|
Coğrafik anlamda Rusya ve Gürcistan arasında yaşanan kaos, Türkiye cephesinde her zamanki söylemlerle karşılandı. Kendi iç dengeleriyle yüzleşmede son derece başarısız olan devlet organları, dış dünya da yaşanan gelişmeleri de aynı klasik perspektifle analiz etmekte ısrarcı davranıyor. Kürdistan realitesini 'toprak bütünlüğü' türünden kavramlara sıkıştırma uğraşısı veren Türkiye bürokrasisi, son yaşanan Kafkasya örneğinde de alışılmışın dışına çıkamadı. Her fırsatta Gürcistan'ın toprak bütünlüğünün korunmasından dem vuran AKP hükümeti, varolan paranoyanın son portresini çizdi. Bunun adı toprak bütünlüğü paranoyasıdır. Aslında meselenin ucunun Kürtler bağlamında kendilerine dokunması korkusunun dışında, Türkiye devletinin herhangi bir şekilde Gürcistan'ın veya başka bir devletin toprak bütünlüğünü düşündüğü mevzu bahis değildir. Türkçe de kullanılan 'komşu da pişer bize de düşer' sözünde olduğu gibi komşuda yaşanabilecek parçalanmaların kendilerini de etkileyeceği teorisi vardır. Herhangi bir ülkede, yoğunlukla da Ortadoğu bölgesi ülkelerinden birisinde meydana gelen etnik ve toplumsal tıkanıklıkların Kürdistan'ı parçalayan başta Türkiye olmak üzere sömürgeci dört ülke için ayrı bir önemi vardır. Çünkü bu türden sorunların en direk muhattablarından birisi de onlardır. Şöyle ki; bu ülkeler halen 'yuttukları' ama 'sindiremedikleri' Kürdistan'ın sancısı ile kıvranıyorlar.
Diğer bir bölgede ki özerklik veya bağımsızlık objeli oluşumların Kürdistan'ı çevreleyen ülkelere de sıçrayacağı korkusu hakimdir. Ve bu korku da kendisini zamanla bir paranoya durumuna getirdi. Egemen halkların dört parçada yaşayan Kürtlere yöneliminde de zulmü meşru bir zemine çekmek adına 'toprak bütünlüğünü korumak' kalkanına sarıldılar. Sonuç olarakta Kürtleri, bütünlükleri 'bozucu' oldukları şeklinde teşhir etmek istiyorlar. Türkiye devleti ve diğer sömürgeci kesimler, lehlerine yankı yapabilecek devletleşmelere de büyük destek sunmaktadır. Son süreçte gerçekleşen Kosova örneği de en açık örneklerden birisidir. Gelinen aşamada halkların bütünlüğünün sağlanmasında toprak ve ulus-devletler biçimindeki argümanların, çoğulcu ve halk merkezli yaşamı gündemleştiremediği ortadadır. Yüzyıllar öncesinden günümüze kadar talep gören ulus devletlerin ana besin maddesi de topraktır. Yani insan merkezci olmaktan ziyade toprak ve ırk merkezli stratejiler uygulanmıştır. Ancak Kürt özgürlük hareketi strateji olarak bu tartışmaların ve sömürgeci dört ülkenin çok daha ilerisinde bulunuyor. KCK sistemiyle birlikte, Ortadoğu halklarına özgürlük getirecek bir projenin startını veren Kürtler, bunca zulme karşın diğer halklarında demokratikleşmesine katkıda bulunacak bir adım attılar. Fransız devrim süreci ile birlikte hız kazanan ulusçu sınırlar, Kürt halkı nezdinde pek ilgi görmüyor. Zaten halklara getirdiği pozitif ve negatif 'kazanımlar' düşünüldüğünde iç açıcı bir görüntü de yok. Bu arada KKTC'yi ve Kosova'yı tanımayan Rusya, Osetya ve Abhazya'yı tanıdığını açıkladı. NATO, BM ve ABD'yi tam anlamıyla karşısına alan Rusya, önümüzdeki günlerde daha da şaşırtıcı adımlar atacaktır. Görünen tabloya göre bölgede yeni bir savaş ortamının oluşması olasılıklar dahilinde. Kürt realitesini halen inkarcı yaklaşımlarla değerlendiren Türk devleti de son derece endişelidir.
Kürtler bugünde dahi birlikte yaşam isteklerini belirtiyorlar. Ancak bu birliktelik Kürtlerinde yaşam haklarının güvence altına alınması temelinde gelişebilir. Türkiye ve diğer sömürgecilerin, mevcut sınırların değişmesinden korkmak yerine diyalog ve demokratik çözüm yöntemini seçmeleri daha da çağdaş olacaktır. Kürtler, her koşulda sınıra dayalı özgürlük girişimini geliştirebilirler. Buna rağmen her fırsatta barışa şans tanınıyor. Sömürgeciler toprak bütünlüğünü dillendirdikleri kadar, halklarında özgürce kendi ulusal bütünlüklerini koruma hakkına sahip olduklarını söyleselerdi, günümüzde ki coğrafik korkular olmayabilirdi.
|