|
Toplumdaki, doğadaki temel ikili çatışmalar, sadece sınıf çelişkisi üzerinden değildir. Önderlik bunu şöyle yorumladı. ‘Sınıf çelişkisi diyalektik ikili çatışmaların %10’udur.’ Aynı oranda daha da belirleyici olan toplum iktidar düalizmi vardır. Bunun karşıtlığa dökülmesine biz katılmıyoruz. Ama şu anda böyle bir karşıtlık yaratılmıştır. Sonra kadın erkek cinsiyetlerinin iktidar çatışması vardır. Yani kadının erkeğin ortak sorunu vardır. İkisi de iktidara bulaştırılmış ya da biri iktidar diğeri de iktidar mekanizmasına sokulmuştur. Diğer düalist çelişkilerden birisi de budur. Diğeri de ekolojik toplum mantığı üzerinden iktidarcı toplumu ile doğal toplum düalizmindeki mutlaklaştırılmış karşıtlıktır. Bu paradigmanın anlaşılması için demokratik ekolojik toplum paradigması felsefesine giriyoruz. Burada kesinlikle mutlaklaştırılmış karşıtlıklar üzerinden hareket ediyoruz. Bu çatışmayı yaratılmış çelişkiler olarak gördüğümüz için çözümünü de demokratik sosyalizm olarak görüyoruz, yani iktidarlaştırılmamış toplumda görüyoruz. Onun için kavgamızı demokratik sosyalizmde görüyoruz. Biz şimdiden hafife almadan demokrasiyi kurarak demokrasinin geleceğini garanti altına alıyoruz. İçimizde sınıf çelişkilerini iktidara taşıyarak değil. Biz şunu da yaşadık, sınıf çelişkilerini iktidarcı ele alıp çözmek istediğimizde, kendi içimizde de iktidar mücadelesi verelim. Olmadı mı bizde iktidar çatışmaları dışarıya karşı iktidar mücadelesi veren bir gücün iktidar mücadelesini içine taşıması kadar normal bir şey yoktur. Aynısını bayan arkadaşlar da yaptı. Erkeğe karşı iktidar çatışması tarzında yaptıkları zaman erkek yönetimlerine benzediler. Erkekleşmeler gelişti. Bu savaşta da, siyasette de, ideolojide de oldu. Fark ettik ki, burada bir terslik var, karşıtına dönüşüyorsun ve bu radikal mücadele gibi gözüküyor. Şimdi nasıl çözeceksin çelişkiyi? Demek ki sosyalizmde devletçi sosyalizm öz değildir. Demokratik ekolojist şu anda içimizde de yaptığımız gibi kadın erkek iktidara yaslamadan eşit yaklaşmak ve bunu biraz dile getirirsek, bu kesinlikle zayıf bir mücadele değildir. Şu yanlış bir şeydir, biz mücadelemizi iktidara dayamayalım ama mücadeleyi iktidarcı verelim, mutlak karşıtlıklara dayandıralım.
Mesela ben özgürlük istiyorum, Türkler istemiyor, mecbur savaşacağız, bizi kabul eder konuma getirmek için mecbur savaşacağız. Bizi kabul etmiyorlarsa bile bugünden özgür yaşayacağız. Ama niye bizim Türklerle savaşımımız mutlak bir karşıtlık olsun, Türklerle Kürtlerin yaşamında mutlak bir karşıtlık mı hâkimdir yoksa karşıtlıklar kadar daha da geniş olarak bir arada yaşadığımız dönemler mi hâkimdir? Bir arada yaşadığımız dönemler daha hâkimdir. Yani çelişkilerimizin olduğu, geçmişten beri iktidarcı yaklaşmasından kaynaklı olarak sömürüldüğümüz dönemler de vardır. Ama birlikte yaşadığımız ve kültürel alışverişin olduğu dönemler de vardır.
