Cemil Bayık
Cemil BayıkÊrîşên dewletê nîşaneya têkçûna wê ne
Kakşar Oremar
Kakşar OremarSeyîd Rizayê Dêrsimî wiha gotibû...
Erkan Kobanlı
Erkan KobanlıKürdistan'da ki AKP'li belediyeler piyondur!
Selahattin Erdem
Selahattin ErdemYerel seçim
Songül Beyazgül
Songül BeyazgülYine bir Güney klasiği mi?
Ahmet Dere
Ahmet DereErdogan har bûye
Rotînda Yetkîner
Rotînda YetkînerDevşirmeler Insanlığın başına beladır
Mahmut Aslan
Mahmut AslanUslu çocuk olmak
Serbest Rêzan
Serbest RêzanKî Dibêje Başûr bê Deng e?
Günay Aslan
Günay AslanDiyarbakır savaşları
Mehmet Sögüt
Mehmet SögütTekçilik ve Türkiye gerçekliği
Mizgîn Bîngol
Mizgîn BîngolCîhan, Obama û tirk
Cemo Devrim
Cemo DevrimSAVASMALISIN !!!
Kasım ENGİN
Kasım ENGİNOmurgasız Bir Kişilik, Mukallit Erdoğan
Ahmed Aktaş
Ahmed Aktaş‘...(Kurd) derkevin biçin...’
Özgür BİLGE
Özgür BİLGEHa Beyrut kasabi Şaron,ha Kürdistan kasabi Qerdoğan
Fırat Penaber
Fırat PenaberŞiirlerim kadar eski/ kalbim kadar yenisin
Mîr Qasimlo
Mîr QasimloAlastina rastiyên veṣartî (1)
Nurhak Erdal
Nurhak ErdalİKİNCİ 5 KASIM DÖNEMİ
Konuk Yazarlar
Konuk YazarlarDawî nêz dibe, dijmin hartir dibe
Hozan Dîno
Hozan DînoKÜRT MÜZİĞİNİN TARİHSEL DİRENİŞİ
Abdullah Öcalan
Abdullah ÖcalanEn Etkili Birey Herkese Bir Şeyler Verendir
Mihemed ORHAN
Mihemed ORHANDewleta Tirk Hertim Dixwaze Raya Giştî Bi Xapêne
SONGÜL BEYAZGÜL
 SONGÜL BEYAZGÜL ‘Her şehit için bir DTP’li öldürülmeli’
Mahir Deniz
Mahir DenizFELSEFEYE GİRİŞ -17-
Hemîd DILBIHAR
Hemîd DILBIHARŞEVA ÇÛYÎ
Ömer Dilsoz
Ömer DilsozHer însan siwarê hêviyên xwe ye
Ülkem Zeremya
Ülkem ZeremyaEBEDİ KOMUTAN’A
Teman Dep
Teman Dep1 HAZİRAN KADIKÖY MİTİNGİ, ÖLÜM DEĞİL ÇÖZÜM VE MEDYA
Siyamed Sipan Uğurlu
Siyamed Sipan UğurluNobedarên Azadiyê
Ömer Yüce
Ömer YüceAvusturya’nın Graz kentinde Amara Gençlik Festivali heyecanı başladı.
Halil Uysal
Halil UysalEylül…
Hayri Cewlik
Hayri CewlikBir Newrozun Anlattıkları
RC TEC
RC TECBu Haftaki Oyunumuz : Icindeki Dj
Berfîn Dilav
Berfîn DilavYüreğin Aydın yaşamın Yılmaz dı senin
Umut Özgür
Umut ÖzgürGÜNEŞİN GERÇEK SAHİPLERİ
Sedat İnci
Sedat İnciDağlara nakış ettik izlerimizi
Mehmet Mekin Yıkın
Mehmet Mekin YıkınKürt basını üzerine bir kaç söz
Zana-Qenco
Zana-QencoOPERASYON ve GELİŞMELER
Polat Can
Polat CanGERYANEK DI CÎHANA WÊJEYA NÛJEN YA KURDÎ DE
JÊHAT BÊRTÎ
JÊHAT BÊRTÎAnlatılması zor anlar
Rızgar Azad
Rızgar AzadŞaşırmayın; yanlış yapmayın!
İbrahim Güney
İbrahim GüneyEy TC! Senin gücün Kenan Güzel'e yetebilir mi?
Mehmet Alagöz
Mehmet AlagözUluslaşma ve Sanat
Firaz Baran
Firaz BaranBüyükanıt'ın yaptıkları
Hevîdar Munzur
Hevîdar MunzurTîrêjên Roja me îro ji herdemê geştirin
Argeş Arjin
Argeş ArjinGençlik eyleme, zafere....
Remzi Zilan
Remzi ZilanÖzgürlüğün Dili: ÇIĞLIK !!!
Cudi Arif
Cudi ArifÖzlemin patikalarında

