Cemil Bayık
Cemil BayıkÊrîşên dewletê nîşaneya têkçûna wê ne
Kakşar Oremar
Kakşar OremarSeyîd Rizayê Dêrsimî wiha gotibû...
Erkan Kobanlı
Erkan KobanlıKürdistan'da ki AKP'li belediyeler piyondur!
Selahattin Erdem
Selahattin ErdemYerel seçim
Songül Beyazgül
Songül BeyazgülYine bir Güney klasiği mi?
Ahmet Dere
Ahmet DereErdogan har bûye
Rotînda Yetkîner
Rotînda YetkînerDevşirmeler Insanlığın başına beladır
Mahmut Aslan
Mahmut AslanUslu çocuk olmak
Serbest Rêzan
Serbest RêzanKî Dibêje Başûr bê Deng e?
Günay Aslan
Günay AslanDiyarbakır savaşları
Mehmet Sögüt
Mehmet SögütTekçilik ve Türkiye gerçekliği
Mizgîn Bîngol
Mizgîn BîngolCîhan, Obama û tirk
Cemo Devrim
Cemo DevrimSAVASMALISIN !!!
Kasım ENGİN
Kasım ENGİNOmurgasız Bir Kişilik, Mukallit Erdoğan
Ahmed Aktaş
Ahmed Aktaş‘...(Kurd) derkevin biçin...’
Özgür BİLGE
Özgür BİLGEHa Beyrut kasabi Şaron,ha Kürdistan kasabi Qerdoğan
Fırat Penaber
Fırat PenaberŞiirlerim kadar eski/ kalbim kadar yenisin
Mîr Qasimlo
Mîr QasimloAlastina rastiyên veṣartî (1)
Nurhak Erdal
Nurhak ErdalİKİNCİ 5 KASIM DÖNEMİ
Konuk Yazarlar
Konuk YazarlarDawî nêz dibe, dijmin hartir dibe
Hozan Dîno
Hozan DînoKÜRT MÜZİĞİNİN TARİHSEL DİRENİŞİ
Abdullah Öcalan
Abdullah ÖcalanEn Etkili Birey Herkese Bir Şeyler Verendir
Mihemed ORHAN
Mihemed ORHANDewleta Tirk Hertim Dixwaze Raya Giştî Bi Xapêne
SONGÜL BEYAZGÜL
 SONGÜL BEYAZGÜL ‘Her şehit için bir DTP’li öldürülmeli’
Mahir Deniz
Mahir DenizFELSEFEYE GİRİŞ -17-
Hemîd DILBIHAR
Hemîd DILBIHARŞEVA ÇÛYÎ
Ömer Dilsoz
Ömer DilsozHer însan siwarê hêviyên xwe ye
Ülkem Zeremya
Ülkem ZeremyaEBEDİ KOMUTAN’A
Teman Dep
Teman Dep1 HAZİRAN KADIKÖY MİTİNGİ, ÖLÜM DEĞİL ÇÖZÜM VE MEDYA
Siyamed Sipan Uğurlu
Siyamed Sipan UğurluNobedarên Azadiyê
Ömer Yüce
Ömer YüceAvusturya’nın Graz kentinde Amara Gençlik Festivali heyecanı başladı.
Halil Uysal
Halil UysalEylül…
Hayri Cewlik
Hayri CewlikBir Newrozun Anlattıkları
RC TEC
RC TECBu Haftaki Oyunumuz : Icindeki Dj
Berfîn Dilav
Berfîn DilavYüreğin Aydın yaşamın Yılmaz dı senin
Umut Özgür
Umut ÖzgürGÜNEŞİN GERÇEK SAHİPLERİ
Sedat İnci
Sedat İnciDağlara nakış ettik izlerimizi
Mehmet Mekin Yıkın
Mehmet Mekin YıkınKürt basını üzerine bir kaç söz
Zana-Qenco
Zana-QencoOPERASYON ve GELİŞMELER
Polat Can
Polat CanGERYANEK DI CÎHANA WÊJEYA NÛJEN YA KURDÎ DE
JÊHAT BÊRTÎ
JÊHAT BÊRTÎAnlatılması zor anlar
Rızgar Azad
Rızgar AzadŞaşırmayın; yanlış yapmayın!
İbrahim Güney
İbrahim GüneyEy TC! Senin gücün Kenan Güzel'e yetebilir mi?
Mehmet Alagöz
Mehmet AlagözUluslaşma ve Sanat
Firaz Baran
Firaz BaranBüyükanıt'ın yaptıkları
Hevîdar Munzur
Hevîdar MunzurTîrêjên Roja me îro ji herdemê geştirin
Argeş Arjin
Argeş ArjinGençlik eyleme, zafere....
Remzi Zilan
Remzi ZilanÖzgürlüğün Dili: ÇIĞLIK !!!
Cudi Arif
Cudi ArifÖzlemin patikalarında