Şimdi sorun şu: Biz hangisini hâkim kılacağız? Mutlak karşıtlığı kaldırmalı, bunun için mücadele etmeliyiz. Peki, bu mücadelesizleşme midir? Kesinlikle değildir. Yaptığınız mücadele yol, yöntem ve sonuç değiştiriyor. Mesela işçi sınıfı tarih içerisinde iktidara da taşındı, PKK’de yaşanmadı mı iktidar? Biz PKK’yi toplum kendi kendini yönetsin diye kurmuştuk, kadroların toplumdan üstün olması için değil. İktidar olunca özgürlük geldi mi? Kesinlikle gelmedi ve gelmeyecektir de. Dışa karşı iktidar mücadelesi yaptığımızdan, bunun içimize de yansımaları oldu. Kişiliklerimizde aşınma, bunalma, iktidarcılaşma, yanlış politikleşme tartışmaları olmadı mı? Bunlar kesinlikle çürütücüdür. Karşıtlık mutlak olarak ele alınırsa, müthiş bir yozlaşma, aşınma yaşanır. Önderlik artık şunu söylüyor, işçinin ezilmesini, burjuvazinin ezmesini, üretim araçlarını toplumsallaştırarak ortadan kaldıracaksınız, iktidarlaştırarak değil. Ve bu zayıf bir mücadele değildir. Hiçbir zaman Önderlik bir sınıfı kutsal ve geleceğin sınıfı ilan etmemiştir. Önderlik hiçbir zaman Kürt toplumunu kutsallaştırarak kutsal toplum olarak ele almadı, hep eleştirdi. Niye köle bir toplumu kutsasın ki? Kutsa, sonra getir iktidara koy, en iyi ilan et, bu olur mu? Aynı şey kadın erkek ilişkilerinde de geçerlidir, yani karşıtlık vardır ama bu eşit, özgür bir arada yaşayamazlar anlamına gelmez. Bize karşıtlık gibi gösterilen birçok şey karşıtlık değildir. İşçi sınıfı ile patron karşıt mıdır? Hep uzlaşı vardır. Patronun diğer yüzü işçi sınıfı olmuştur. İşte örnek işçi sendikaları konfederasyonları, Kürt halkı ölüyor, bir şey diyor mu? İşçi sınıfı ölüyor, bir şey diyorlar mı?
Örnek kadın erkek ilişkileri, karşıtlık vardır, birbirlerini ezen yanları da olmuş, bunların yaratılmasında iktidar çok önemli rol oynamıştır. Fakat karşıtlaşmanın dışında da yanları var. Şimdi bunların hepsini içeren bir mücadele olmaz mı? Verilirse sorun çözülür. Veremezseniz en fazla bu karşıtlık üzerinden yürürsünüz. Bu da iktidara götürür. Doğal toplumda da kadın erkek çelişkisi vardı, bu dönem herkesin aynı fabrikadan çıktığı tek insan tipi değildir. Toplum da ilkel olarak görülmedi. Böyle olsa nasıl insan ömrünün yüzde doksan sekizi için geçerli bir gerçek olurdu? Kişilik bu dönemde tabii ki vardır. Tek-tek bireyler vardır. Herkes düz, tek değildir. Mesela savaşa gidildiğinde her savaşçı yüzüne ayrı bir boya sürüyor. Yani kişiliği var ve başka bir şey tercih ediyor. Doğal toplum bireyin olmadığı homojen bir toplumsallaşma değildir. O dönemde de toplumda karmaşıklık vardır. Tüm toplumsal çelişkiler vardır. Fakat bunları iktidarcı hiyerarşik bir yöntemle çözmüyor. O dönemin insanı bugüne baksa, bugünün insanı kendini yönetemiyor ve bunun için de devlet çıkarmış der. Böyle yorumlar. Kendini yönetmeyi bilmeyen durumumuzla o zamanki insan karşısında beceriksiz kalırız. Mesela bugün bizim kullandığımız tüm temel şeyler o dönemde yaratılmıştır. Sanat, kültür, teknik vs. Peki neden karmaşık olmayan basit ilkel toplumlar diyoruz? Oysaki tüm sorunlarını çözebilen bir toplumsal yapıdır.
