|
Dün TV da bir haber izledim. Geçmişte Kürdistan da astsubaylık yapan Kasım Çakan’ın anıları mı itirafları mı ya da ihbarları mı diyelim. Ciddi suç ihlallerini kitabında dile getiren eski astsubaya dönük 10 gün sonra mahkeme açılacaktır. Sözde Türkiye de ciddi bir ERKENEKON soruşturması yürürlükteyken bu düzeyde canlı bilgi veren birisinin yargılanması ya da ona karşı dava açılması bir talihsizlik.
Bu haberi dinlediğimde Türkiye tarihinin en karanlık sayfalarında biri olupta bugünlerde de ısrarla sahiplenilen ve bunda haz duyulan İttihat ve Terakki dönemine gidiyorum.
Avrupalarda etkilenmiş ve Türkiye’ye aydınlanmış düşünceler getireceklerdir. Öncüleri şöyle ya da böyle tasfiye edildikten sonra-ki bunlar Mithat Paşa, Ziya Bey ve Namık Kemal-adındaki düşünürler ve siyasetçilerdir. Bu öncülerden etkilenmiş kimi Yeni Osmanlıcı tipleme bir araya gelerek önce Selanik’te sonra giderek Makedonya da örgütlenirler. Ağırlıklı 3. ordu içerisinde yer alan subaylardır. Ve yine ağırlıklı olarak Selanik’te kurulan farklı 9 mason locasında yerini alan askeri komutanlardır.
Osmanlının giderek gerilediği ve gerilenmenin de ötesinde dağılmaya başladığı bir sürece tekabül eder bu örgütlenmeler.
Balkanlar karışık bir sahadır. Halklar direnmektedir. Osmanlı ise bu halkların direnişini her yöntemle ezme kararlığındadır. Çoğumuzca bilinen yol ayrımı romanda bilinen işkenceler ve katliamlar diz boyudur.
Halkların direnişini kırma ve kırıma uğratma temelinde eğitilmiş bu ordu kökenliler tüm kan dökmelerine karşın Osmanlının parçalanmasının önüne geçemezler. Ve giden sadece Osmanlı değildir giden kendi mevkii ve itibarlarıdır da.
Oradan buradan aldıkları derme çatma düşüncelerle kendilerini yenilikçi olarak ifade edecek ve 1889 yılında Selanik’te İttihat ve Terakki cemiyetini kuracaklardır.
Zaman ilerledikçe ne kadar böyle benzer konumdan olan ve gidişattan rahatsız olan tipleme varsa birleşecek ve giderek örgütleneceklerdir. Ve o kadar ileri gideceklerdir ki yer yer padişahın gönderdikleri müfettişleri vurarak onu “tanımadıklarını” ilan edeceklerdir.
Amaç yeni bir rejim getirmek değildir. Amaç kendi pozisyonlarını sağlama almadır. Bunun yolu da sözde Avrupa da etkilenmiş tırnak içinde genç aydın ve subaylar olarak meşruiyeti getirerek kendi yollarını açmaktır. Yoksa saltanı devirme değildir amaç. Saltanatla kol kola onun nimetlerinden yararlanmaktır.
Ve 1908 yılında kısmen emellerine ulaşırlar meşruiyet ilan edilir. Bir parlamento açılır ve İttihat ve Terakki partisinin elemanları parlamento da etkindirler.
Dediğimiz gibi ağırlıklı suç işlemiş komutanlardır, bürokratlardır ve kısmen de pozitivizm düşüncesinden etkilenmiş aydınlardır.
Çok uzatmayacağım yaptıkları ilk işler muhalifleri susturmaktır. Önce muhalif gazeteciler katledilir. Örneğin Fehmi Hasan, Zeki Bey, Hasan Tahsin derken onlarca yazarı katlederler. Sonra partilere yönelinir derken bir sürü sahte komplolarla kendi iktidarları pekiştirilir. 31 Mart Vakası diye tabir edilen olay sinsice hazırlanmış ve zoraki tahrik edilmiş sözde muhalefetin bir başkaldırısıdır. Ama bizde biliyoruz ki bu olayı gerekçe göstererek yüzlerce muhalif bu olay sonrası tutuklanmış ve sürgün edilmiştir.
Daha ilginç bir olay ise Sadrazam’a karşı yapılan darbe girişimdir. Saray basılır. Sarayı basanda o meşhur ağırlıklı olarak 90 bin Kürt askerini Allah u Ekber dağlarında katlettiren Enver paşadır. Ve yanında ayırmadığı Yakup Cemil’dir.
Cemil Yakup bir asker tetikçidir. Balkanlarda gözünü kırpmadan yüzlerce insanı katleden, Trablusgarp’ta esir aldığı İtalyanları överek sünnet ettiğini söyleyen bir psikopattır. Ancak o Enver paşanın en çok kullandığı tetikçidir de. Her yerde savaşmış ve Enver paşaya sadakatini bildiren bu tip Enver paşanın verdiği terfilendirme sözü yerine getirilmediği için rahatsızlık duyacak ve kimi yerlerde uluorta konuşacaktır. Ve giderek tehlikeli olmaktadır. Ve sarf ettiği “bizim efendilerimiz laf anlamazlarsa kendilerine anlayacakları dilden laf söyleyeceğiz. Eğer bu dil ana dilimiz olmaz da öteden beri alıştığımız tabanca dilini kullanırız” diyecektir. Bu tip ona kemik atan eli artık ısırmak üzeridir. Ve bu sarf ettiği sözlerden dolayı tutuklanacak ve sonra da idam edilecektir. Kullan ve at mantığı egemendir.