 
FELSEFEYE GİRİŞ -13-



Yazar Adı: Mahir Deniz


Yazarın Tüm Yazıları

Eklenme Tarihi: 27.08.2008 Saat: 00:15

Evreni varlık yokluk ikilemiyle başlatmak mümkündür. Varlık ve yokluğun karşı karşıya gelişi, yeni bir oluşumdur. Hareketin kendisidir. Yokluğa direnmesidir. Yokluk varlığı, varlık yokluğu bitirmeye çalışırken, sonuçta üçüncü bir eğilim bir nevi sentez olarak, oluşum halindeki evren ortaya çıkmaktadır. Buna benzer bir yaklaşım parçacık dalga ikilemidir. Tek başına parçacık ve dalga mümkün olmamakta, ancak birbirileri ile ilişki hareketi halinde, dolayısıyla oluşumu sentezleyebilmektedirler. Diyalektik yorumu, burada dikkat edilmesi gereken diğer bir husus diyalektik kavrayışımızın tez ve antitezin birbirini yok etme biçiminde değil, bastırma ve geriletme karakterinde geliştirilmesidir. Toplumsal sistemler tez-antitez haline tüm doğada olduğu gibi geldiklerinde birbirini birlikte taşırlar. Aralarındaki mücadele şüphesiz önemli gelişmelere yol açar. Hiçbir zaman tez eski halinde kalmaz, ama antitez kadiri mutlak olarak kendi öncülünü yemez. Ondan beslenerek ancak kendi kendisini geliştirir. Bu noktada diyalektiği açmakta biraz daha yarar var. Dogmatik Marksizm döneminde tez ve antitez toplumda yok etme biçiminde yorumlandı. Bu tarz bir yorum, aslında yapılan en temel teorik yanlışlardan biridir. Biyoloji başta olmak üzere, tüm bilimlerde gözlenen özellik, olguların gelişimi ve dönüşümlerinde karşılıklı besleyici yanın önem taşıdığıdır. Karşıtlık mutlak değildir, hatta besleyici yan daha da önemlidir, diyor Önderlik.

Yok, etmeye benzer durumlar istisnaidir. Hâkim olan tez ve antitez konularının birbirlerini beslemesidir. Bunun en sade ifadesi olan anne çocuk ikilemidir. Çocuk ana ile çelişkili halde gelişir. Ama bundan çocuk anayı yok ediyor yorumunu çıkaramayız. Olsa olsa karşılıklı beslenme ile neslin sürdürülmesi olarak değerlendirebilir. Uç bir nokta fare ile yılan ikilemidir. Burada bile olan aşırı fare üreyişi ile yılan ender üreyişi arasında dengenin kurulmasıdır. Bakın yine yok etme değil, orada da dengenin kurulması üzerinde bir istisnai örnek olarak söylüyor. Bir tek iktidarcı toplum türleri bitirir. Diğerleri doğal bir mücadele yaşarken, hiçbir zaman bir tür bitirilmek için oturup bir toplantı yapıp milliyetçiliğe kapılıp, oturup biz bu yılan türünü bitirmeliyiz diyerek atom bombası üretmeliyiz demezler. Hiçbir zaman planlı ve iktidarlı olmadığı için de yaptıkları faaliyet, doğal yaşamın çatışmaları ve çelişkileri bir arada lığıdır. Ama Önderlik onu da dengeyi korumaya dayalı bir şey olarak ele alıyor. Çelişki yoktur demiyor. Ama birbirini bitirmediğini söylüyor. Burada bile olan aşırı fare üreyişi ile yılan ender üreyişi arasında dengenin korunmasıdır. Belki de yılanlar olmasa fareler dinozorlardan daha ezici tahrip rolü oynarlardı. Doğadaki varlıkların anlamsız olmadığını, hepsinin belli bir ekolojik anlamı olduğu her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır.