Önderlik kapitalizmin yedeğine düşmeyi şöyle ifade ediyor; ‘Ben iki bin beş yüz yıllık bu tarihi ve şekillendirmeleri kabul etmiyorum.’ Bundan dolayı Önderlik doğal toplumu hedef alıyor ve bunun tekrardan kurulabileceğinden bahsediyor. Bu şekilde Önderlik kendi dayatmasını kapitalizme yapıyor ve bunu esas alırsak ilk defa mezhep olmayacağız. İktidarcı yaklaşım, karşıtına benzemeyi beraberinde getiriyor. Önderlik bu pusuyu fark etmiştir. Çünkü Önderlik iktidarcı yöntemlerle mücadele etmiyor ve doğal toplum özelliklerini devlete dayatıyor. Ve bu şekilde ilk defa özelliklerimizi dayatacağız. Mücadele ettikçe benzeşmeler yaşanacaktır. Çünkü mücadele yöntemlerini biz belirliyoruz. Bunlar iktidarcı sınıfın yöntemlerinin dışındadır. Biz şu anda karşıtımıza benzememek için aramıza büyük setler, duvarlar çekmişiz. İktidarcı topluma benzeşmenin önüne geçtik. Hatta bizde artık kadınlar istedikleri kadar erkeklerle mücadele de etsinler iktidarlaşmazlar, erkeğe dönüşmezler. Bunun tedbirleri alınmıştır. Ve hatta erkek de iktidarı taşıdığı için, en az kadın kadar özgürlük sorunu olduğunu ve yaşadığını fark ediyor.
Doğal toplum felsefesinin anlaşılması için sınıflı toplum felsefesinden uzaklaşmak ve bağımsız düşünmek gerekiyor. Nasıl olur da iki bin beş yüz yıl önceki Yunan felsefecilerinin düşüncelerini esas alıp yaşamı yorumlamaya çalışırsınız? Artık bu tekrarı yapmayacağız. Yıllarca felsefeyi ikiye bölüp bir tarafını tuttuk, çatıştırdık ve bir tarafı iktidar yaptık. Artık bu yöntemleri bırakacağız. Bundan kaynaklı artık kimse kendini karşıtı olmadan açıklayamaz, izah edemiyor. Bir tanımlama meselesi olmuş, kadın erkeğe göre, işçi sınıfı burjuvaziye göre kendini tanımlıyor. Artık bu aşılmalıdır. Erkek karakteri olmayan cinse, kadın denilir. Ne alakası var, kadının apayrı özellikleri varır. Artık bu bakış açısı kaldırılıyor. Mesela kadını savaşta değerlendirelim; Zilan arkadaş neden değerlidir? Çünkü erkek gibi değil, kadın gibi savaşmıştır. Niye kadına, erkek gibi savaş densin ki? Bu doğaya aykırıdır. Mutlak cinsiyet kavgası ve zıtlaşmaları tehlikelidir. Esas mücadele eden demokratik sosyalistlerdir, devletçi sosyalistler değil. Onlar iktidara endekslenmişler. Toplum sorunlarını zihniyet, felsefe, ahlak ve sosyal bilim sorunlarını görmezler. Demokratik sosyalistler ayrıntılarına kadar mücadele verirlerken, devletçi sosyalistler, iktidar dışındaki sorunlarla ilgilenmezler. Daha iyi anlaşılması için savunmadaki bazı bölümleri okuyalım. ‘Savunmada toplumsal gerçekliğe tekrar yaklaşmam sağlanan felsefik derinlikle ilintilidir. Sosyal bilim olarak felsefe tıpkı doğuş sürecindeki gibi rolünü günümüzde de oynamak durumundadır.’