İşte aynen bu Yakup Cemil Enver Paşa ile sarayı basarken bugünün Türkçeleştirmesiyle Genelkurmaylık diye bileceğimiz Harbiye Nazırı olan Nazım Paşa’nın. Kafasına silahı dayayacak ve hiç gözünün içine bakmadan beynini dağıtacaktır. Ne kadar da benziyor Çatlıya, Çakıcıya, Yeşile değil mi? Ardından da Sadrazam’ın odasına girerek kafasına silahı dayayarak “istifa et yoksa kafana sıkarız” denilecek ve Sadrazam Kamil Paşa “gönüllüce istifasını yazacak ve Yakup Cemil bu istifa belgesini Enver Paşa ile birlikte Abdülhamit’e vererek yeni Sadrazam’ın atanmasını isteyeceklerdir.
Evet, bu kadar değil. Komplolar, infazlar, kaçırmalar, gözdağılar devam edecektir. Eni sonunda İttihat ve Terakki tümden ortama hâkim olacaktır. Almanlarla yapılan gizli anlaşmaya Osmanlılar birinci dünya savaşına dâhil olacaklardır. Sözde meşruiyetçi ve halklara saygılı olan bu güruh giderek halklara saldıracaklardır. Ve 1,5 milyon Ermeni’yi katledeceklerdir. Aynı zihniyetle Kürtlere yöneleceklerdir. Rumlar terörize edileceklerdir. Süryaniler vurulacaklardır.
Bu güruhun ideolojik değerleri kendi çıkarları ve lümpenlikleridir. Eğer savaşmak sadece savaşmak için ise ortaya çıkacak olan çetecilik ve lümpenliktir. Ve yapılanda budur.
Enver Paşanın kurduğu ve sadece ona bağlı olan bir örgütü de vardır. Hesabı sadece ona verilir ve hesabı sadece o sorar. O bugün ki kavramlaştırmayla artık Genel Kurmay başkanıdır. Ve kurduğu örgüt Teşkilat-ı Mahsusa’dır. Örneğin bu örgütün nasıl kurulduğuna dönük tek resmi bir belge yoktur. Ve nasıl finanse edildiğine dönükte tarihte tek bir belge yoktur. Anlaşılan o dur ki “örtülü ödenekten” finanse edilmiştir. Ve bu örgüt tek değildir. Bu örgüte bağlı onlarca paramiliter örgüt kurulmuştur. Ve bunları kuranlar yine bu seviyesiz ekiptir. Bir kaç tanesini sayalım; Müdafaa-i-Milliye Cemiyeti, Türk Gücü Cemiyeti, Osmanlı Güç Dernekleri, Osmanlı Genç Dernekleri ve daha da çoğaltabiliriz bunları.
Tuhaf değil mi?
Bugünlerde o kadar Ergenekon tartışması yapılırken bu yukarıda anlatılanlar ne kadar da bunlara benziyor değil mi?
Ağırlıklı askeri kökenli, ağırlıklı başka halklara karşı suç işlemiş tipler, ağırlıklı çete, lümpen, ırkçı, kafatasçı ve ağırlıklı çıkarcı. Değil ki aralarında büyük ülküler için yola çıkanlar olmasın-bunlar yanlışta olsa-varlardır.
Yakup Cemil tiplemesi ne kadar Çatlı’ya benziyor? Ya da ne kadar Jitemci Albay Arif Doğan’a benziyor? Belki de Veli Küçük’e benzediğini mi söyleyeyim? Çakıcı, Oral Çelik, Yeşil ve daha tanımadığımız bir sürü böyle psikopat.
Siz kime benzetirseniz benzetin hepsinin ortak noktası insanlık düşmanı ve sefil olmalarıdır.
Sonucu merak edenlere de; birinci dünya savaşı bittiğinde savaşın ve yenilginin tüm faturası Talat, Cemal ve Enver Paşalara çıkartılır. Ve birkaç İttihatçı da elbette yargılanacak ve sürgüne gönderilecektir. Ve bu üç suçlu zat tutuklanmadan dört saat evvel bir alman gemisiyle Karadeniz üzerinde kaçarlar. Birisi dönüp dolaşır Kafkasya, diğer ikisi ise Almanya ya giderler. Gerçi bunların hepsi ermeni özgürlükçü örgütleri tarafından cadde ortalarında infaz edilirler. Ancak trajik olan ise tüm suçlar bunlara yığılmıştır ve tüm diğer suç işleyenler aklanmıştır.
Dikkat ediyor musunuz? ERKENEKON davasında bir kaç tane kelle gidecek-ki bunlar ağırlıklı olan lümpen, raydan çıkmış, bir üstleri için dahi tehlikeli olmuş-tiplemelerdir. Diğerlerinin hepsi aklanacaktır.
Hâlbuki ERKENEKON ordu bünyesinde ordu komutanlığına ve NATO’ya bağlı bir rutin dışı vurucu güçtür. Ve bunun böyle olduğunu herkes bilir. Ama buna kimse dokunmaz. İşte “astsubayken er olmak” adlı kitap ya da belge bu kadar kirli işin sadece bu lümpenler tarafından yapılmadığı tam tersine bu lümpenleri bilinçlice ordunun en tepesindekilerin kullandığı gerçekliğidir. Ve daha da derinleştirilirse ERKENEKON genelkurmaylığın vurucu rutin dışı gücü olduğu açığa çıkacaktır.
İşte bu gerçeğin açığa çıkmasının engellenmesi gerekmez mi? |