Ama yine de uç nokta mutlak sınırlar kavramı çok sınırlı bir kesitte, yani Marksizm’in dediği gibi antagonist çelişkidedir. Önderlik antagonist çelişkiyi bile kabul etmemezlik yapmıyor. Bir de biliyoruz çelişkinin vardığı uç noktaları olur, ama bunun yaşamın hepsini belirlemediğini söylüyor. Ama yine uç nokta mutlak sınırlar kavramı çok sınırlı bir kesitte en azından kavram olarak geçerli olabildiğini temel doğal yasasının karşılıklı bağımlılık biçiminde geliştiğini, artık tüm birikimlerin fark ettiği bir özelliktir. Yani ağırlıkta olan karşılıklı bağımlılıktır, çatışsan çelişsen bile biliniyor. Tüm türlerin birbirine bağımlılığı ekolojik sistem, bu karşıtlığın mutlaklaştırmasının altına kibrit suyu döker.

 Mutlak sınırlar, uç nokta bu anlamda sınırlıdır. Karşılıklı bağımlılık biçimindeki ilişki daha geneldir diyor Önderlik. Bakın hiç uzlaşma demiyor. Zaten devletçiler hep bu noktalarda Önderliği zorlamak istiyorlar. Uzlaşma demiyor. Önderlik uzlaşma taraftarı değil ki, bağımlılık uzlaşma demek değildir. Bir çocuk annesine ne kadar bağımlıdır. Ama apayrı kişilik geliştirir. Anne onun üzerinde iktidar kurmuyorsa, o nankör çocuk ikinci gün o annesine iktidar uygulamıyorsa, böyle karşıtlaştırmıyorlarsa, çok güzel bir ilişki, karşılıklı bağımlılık ama özgürlük içerisinde. Bu erkekle kadın arasında da öyle olur, olmalıdır. Sınıflar ortadan kaldırılıp üretim ilişkilerinde de böyle olmalıdır. Mesela bir berber bir manava bağlıdır, tabii birbirlerine hâkim olmasınlar. Ortaya bir patron çıkmasın bu ilişki sistematiği daha iyi iş bölümüdür. Bu geneldir zaten ve toplumu korur. İktidar toplumu farklı kurar. Önderlik buna karşıdır. Zaten o da genel bir işleyiştir. Toplumsallaşma da öyle kurulmuştur. Şu an doğada genel bir işleyiş var. Biz bile niye ölüyoruz? Bu kadar çatıştırıldığımıza rağmen, insan hayret ediyor. Zaten ben bu felsefecilerin delirmesini de anlıyorum. Tabii bakın hiçbirimiz özgür değiliz. İnsanlığa aykırı bir şey, neden kadın erkek çelişkisi var sorusuna gitmiyoruz. Kadın erkek çelişkisi var sorusuna gidilmiyor mu? Tabii ki gidiliyor. Niye ezen ezilen olmuş? Biraz anlam verdin mi insan bunalıma giriyor, bir de kaldıramıyorsun. Peki, ona rağmen niye yaşıyoruz? Bu kadar çatıştırılıyoruz. Filistinlilerle İsrailliler, kadın erkek hepsi çatışıyor. İnsanlar kendi içinde çatışıyor. Duygu, düşüncesi çatışıyor. Peki, nasıl ayaktayız? Şunun için ayaktayız; bize kapatmak, kamufle etmek istiyorlar, ama bütün bu çatışmalarımıza rağmen birbirimize muhtacız, karşılıklı bağımlılıklarımız var. Kendimizi onunla çatışırken bile özgür tanımlayabiliyoruz. Ve çok çalışıyor birbirimizi bitiremiyoruz. Bilimsel olarak Önderliğin dediği gibi Filistinliler üniter anayasalarına şunu koymuşlardır; İsraillileri ortadan kaldırana kadar savaş. Baktılar böyle bir şey mümkün değildir. Değiştirdiler ki gerçekten de mümkün değildir.