 
FELSEFEYE GİRİŞ -14-



Yazar Adı: Mahir Deniz


Yazarın Tüm Yazıları

Eklenme Tarihi: 31.08.2008 Saat: 23:31

Diyalektik yöntem olarak ikiliğin hareketi, değişimin sürekliliği, çelişkileri-ilişkileri-çatışmaları, nicel ve nitel değişimi, bir aradalığı ve zıtlığı üzerinden açıklama yöntemidir. Bu tanımlamaların hepsi ilke düzeyinde diyalektiğin ilkeleri olarak işlenmiş, bir olay ve olguyu açıklamak için diyalektiği kullanmak o maddenin hareketini ve değişimini izlemek, iç çelişkilerine bakmak, iç çelişkilerin dış çelişkilerdeki çatışmalarını algılamak, bir arada olduğu diğer öğeleri algılamak, ona göre yorum yapmaktır. Sonra en önemli ilkelerinden biri de, bunu soyut ve rastgele değil, bir tarih, yani zaman ve mekân zeminine dayandırıp yapmaktır. Yani diyalektiğe göre hangi olay ve olgudan bahsediyorsanız, o olgunun ve olayın özelliği ne kadar önemli ise, sürekli değişimin izlenmesi ne kadar önemliyse, çelişki ve çatışmaları ne kadar önemliyse, nicel ve nitel değişimlerin izlenmesi ne kadar önemliyse, bütün bunların dayandığı zaman ve mekânın ruhuna göre onun özelliklerinden olan ve zamanın mekâna verilen yanlardan izah etmek diyalektiğin temel yöntemidir.

Tarihteki bir olayı diyalektiğe uyarlarsın. Kürt sorununa diyalektik bir bakış açısı uygularsın. Kürt sorunu nedir? Kürt toplumunun özgürlüğünün Türk ve Kürt egemen sınıflarınca ele geçirilmesidir. İktidarcı şekilde yönetilmesi demektir. Kendi kendisini yönetmesine izin verilmemesidir. Peki sonra? Önce olguyu mu inceleyelim? Yer Ortadoğu, özel olarak Anadolu, Kürdistan, Arap ve Fars toprakları önce oluşum tarihini anlatacaksınız, sonra o zamanı getirip feodalizmin başladığı döneme, sömürgeciliğe getireceksiniz. Yani Kürt toplumunun özgürlüğünün elinden alındığı döneme getireceksiniz. Olguyu zamansal seyriyle devam ettireceksiniz. Her dönemde özgürlük arayışlarını, köleleştirme biçimleriyle getirip işleyeceksiniz. Sonra modern Türkiye cumhuriyetiyle, Lozan antlaşması ile Kürt toplumunun bölünmesinin artmasıyla, yani modern Kürt sorununu tekrar tanımlayacaksınız. Zamansal istek de böyle olacak. Bu olgunun taraflarını anlamanız için olayı bilmeniz gerekiyor. Birinci muhatap Kürt toplumu, sonra Kürt egemen sınıfları, sonra bir muhatap Türk egemen sınıflarını ele alırsın. Sonra genişletirsin; Kürt sorunundan kaynaklı Ortadoğu’daki diğer ulus ve devlet yapılarını ele alırsın. Hatta şimdi modern çağdan ele alırsanız, 18. yüzyıldan sonra dünyanın önemli emperyal güçleri de ve özellikle de Avrupa da bu soruna dahil olmuşlardır. Sonra bu ilişki diyalektiğinin hareketliliğini izlersiniz. Yani Kürt sorunu olgusunu bir tarihe dayandırarak, zaman ve mekâna dayandırarak, tarafları da tespit ederek hareketini izlersiniz. Yani bunların mücadeleleri nasıl olmuş? Çelişkileri ve çatışmaları nasıl bir seyirde hareketlilik izlemiş? 

