi insanları geliştiren şeylere inanılsaydı, yöneticilere ve tek tanrılı dinlere ihtiyaç olur muydu? Cezalandıran, yasaklayan, bir faydası olmayan tanrıya inanılır mıydı? Acaba bizim doğadan koparılmamız sınıflaşmanın, ataerkilliğin meşrulaştırılması için olmasın? Eğer doğadan kopmasaydı, insan üzerinde iktidarcı, tek tanrıcı din geliştirilebilir miydi? Çünkü yaşamla bağını koparmamış bir insan, doğa ile bağını koparmamış bir insan, binlerce yıl sürecek mutlak dogmaları kabul eder miydi? Tabii ki etmezdi, yaşamı sorgulayacaktı. Bunun olmaması için bağı koparmışlardır. İktidarın oluşması için tek tanrılı dincilik üzerinden bir sistem oluşturulmuş ve ayrışma başlamıştır. Tanrı vardır, ruhban sınıf vardır, toplum vardır, bunların netleşmiş biçimi de iktidarlaşmış toplumdur. Zayıflık ve eksiklikler paylaşılmıştır. Böyle bir sistematiği oturtmuşlardır. Hiyerarşi aşılmış, devletçilik başlamıştır.
Ortakçı bir katılımla cinsiyet özgürlüğüne dayalı değil, toplumsal cinsiyetçiliğe ve hâkimiyete dayalı bir toplumsal sistem kamufle edilmiş. Kadının oluşturduğu, onun bir uzantısı olduğu, ondan özgürlük alan bir toplumsal sistem tersine çevrilmiştir. Sonuçta ataerkillik doğadan kopmuş, iktidarı oturtmuştur. Bunlar oluşarak doğal felsefeyi alt üst edişle sınırlı kalmamışlar, bu aşamadan sonra iç içeklik gelişmiş, ataerkillik sınıfsallığı, iktidar toplumunu, tek tanrılı dinciliği beslemiştir. Sınıfsallık ataerkilliği, tek tanrılı dincilik ataerkilliği beslemiştir. O aşamadan sonra müthiş bir iç içelik geçmiş. Hatta kavram ortaklaştırmalı birbirine güç vermeler yapılmıştır.
Allahın hiç kadın olduğunu düşünen oldu mu? Zaten Allah erkektir. Baskı ve yaklaşımlarıyla anlaşılır. Yönetici sınıfların kadın olduğu aklınıza gelir mi? Tarihte yönetici sınıflar erkektir. İktidar toplumu denilince akla erkek gelir. Doğanın bağrına girmek boyun eğdirmek iktidar demektir. Beden özdeş görülmüştür. Hepsi için düşünce olarak tanrı görülmüş, yani düşünce oraya verilmiştir. Duygu olarak kadın, beden alt sınıf görülmüştür. Duygu bütünüyle kadına verilmiştir. Kadın da beden olarak görülür, doğa da, ezilen sınıflar da böyledir. Hep bu şekilde görülmüştür. Ezilen sınıfları baş olarak düşünmezsiniz. Erkekler kadının düşüncesinin olmadığını düşünür. Tesadüf değildir. Peygamberin bedeni, yapısı gösterilmez. Tanrıya kutsal düşünce ile ruh düşmektedir. Tanrının üflemesi bile yeterlidir diye anlatılır. Bütün kutsallıkların tanrının ruhundan alındığı söylenmiştir. Bunlar tesadüf müdür peki? O nedenle Önderlik paradigmayı üçayaklı ele alıp bunları iç içe geçiriyor. Bakın siz tek kadın cinsinin mücadelesi için savaşın, sadece bunu sınırlı görün, bir yerlerde takılıyorsunuz. Örnek olarak ataerkillikle mi uğraşıyorsunuz, gidiyorsunuz devlete çatıyorsunuz. Bakıyorsunuz ki, devlet de erkektir. Onunla da mücadele etmek zorunda kalıyorsunuz. Devlet yetmemiş, bir de tanrı da erkektir. Toplumun doğadan koparılmış ideolojik şekillenmeleriyle uğraşıyorsunuz. Ataerkil kanunu değiştirirseniz, devlet bile karşı çıkar. Şimdi evliliğe bile devlet şahit oluyor. Öyle gözüktüğü gibi değildir. Ataerkillikle oynamaman için tedbir alınmıştır. Oynaman demek, devleti zayıflatmak demektir. Hemen izin vermezler. Evlenmeden çocuk yapma en büyük suç ilan edilmiştir.