Şimdi bizim özgürlüğümüze Türkler engel değil ki? Nereye kadar savaşacaksınız Türklerle? Türklerin iktidar yapısı engeldir. İkircikli yapıyı ortadan kaldırmak için çalışacaksınız. Amaç Türklerin hepsini ortadan kaldırmak değil. Zaten Türklerin hepsini ortadan kaldıramazsınız. Kaldırdığınızda dönüp baktığınızda arkanıza Türk yemekleri var. Türk kültürü var. Ortadan kaldırmıştık, halen içimizde var diyeceksiniz. Onun için böyle bir mutlaklaştırılmış çatışma sistemi bize gösterildiği gibi mutlak değildir. Onun için Önderliğin söylediği ilişki biçimi halen alttan alta yaşadığı için varlığını sürdüren bu kadar çatışmaya rağmen bitmeyiz. Çünkü alttan alta varlığımız sürer. Mesela cinsiyetlere bakalım. Erkekle kadın savaşıyor. Erkek kadını iktidar tarzında eziyor. Ama kurnazca aşık olabiliyorlar birbirlerine niye? Aşık oluyorsun, böyle bir şey varsa, iktidarcılık varsa ya aşık olma ya da aşık oluyorsan iktidarcılığı yapma. Bakın mutlaka çatışmalarına rağmen ortak yerde buluşuyorlar. Ona rağmen doğal felsefeyi ortadan kaldırmıyorlar. O kadar çatışmalarına rağmen, ortak noktalarını bitiremiyorlar, hatta karşılıklılığı ortadan kaldıramıyorlar. Doğasal olarak yapısında var. Tabii bozulan yanları düzeltmek gerekir. Gerçekten aşk varsa iktidar olmaz. İktidar varsa aşk olmaz. O çatışmada birbirlerini üstün kılmadan doğal diyalektiği karşılıklı bağımlılığı dönüp ortadan kaldırmak gerekir. Önderlik toplum sistemlerini değerlendirirken, yapmak istediği bir değişiklik,  zorunluluk ve rastlantısallık konularındaki yaklaşımlarına ilişkindir. Kökeni tanrısal yasa anlayışında bulan Batı düşünce sisteminde sıkı bir nedensellik ve düz bir çizgide kesintisiz ilerleme anlayışı başta açıklamaya çalıştığımız kuantum ve kozmos fiziğindeki gelişmelerle artık çekildiğini getirmiştir. Zorunluluk ile rastlantısallığın bir arada yürüdüğünü söylüyor. Diyor ki Batı düşüncesindeki gibi zorunluluk kesin değildir. Düz çizgisel ilerleme zorunlu değildir. Çok sonradan hiç kimse bu tarihten 2500 yılı reddedecek ve 250 yılı ben doğru buluyorum diyemez. Niye biliyor musunuz? Yaşanmış değerler haksız olsaydı, yaşanmazdı. Ama yaşanmış demek ki mecburdu. Marksistler bile öyle dedi. Bir tek Önderlik kabul etmiyor. Çünkü orada işleyen yasada bir yanlışlık var diyor. Doğada da öyle değildir. Eğer öyle olsaydı, biz böyle olmazdık. Yöneticilik zorunluluktur, devlet zorunluluktur. Olsaydı toplumsallık olmazdı. Onun için niye kabul edelim diyor. Orada özgür tercihler ve rastlantısallığın birlikte işlendiğini söylüyor. Tabii bize diğeri hâkim kılındığı için zorunluluk işletilmeye başlanmış. Biz bir süre sonra zorunlulukla açıklamaya çalıştık. Ne diyor Marksist yasa; zorunluluğun bilinci özgürlüktür.