Önderlik bunun için eski felsefeyi eksik görüyor ve yeni felsefeye büyük bir rol veriyor. ‘İktidarlaşmış bilime karşı felsefeye dönüş özgür toplumun çıkış ilkesidir. Felsefeye dayanmayan bir demokrasinin kolayca yozlaşacağı ve demagogların elinde halkları yönetmenin en soysuz bir aracı olacağı tarihte ve günümüzde sayısız örnekleriyle kendini göstermiştir.’ Önderliğin yeni felsefeye biçtiği rol budur.
‘Doğal topluma ilişkin açılması gereken bir sorun zihniyet ve ifade ediş tarzına ilişkin olabilir. İnsanın hangi zihniyet aşamasında şekillendiği önemini halen koruyan bir konudur. Bununla ilintili olarak öncelik zihniyete mi yoksa yapılanma ve aletlere mi verilmelidir?’ Bu felsefenin temel sorusudur. Önderlik de bunu soruyor ve sonra cevap veriyor: ‘Bu sorunun yanıtı önemlidir, tarih boyunca gelişen idealist ve materyalist felsefe anlayışlarının temelinde bu ikilem yatmaktadır. Bilimin en son vardığı sınırlar olan ‘kuantum’ (parçacıklar fiziği) ve ‘kozmos’ (evren bilimi) bize hayli ilginç yaklaşımlar sunmaktadır. Atom altı parçacık ve dalga fiziği olarak kuantum bambaşka alanlar açmaktadır. Sezgili, özgür tercihli düzenlerden tutalım, aynı anda farklı iki şey olmak, insan yapısından ötürü belirsizliği asla tam aşamama kuralına kadar tespitlere ulaşmaktadır.’ Yani Önderlik bu verilerle yeniden düşünmek gerekir diyor. Aynı anda farklı iki şey olmak diyor. Kuantum bunu ışınımla kanıtladı. Bir kâğıdı deldiler bir foton gönderdiler, bir parçacık her iki delikten de geçiyor. Yansıma şeklinden bir parçacığın aynı anda hem parçacık, hem de dalga hareketiyle ilerleyebildiği anlaşılıyor. Demek ki madde aynı anda iki şey olabiliyor sonucuna vardılar. Bu anlamda mutlak karşıtlıkların söylendiği gibi olmadığını ispatladılar. Yani karşıtlıklar yok değil, mutlak karşıtlık olmadığını ispatladılar. Okumaya devam edelim, ‘Kaba cansız madde anlayışı tamamen bir tarafa bırakılmaktadır.’ O zaman şunu soralım, cansız madde yoksa düşünce sadece insanda mıdır? Oysaki Önderlik toz zerreciğinde bile düşünce değil fakat bir hareket kabiliyeti vardır diyor. Artık bu içindeki maddesel çatışmaların hareketi de olabilir. Bu bakış açısıyla felsefedeki birçok şey değişecek ve insan merkezli bakış açısı aşılacaktır. ‘Son derece canlı, özgür bir evren karşımıza çıkmaktadır. Burada asıl muamma insanda, özellikle zihniyet durumunda yaşanmaktadır. İdealizme, sübjektivizme düşmekten bahsetmiyoruz. Çokça işlenen benzer felsefe tartışmalarına da girmiyoruz. Evrende bu kadar çeşitliliğe kuantum sınırlarında yol açıldığı tamamen anlaşılmaktadır.’ Yani Önderlik ikili karakterler mantığını çok çeşitlilik içinde ele alıyor. Okumaya devam edelim, ‘Artık atom parçacıklarının da ötesinde dalga parçacık evreninde olup bitenlerin başta ‘canlılık’ özelliği olmak üzere varlıkların her çeşidini oluşturduğunu görmekteyiz. Kuantum sezgiselliği derken bunu kastediyoruz. Gerçekten bu kadar doğal çeşitlilik ancak büyük bir zekâ ve özgürlük tercihiyle mümkün olabilir.’ Önderlikte düşünce maddenin basit bir yansıması değildir. Hemen uyarısını yapıyor ve bu idealist bir yorum değildir diyor. Bunlar da materyalizmin kaba kalan yönlerini açıklıyor. ‘Kaba, cansız maddeden nasıl bu kadar bitki, çiçek, canlı ve insan zekâsı türeyebilir?’ Önderlik bu değerlendirmeleriyle doğal felsefeye giriyor.