Varsayalım ki sınıf mücadelecisisiniz, bir sınıfın ezilmesini yanlış buluyorsunuz. İktidar olmasını istiyorsunuz. Başka sınıfın yerine geçirtmek istiyorsunuz. Ataerkillikle, hiyerarşiyle uğraşmıyorsunuz. Bunlarla uğraşmıyorsunuz ama yetmiyor. Bir sınıfı yıkmaya çalışın, ilk karşılaşacağınız ataerkilliktir. Hatta bir sınıf ataerkillikle evlidir. Egemen sınıflar ataerkildir. Geriletemezsiniz. Mücadelelerine kadını az alan devrimler hiçbir zaman başarılı olamamıştır. Hatta kadını alsalar dahi erkek egemenliğinde geçen başarılı olmamıştır. Aslında ataerkillikle uğraştığını fark etmeyen bütün devrimler, bir süre sonra yıkılmıştır. Doğadan kopmuş iktidar inanışlarının hepsi duruyor, kuşatıyor ve gelip sizi teslim alıyor. Hangi kavramla uğraşırsanız, diğeri karşınıza çıkıyor. Ama siz dogmatizmle uğraştığınızda altından ne çıkar? Şu anda dünyanın en büyük dogmaları erkeklik, sınıfsallık ve doğadan kopuş üzerinedir. Tesadüf müdür? Diyorsunuz ki, ben özgür inanışçı olacağım. Önderlik buna demokratik sosyalist bilinç dedi. Haydi, yapın beyninizde bile ilk karşınıza erkeklik çıkar. İktidar toplumu çıkar, yöneticilik çıkar. Aşırı sorgulamaya gidenler, bu noktalardan korkar bile. Oturmuş cinsiyet kalıpları kırıldığı zaman kaldıramaz. Bu düşünceleri geliştirirken karşınızda ilk ataerkilliği bulursunuz. O nedenle Önderlik paradigmasında üçayak birlikte ele alınıyor. Tek-tek denedik, çok uğraştık ama böyle olmadı. Emekçilik gelişti, iyidir. Az daha o sınıfı iktidara taşıyacaktık. Bunun denemelerini yaptılar, gördük çözemedi. Kadın özgürlüğüyle biraz uğraştık, aile ile uğraştık, sonra Önderlik buna toplumsal cinsiyetçilik dedi. Ama bu başta böyle değildi. Kadın özgürlüğünün iktidara bulaştırılmadan yürütülmesini beceremedik. Bütün bunlar birlikte ele alınırsa, yapılabilir olduğunu gördük. Kadının sınıf devrimine katılması, kadını özgürleştirmiyor. Bunun çok çatışmalarını yaşadık. Partinin kadını partinindir, kadın özgürlüğü dediğimiz, sınıf özgürlüğünden geçer diye denemeler yaptık. Şimdi Önderlik toplumsal cinsiyet diyor. Bizim liberal sınıfın fenimizmden farkımız bununla gelişti. Bakın biz kadın özgürlüğünü iktidar toplumsallaşmasından ayırmadan yapamadık. Aynen diğer konularda olduğu gibi, ben sadece bu alanla uğraşacağım. Bunlar hiyerarşinin oluşması döneminde iç içe geçmiş toplumsal yapı olarak birbirine güç verirler. Devlet tanımında ne kadar tanrının olduğunu, ataerkilliğin olduğunu Önderlik söyledi. İlk ezilen sınıfın kadın olduğunu söyledi. Doğadan kopuş ile tanrıça kültürünün bağlantısını Önderlik söyledi. Ondan dolayı da paradigmasını üçayaklı bir temelde oluşturdu. Tek-tek karşı çıkanlar var, ama Önderlik hepsini birleştirdi. Önderlik tarzındaki bir devrimcilik ataerkilliğe karşıdır, sınıflaşmaya karşıdır, doğadan kopuş ve iktidarlaşmaya karşıdır. Bunları iç içe ele almazsanız, bir tanesinde yaptığınız mücadele yetmiyor ve paradigma da bu değildir. Demokrasiden anladım, kadın özgürlükçüsüyüm, o alanda kendimi geliştirdim anlayışı bir noktadan sonra sizi boğuyor. Kadın özgürlüğü, doğadan kopuş beni ilgilendirmiyor, bir sınıfı tutuyorum ve mümkünse bu ezilen sınıfı da iktidara taşıyacağım anlayışı olursa, hadi yapın. Ki bu yapıldı da zaten. Sonuç sınıflaşmanın tekrarı olmuştur. Rusya bu konuda muazzam bir derstir. Hızla tek tanrılı dinciliğe döndüler. Müthiş bir erime yaşandı. Devrim bir toplumun iktidarlaşması değildir.
Kadın tarihini ya da demokrasiyi tartışmıyoruz. Felsefesini tartışıyoruz. Zaten doğal felsefenin anlaşılması için nasıl bir ters yüz yapıldığının iyi anlaşılması gerekir. Buraları anlatınca propaganda gibi anlaşılıyor ama öyle değildir. Bunlar yaşanmış, olmuş şeylerdir. Bizde yaygındır. Bu noktalar hayal gibi gelmektedir. Böyle bir kavramlaştırma dönemi olmuştur. Bu iç içe geçmişliğe Fatmagül Berktay, üçlü kutsal evlilik diyor. Buna biz Önderlik tanımlamalarıyla hiyerarşinin başladığı, devletçiliğin oturduğu dönem de diyebiliriz. Bunları kavramlaştırmanın da aynı olduğu, zaten bu alanlar üzerinde araştırmaları olanlar var. Fatmagül Berktay’ın var, diğerlerinin var. Dünya sistemlerini araştıranlar var. Önderlik bunları sentezlediği için biz şimdi daha rahat yorumluyoruz. Kavramlaştırmalarda bir üst bir de alt zincir vardır. Ataerkillikte üstün olan erkek, alt zincir olan kadındır. Peki, sınıf çatışmalarında alt olan ezilendir, üst ise egemendir. Zincirler birleştirildiğinde tanrı, erkek, yönetici sınıflar alt kısım da ise kadın, doğa, ezilen tüm toplumlardır. Sömürgecilikte egemen sınıf erkekle, ezilenler de kadınla özdeştir. Bunlar kol koladır. Bunları ayrıştırıp mücadele yapamıyorsunuz. Onun için biz feministiz, devrimci sosyalistiz ve toplumsal ekolojistiz vs, hepsi var. Önderlikte bunlar tesadüf değildir. Zaten bunu yapmazsanız, karşınıza çıkar. Önderlik kendi deneyimlerinden gördü.
Sınıfsal bölünmelerin iktidara dayandığı bir dönemde, felsefe acaba kimi tutmuş, niye tutmuş? İşte buraya gelmek için bunları anlattık.
|
|