O zaman hiç özgür olamayacağız çünkü hep zorunluluklar olacak. Acaba zorunlulukların bilinci mi özgürlük yoksa zorunlulukları ortadan kaldırmak mı özgürlüktür? Yani özgür tercihini belirleyebilirsin ve önünde engel olan hareket neyse kaldırmak için mücadele edersin. Yoksa şöyle bir şey getiriliyor. Kadercilik zorunludur, bu tarafa gidilecek. Bunu anlayalım ona göre davranalım. Bu özgürlük niye farkında olduğun için özgürlük değildir. Mesela sınıf çatışmasını bilen bir arkadaşın çözümü yanlış yaparsa, bilmeyen bir arkadaştan bir farkı kalmaz. Mesela sen diyorsun toplum sınıflardan oluşur ve çatışıyorlar. Benim bunu fark etmem özgürlüktür diyorsun, sonra diyorsun ki, bu sınıf üretim araçlarına sahip olmadığı için eziliyor. Ve diyorsun ki, zorunlu olarak üretim araçlarının önündeki sınıflar aşılacaktır. Ve diğeri de örgütlendikçe üretim araçlarına sahip olacaktır ve özgür toplum oluşacaktır. Buraya doğru gidilecek bir zorunluluk var. Yorumluyorsun önemli olan bunu fark etmektir. O arada insan düşüncesi öyle bir pasifliğe indirgeniyor ki, şimdi bunun hiç bilincinde olmayan bir arkadaş, yani bu işleyişlerde senin farkın kalmıyor ki, o sadece farkında olmadan yaşıyor. Peki, acaba zorunlulukların bilinci özgürlük getirdi mi?  Getirmedi, sosyalistler de bunu denediler. Hatta bakın Marksistler çok büyük bir idealist yasaya düştüler. Sanki günlük olarak özgür tercihler yok, sezgisellik yok, maddenin hareketinde çok karmaşık sistem yoktur. Dediler ki, gelecek şöyle olacak ve ilginçtir ki bunu bilim adına söylediler. Kim bilebilir geleceğin nasıl olacağını? Bugün de kendimizi nasıl hareketlendirirsek, belirleyici olabilir. Ama bilemezsiniz. Bu müthiş bir idealizmdir. Hatta kendini tanrı yerine koymadır. Ve özgürlük böyle tanımlandı, bunun farkında olmak olarak tanımlandı. Şimdiden böyle bir şeye gidebileceği için bugünün onun için onun mücadelesini yürütmek tek özgürlük olarak söylendi. Ve bakın öyle olmadığı ortaya çıktığında toplumlar çok kırıldı, insanlar çok kırıldı. Ve gelmedi komünizm, zaten gelmez de. Bugün de yapılan mücadele bile yanlıştır. Bugün de özgürlüğü şöyle tanımlarlar; senin mücadele etmen gerektiğinin farkına varmak özgürlüktür. Önderlik diyor ki, senin PKK’ye gelmen bile özgürlük değildir. Hatta örgüt içinde olmamıza rağmen, özgürlük için savaşmamıza rağmen yaygınca bizi köle olarak tanımladı. Aradaki farka bakın, Önderlik bizim için tek bir özgürlük şartı koyuyor, bugünde özgür yaşamıyor musunuz? Yaşamıyorsun. Hala kaba yorumlanabiliyor. Önderlikte tanım materyalist kaba yorumu aştığı gibi materyalizmin idealizme kayan yanlarını da aştı. Kesintisiz sürekli ilerleme anlayışı başta açıklamaya çalıştığımız, kuantum ve kozmos fiziğindeki gelişmelerle artık geçerliliğini yitirmiştir. Gelişmenin diyalektiğinde kaos aralığı her olguda kendini göstermektedir. Niteliksel değişimler bu aralığı gerekli kılmaktadır. Bu da kesintisizliğin, düz çizgide ilerlemenin zihinsel bir soyutlama, metafizik bir yaklaşım olduğunu ortaya koyar. Olmadığı halde zor saymadır. Çünkü zaten savunmanın ilk girişinde kaosu açarken söylüyor. Madde bazen geriye dönüyor, duruyor, bazen çok yaygın çatışmanın yaşandığı ilerlemenin durduğu kaos aralığı da oluyor. Çatışmalar oluyor, nereye hareket edecek? Madde ve toplum Marksistlerin dediği gibi zorunlulukların düz çizgisel ilerlemesiyle olmuyor, gitmiyor. Artık bu tanımlanmıştır. Hatta kuantumdan örnek veriyor; kuarklar var, en küçük madde yapılanmaları onlar birden yok olur. Daha kimse anlamamış niye yok olduğunu. Yani maddi ilerlemeyi boş verelim, yok oluyor. Tercihini yapıyor ve yok oluyor. İnsanın intihar etmesi gibi bir şeydir. Hani düz çizgisel ilerleme, hani bizde yaygın olarak geri dönüş yok gibi bir şey vardır. Her şey ileriye doğru gidiyor, geri dönülmez ya da bizde günlük olarak ilerleme var. Sayılır da. 2500 yıldır ilerleme yoktur. Nasıl yok? O kadar teknik gelişmiş, bilgisayar çıkmış. Çıkmış da ne olmuş? Özgürlükte, eşitlikte bir değişim oldu mu? Biz 2500 yıl önce yaşayan insanlardan niye daha az özgürüz. Böyle sorgularsan niye niteliksel sıçramalarımız zayıf? Hani her gün ilerliyorduk? İlerlemiyor olabiliriz. Niye şimdi bunlar tartışılıyor? Aralıktan düz çizgisel bir ilerleme her zaman mümkün değildir. Yani şu bile mümkün değildir. Bu da önemli kaos vardır, bunu da anlattık, ama şunu da biliyoruz. Marksistler gibi şuraya gidecek kesindir diyemeyiz. İşte Önderlik bunu da çürütüyor. Kaos aralığında düz çizgisel bir ilerleme her zaman mümkün değildir. Bunu okumanız da mümkün değildir. Sadece çabalarınız ve özgür tercihlerinizle rol oynayabilirisiniz. Ve öyledir gerçekten de. Öyle olmasaydı, Marksistler komünizme gideceklerdi, devlet sistemleri ile ön görmüşlerdi de ama olmadı. Yani sen geleceğini belirlemezsin, o kaos aralığında kendi tercihlerini, hareketlerini, örgütlemeni koyarsın ve belirlemek istersin ama kesinlikle tarihin aynen maddenin çeşitliliği gibi tek bir kaynağı olsaydı, ezilen sınıflar iktidar olduğunda kurtulsaydı, bitseydi. Bu kavgalar keşke düz çizgisel bir nitelikte gelişseydi, tarih de böyle düz çizgisel olsaydı. Çeşitlilik olmasaydı, keşke bu cinslerden birisini üstün kıldığında çelişkiler çözülseydi. Düz çizgisel olsaydı, tek seçenekleri olsaydı. Olmadığı için zaten biz bunları yaşıyoruz. Onun için felsefemizi düzeltmek zorundayız.  Şimdi sosyalizmde devletçi sosyalistler olmasaydı insanlık bu kadar soyutlanmayacaktı. Yani felsefeler yanlış olduğu için yanlış uygulandı. Birçok etkenin o aralıktaki ilişkilerinin çok sayıda çok yönlü gelişmelere yol açabilir. Tek etken yoktur, etkili de olabilirsiniz, tek etken yoktur çok çeşitlilik olacaktır. Çok yönlü gelişmelere yol açabilir.

