Son günlerin en çarpıcı
konularından biri dünyadaki savaşma arzusu olsa gerek. Hem Kürdistan hem de
Kafkaslarda amansız bir savaş sürdürülmektedir. Her ne kadar Ruslar geri
çekildik deseler de ABD ve İsrail Rusya’nın geri çekilmesine izin vermemekte
kararlılar.
Bütün dünyada barışın günü olarak
kabul edilen 1 Eylül’e doğru giderken, günün anlamının tam tersi olan 3. Dünya
Savaşı diye tabir edebileceğimiz bir gündem hakim dünyaya. Dünyayı yönetme
arzusunu her fırsatta dolaylı ya da direk olarak dile getiren ABD, İsrail ve
Rusya, bunu pratikleştirme çabalarını piyonlar kullanarak şah yapmaya çalışan
stranç oyuncuları gibi yeniden dillendirmeye
başladılar.
Karşılıklı işbirlikçileriyle füze
kalkanları kuran ve kurduran bu devletler büyük bir savaşın haberini veriyorlar.
Önce Amerika daha sonra Rusya kendi yandaşlarına bu kalkanlardan kurdurmaya
başladılar. Bu da bize aslında savaşın o kadar uzak olmadığını gösteriyor. Tabi
süreç neleri doğurur tam bilinmez. Geri adım atan olurmu bilinmez ama eğer bu
devletler bizim bildiğimiz tavırlarını sergilerlerse pek geri adım atacağa
benzemiyorlar.
Tabi bu savaş başlamadan önceki
durumları iyi analiz etmek gerekir. Amerika’nın Rusya’nın etrafındaki çemberi
daraltması Rusya’nın da bunu görmesi savaşı hızlandıran bir etkendir. Zira bu
iki kutbun karşılıklı zıtlaşmaları uzun zamandan beri bilinen bir durumdur. Yine
Amerika’nın BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) planı çerçevesinde İran’a yönelik
saldırı tehdidi, Rusya’nın İran’ın nükleer enerjiyi geliştirme yönündeki
çalışmalarına aktif destek vermesi, ABD’nin bu nükleer santrallerine saldırması
durumunda İran’a yakın bölgelerdeki Amerika ve İsrail üslerine saldıracaklarını
açıklaması karşıt olan tavırları karşılıklı zıtlaşmaya ve birbirini reddetmeye
kadar götürüyor.
Türkiye’nin de burdaki rolunu iyi
bilmek ve analiz etmek gerekir. Türkiye’nin Gürcü ordusuna eğitim vermesi, silah
yardımı yapması direk Türkiye’yi savaşa sürüklüyor. Yine Türkiye
buna ortak olmuşa benziyor.
Başbakan Erdoğan yine iki yüzlü
davranışlarını sahneye koyuyor. Barış temsilciliğine soyunan Türkiye’yi temsil
eden Erdoğan her alanda barışın temsilcisi olmayı hedefliyoruz laflarına yeniden
sarılıyor. Refahın ve barışın temsilcisi olarak kendini lanse eden TC sanki
kendi ülkesinde istikrar varmışçasına dış ülkelerde barışa soyunuyor. Terzi
kendi söküğünü dikemez ata sözü aklıma geliyor hemen. Kendi içindeki Kürt
sorununu daha çözemeyen, Ermeni soykırımını kabul etmeyen Türkiye dış
devletlerin sorunlarını çözme meraklısı gibi davranıyor. Ben şunu düşünüyorum;
belki bazı arkadaşlara basit gelebilir ama Türkiye içindeki sorunların çok fazla
gündeme gelmemesi için bu tür şeyleri
gündemleştiriyor.
Savaştan en çok zarar gören
halklardan biri olan Kürtler olarak biz asla ve asla savaştan yana değiliz. Ama
süreç savaşın ayak seslerini kulaklarımıza getiriyor. Gönlümüz her zaman
barıştan yana ama bu barışın kalıcı olabilmesi sadece bir bölge değil bütün
dünyada hakim olması taraftarıdır. Zira savaşın kimseye bu güne kadar yararı
olmadı bundan sonra da olmayacaktır. Savaştan gelen zararı insanlar bir yüzyılda
birbirine vermezler.
1 Eylül Dünya
Barış Gününe savaşla girmek istemiyoruz. Bu nedenle dünyaya savaşsız günler diliyorum. |