Biz doğa ile karşıt olmak durumunda değiliz. Bu karşıtlığı biz unuttuk. ‘Her ne kadar canlı metabolizması moleküler temelde oluşmaktadır denilse de, moleküllerin atom ve atomların parçacık, parçacıkların dalga-parçacık düzeni ve ötesinde olup bitenler izah edilmedikçe, doğal çeşitliliği yetkin izah etmemiz mümkün görünmemektedir.’ Moleküller hareketi izah edilmedikçe oradaki canlılık, hareketlilik anlaşılmaz diyor. Evrene insana ve bu hareketliliğe basit maddesel bir hareket olarak bakmıyor Önderlik. ‘Aynı çözümleme tarzını kozmosa ilişkin de yürütebiliriz. Evrenin büyüklüğünün son sınırlarında (eğer varsa) olup bitenler de kuantum alanındaki olup bitenlere benzemektedir. Burada karşımıza canlı bir evren anlayışı çıkmaktadır. Evrenin kendisi zihni ve maddesiyle bir canlı varlık olamaz mı? Kozmolojide gittikçe tartışılacak bir sorudur bu.’ Önderlik bununla evrenin de canlı olduğunu söylüyor. Yine evrenin büzülüp açılarak nasıl hareketi vardır? Tıpkı insanın nefes alması gibi oluyor. Hatta bunu dağların nefes almasına benzetiyor. Daha sonra zaten ‘insanı çözümlemek evreni çözümlemekte rol oynar.’ diyor. Evrenin hareket tarzında düşüncesiyle hareketinin iç içe geçtiğini söylüyor. Eski ayrıma göre felsefe o yüzden tartışılamıyor zaten.
Kuantum ve kozmosun orta yerinde duran insana da mikro kozmos diyoruz. Çıkan sonuç şudur; her iki evreni kuantumu kozmosu anlamak istiyorsan insanı çöz. Gerçekten de insan tüm algılamaların öznesidir. Ne kadar bilgimiz varsa, insan ürünüdür. Esas incelenmesi gereken insanın algılama sürecidir. Bu bir anlamda evrenin şimdiye kadar, ölçülebilen yaklaşık yirmi milyar yıllık evren tarihidir. İnsan gerçekten bir mikro kozmostur. Evet, Önderlik klasik felsefedeki, ayrımın kuantum fiziği ile tekrardan gözden geçirilmesi gerektiğini söylüyor. Ve burada sezgiselliğin hatta maddenin hareketindeki karmaşanın böyle idealist materyalistlerin söylediği gibi kaba yorumlanamayacağını söylüyor. Çok muazzam hareketliliğin olduğunu çeşitliliği olduğunu ve hepsinin de sezgileri ile hareket ettiğini söylüyor. Birçok yerde hayranlık duyduğunu belirterek bizi bile üreten bir canlılık diyor. Düşünün insan acaba bir tesadüf sonucu mu üretilmiş? Gerçekten bitkiler ve hayvanlar toplantı yapmış biz de daha iyi bir ürün ortaya çıkaralım, biz bir toplum üretelim mi demişler acaba? İnsan türü üretilmiş, tabii burada bir toplantı yok da ama burada müthiş bir karar verme var. Onun için madde hareketi şudur; düz çizgisel gidiyor, tartışıyorlar. Bu çıkıyor, bu tartışmaların düşündürdükleri var. Maddeyi görüyoruz. Ben Yılmaz arkadaşı görüyorum, duyu organlarıma geliyor, düşünce bunu yorumluyor, Yılmaz arkadaş düşüncesi bende uyanıyor. Böyle basit olmadığını söylüyor. Maddenin basit bir yansıması olmadığını söylüyor. İçinde sıkı-sıkı, iç içe işleyen bir sistem