 Önderlik yeni felsefeye doğal felsefe diyor, doğal diyalektik diyor. Burada materyalizmin tarihsel yorumunu önemli oranda alıyor. Ama geliştirerek eskiyi çok çok aşan, özde değiştiren bir yeni bakış oluşuyor. Marksizm bu tür tarihsel gelişmelerde belirleyici rolü üretim araçları ile ilişkilerine veriyor. Zihniyet savaşımına tarihi bir rol vermiyor. Yine etnisite ve dinsel grupların mücadelesine gerekli ağırlığı vermez. Diyalektik yöntemi dogmatik yaklaşımlarla tarihi kavrayışı bütünlüklü olmaktan uzaktır. Toplumun zihniyet ve siyasal anlamına gidebilecek büyük hareketlenmesini görmedikçe, ekonomik yorumlarla gerçeğin sınırlı kavrayışı kaçınılmazdır. Yani sınıf kavrayışı reddetmiyor ama yetersizdir diyor. Büyük toplulukların hareketlenmesine bir anlam vermeden, değişim gücü olarak tekniğe ve üretim yapısına ağırlık vermek farkında olmadan devlet çerçevesine mahkûm olmaya yol açar. Onu ele almak sadece devlete götürür. Dinlerin ve etnisitelerin, kabile, aşiret, kavim gerçeği büyük hareketlerini çözmeden yorumlamak hem yöntem, hem de içerik olarak ciddi yanlışlıklara ve göz ardı etmelere yol açar. Marksist yöntemlerle yapılan tarih yorumlarının kısır olmasından yanlış sonuçlara yol açmasında büyük rolü vardır. Tarihsel materyalizmi eleştiriyor. Geleneksel üst toplumun yüceltilmesine dayanan idealizmi aşalım derken, tersi olarak çok dar sınıf ve ekonomik yapı çözümüyle kaba materyalist yorumlara düşmüştür. Aydınlatılması gereken diğer bir tarihsel toplumsal sorun, geçmişin aşılmasında neyin aşılması gerektiğine ilişkindir. Doğada değişim ile biyolojideki evrimin kanıtlandığı gelişim yasası bir önceki olgunun bir sonrakinin içerisinde devam ettiğidir. Örneğin 1 hidrojen atomu ikileştiğinde helyum olur,  hidrojen helyumda devam etmektedir. Yani başka bir madde olduğu gibi, aynı zamanda hidrojeni de helyum taşır. Hidrojen helyumda devam eder. Eğer helyum atomu parçalanırsa hidrojen tekrar açığa çıkar. Fakat helyum biçiminde niteliksel değişime de uğrar, ortaya çıkan başka bir olgudur. Biyolojideki halkaların birbirine binmesi benzer süreçlerdir. Bir önceki, sonrakini de içerir. Toplumda buna benzer bir değişim vardır. Üst toplum altını bağrında taşır. Fakat tersi doğru değildir. Alt toplum üstünü içermez. Çünkü yeni olgu yoktur. Dolayısıyla feodal toplum köleci sistem içten ve dıştan gelen saldırılar sonucunda yeni yüklenimler olarak gelişmesi ile şekillenmektedir. Tabii altın üstte kendini devam ettirebilmesi mutlak karşıtlığın gözüktüğü gibi olmadığını da gösteriyor. Niteliksel dönüşümler vardır. Fakat nicel dönüşümlerin hepsini, süreçlerini aşmadan içinde barındırarak sürdürüyor.

 Bizim paradigmanın felsefesini anlamaya ihtiyacımız vardır. Nasıl ki eskiden sınıf çatışmasına dayalı bir mücadele yürüttük. Sınıf felsefesini anlamaya çalıştık, yanlış da değildi, o dönemin mantığıydı. Şimdi de paradigmayı bu doğrultuda anlamalıyız. Eski değerleri getirerek eleştireceğimizi eleştirerek, mesela materyalizmi eleştirerek düzelterek ama bu, materyalizmi idealizme kayacak şekilde bırakmak anlamında değil. Onun için de rahat olmak ve eleştirmek lazım. Sınıflı felsefeyi eleştirmekten korkmamak gerekir.


YAZDIR Yazdır     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
 
Seçenekler
   Çıktısını Al
   Arkadaşına Yolla
   Köşe Yazılarına Dön

Arşiv
·FELSEFEYE GİRİŞ -17-
·FELSEFEYE GİRİŞ -16-
·FELSEFEYE GİRİŞ -15-
·FELSEFEYE GİRİŞ -14-
·FELSEFEYE GİRİŞ -12-
·FELSEFEYE GİRİŞ -11-
·FELSEFEYE GİRİŞ -10-
·FELSEFEYE GİRİŞ -9-
·FELSEFEYE GİRİŞ -8-
·FELSEFE GİRİŞ -7-

© 2004 Rojaciwan.com
Bütün HaberlerTürkce HaberlerNuceValid robots.txt


English: All the comments, articles and other contents are property of their owners.
German: Die Artikel und Kommentare sowie Foren- und etwaige Chatbeiträge und alle anderen Inhalte sind Eigentum der Autoren.
Turkish: Rojaciwan sitesi özgür bir tartışma platformu olup, sitemizde yayınlanan bütün yazılardan, yorumlardan ve hernevi multimedia dökümanlarından sahipleri sorumludur.


Sayfa Üretimi: 0.090 Saniye
SQL: 26
Rojaciwan Theme by Rojaciwan Webtasarim.