olduğunu söylüyor. Yani Önderlik kaba materyalizmi düzelte-düzelte devam ediyor. İnsan yorumumuzu daha da geliştirirsek, şu varsayımlarımızı ileri sürebiliriz. İnsan oluştuğu tüm materyallerin canlılık, sezgisellik, özgürlük özellikleri olmasaydı, tüm bu özelliklerin toplu özellikleri olarak insan canlılığı, özgürlüğü, sezgiselliği de gelişmeyecekti. İnsan düşüncesi insanın basit bir yansıması değildir. Önderlik diyor ki, bu sezgisellik, canlılık, özgürlük hepsini birlikte sayıyor. Maddenin hareketi demiyor. Üretim araçlarının hareketi demiyor. Hepsini söylüyor. Olmasaydı, sezgiselliği, özgürlüğü gelişmeyecekti. Olmayan bir şeyden de yeni bir şey doğmayacaktı. Bu tespit cansız madde anlayışımızı çürütmektedir. Şüphesiz insan türü bir organizasyon, bir toplum olmadan birbirine bağlılık gelişmez. Ama bu organizasyon ve toplumda rol oynayan materyallerin bilgisel, sezgisel, anlamsal, özgürlüksel özellikleri olmadan da bilginin vücut bulmayacağı bir husustur. Yani insanda düşüncesi ile maddesi, maddesiyle düşüncesinin iç içe geçmiş müthiş bir oluşum sürecinde birbirini belirler. Ayrışma değil iç-içelikte belirler. Bilgiyi oluşturan ne kadar materyalse, materyali harekete geçiren de o kadar düşünsel, sezgisel, özgürlüksel tercihler var. Özünde bir şey yoksa neden yaratılsın? Bu değerlendirme ne tam dış doğadan basit bir yansımanın ne de insanın Descartes-vari bir düşünselliğin sonucu bilgilendiği yorumunu gerçekçi kılıyor. Ben böyle bir değerlendirme yapıyorum diye ne dış doğadan basit bir yansımanın, yani bir insan türü olarak basit bir yansımasıyız. Ne de Descartes’in dediği gibi düşünüyorum öyleyse varım. Beni yönlendiren tamamen düşünsel varlığımdır. Çünkü Önderlik ikisinin böyle ele alınmasına karşıdır. Önderlik bu sürecin birbirini beslediğini düşünüyor. Yani düşüncenin maddeyi, maddenin düşünceyi beslediğini düşünüyor. Yani karşıt olarak değil. Doğruya daha yakın görüş, kozmos ve kuantum evrenindeki oluşum özelliklerinin insanda da yaşandığıdır. Tabii ki kendi özgürlüğü temelinde bu yasalar işlemektedir. Evrenler, insanda dile gelmektedir. Çıkan sonuç evrenin yetkin kavrayışı insanın yetkin kavrayışından geçer. Felsefede çok yönlü kendini bil, bu gerçeği dile getirmektedir. Önderlik kendi diyalektiğini açıyor ve diyor ki,” benim esas almayı uygun bulduğum temel dönemsel ayırımın ölçüsü felsefi bilimsel değeri ağır basan niteliktedir.” Evrenin genel işleyiş ilkesini esas almaktadır. Hegel’in oldukça işlediği ve temel felsefesi haline getirdiği tez, anti-tez, sentez üçlüsünü sistemin temeli olarak uygulanır kılmak süreçleri daha çok açıklığa kavuşturacaktır. Evrendeki tüm oluşumlar iki nitelikte ve çelişkili bir yapıyla mümkün kılmaktadır. Tabii bu hareket kaba mekanik hareket değildir. Özde değişimi çeşitliliği oluşturan bir hareketlenme söz konusudur. |