Önderliğin yaptığı gibi neolitik dönemdeki Kürt toplumlaşmasından, sorunlarından başlayıp getirirsiniz, sonra çelişkilerini açarsınız, çatışmalarını ve ilişkilerini açıklarsınız. Mesela biz bütün toplumlarla birlikte yaşamışız, ama çatışmalarımız egemen sınıflarla olmuştur. Tarafları ortaya koyarsınız, çelişkileri ortaya koyarsınız. Sonra buradaki çelişki ve çatışmalardaki belirleyici unsurları yavaş-yavaş ortaya çıkartırsınız. Çatışma da çok olmuş, birlikte yaşamlar da olmuştur. Peki, hangi çatışma ve çelişkiler belirleyici olmuştur? Şuraya getirirsiniz; temel çelişki nedir? Temel çelişki şu diye karar verirsiniz. Kürt toplumu ile Türk egemenliği, Kürt egemenliği ile işbirliği yaptığı, iktidar ilişki sistemi, çelişkisi, bunun etrafında da çok değişik çelişkiler ve belirleyici olanlar vardır. Bir de etkisi olmayanlar vardır. Hatta bunlardan aşılanlar da vardır. Sonra devam edersiniz. Bu çelişki ve çatışmanın, hareketin taraflarını, mekânın ve zamanın hepsini, nicel ve nitel değişimini gözden geçirirsiniz. Bu nitel ve nicel değişimlerin artarak bir aradalıklarını ve zıtlaşmaların, karşıtlaşmaların nasıl belirlendiğini ve bu bir aradalıkların ne etkiler yarattıklarını ele alırsınız. Örnek olarak iki toplum arasında çok yaygın bir güvensizlik birikmiştir. Bir etkisi bu güvensizlik olmuştur. Bir de barış bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştır. Sert mücadele olmasının sebepleri Türk egemenlerinin hiçbir şeyi kabul etmemesidir. Sonra yaygın bir tarihsel geçmiş, temel kültürel birliktelikler, yani bütün bir aradıkların ve zıtlaşmaların yorumunu yaparsınız. Sonra nereye götürmek istiyorsunuz? Bu çatışmayı, bütün olguyu nasıl hareket ettirmek istiyorsunuz. Tavır belirlersiniz. Ama olayı tespit ediyorsunuz, her yönüyle ele alıyorsunuz, düz bir mantık sergilemiyoruz. Çok çeşitli taraflarıyla ele alıyoruz. Sadece Kürt sorunu var, şunun için eziliyoruz değil. Bunun için savaş değildir. Bakın içine dünyayı katıyorsunuz, Ortadoğu’yu katıyorsunuz, Avrupa’yı, tarihi, zamanı, değişimleri katıyorsunuz. İşte bu tarzdaki olay ve olguları bütün yönleriyle izah etme, buna göre de düşünce sistematiğini de uygulama yöntemine diyalektik diyoruz.

Gelişkin bir metottur. Çoğumuz bunu yapmakta zorlanırız. En dar yaklaştığımız zaman diyalektikten en uzak olduğumuz zamandır. Tepkilendiğiniz anı düşünün. “Bu arkadaş bana bunu söyledi. Ben daraldım.” Tek gördüğü o an duygunu inciten şeydir. Geniş çerçeveli yaklaşmazsın. Demezsin “niye o arkadaş dar yaklaştı? Niye bana bunu söylemiş olabilir? Yaşadığı duygu düşüncesi nedir?” Yani olgunun tek tarafı yoktur, birçok tarafı vardır. Sonra bunları etkileyiciler içinde ele alırsınız. Zamana ve mekâna dayandırırsınız. Belki de o arkadaş başka bir şey yaşamıştır. Daha geniş yaklaşırsanız, çözümü de daha rahat olur. Mesela PKK yöntemi tarihi çok yaygın olarak diyalektiği kullandı. Başta Önderlik o yüzden o kadar insanları tuttu, eğitti, savaştırdı. Yoksa mümkün değil, bunu yapamazsınız. Hatta Önderlik diyalektiği çok derin bir uygulama biçimine dayandırdı. Bizler bunu yaptığımız kadar başarılı olur, yapamadığımız kadar da sekter, kaçınılmaz olayları anlamayan, kendini tanımlamayan, .kendince de diyalektik uygulayan oluruz. Mesela içinizden bir sorun yaşıyorsunuz. İsterseniz tek taraflı yaklaşabilirsiniz. İsterseniz o zaman ve mekândan kopartarak izah edebilirsiniz. İsterseniz karşınızı hep suçlarsınız. Yaygın bir görüştür. Ama hissedersiniz ki, bu gerçeği tam ifade etmiyor. Sonra olaylar sakinleşince değerlendirirsiniz, birçok görmediğiniz yan görürsünüz. Yavaş yavaş diğer tarafları tanımlanır. Bu metotların en geniş uygulama tanımlamasına diyalektik diyorlar. Tabii bunun yanlış, eksik uygulamaları vardır. En genel yanlış, eksik uygulaması olgunun olayın tüm tarafı göz önünde bulundurulmaması, sonra temel çelişki tespit edilmez, görülmez. Nicel ve nitel değişimler karıştırılır. Yaygın olarak çelişkilerin çözümünde bu çeşitlilikle ele alıp ben merkeziyetçiliğe dayanmadan aşama yapılmaz. Yani merkezine kendini koyar. Kendini haklı görme, karşıyı haksız görme, hatta hiçbir şekilde karşının taraf olmayacağı, kesinlikle kendisinin haklı olduğu, sonra en yaygın olan şeylerden biri de zaman ve mekândan kopartıp ele almadır. Bu çok yaygın yapılır. Mesela bazı arkadaşlar neolitik toplumu hayal olarak görüyor. Niye gidemiyor oraya? Çünkü bu çağda öyle yaşıyoruz ki, orayı izah ettiğin zamanda da orada olmamış şeyleri söylüyorsun. Ya da o zamanda olmayacak, olamayacak şeyleri söylüyorsun. O olay ve olguyu açıkladığında o zamanın ruhuyla açıklayamıyorsun. Bu çok zordur. Biz bu tarih olayını anlattığımızda bugünkü kafamızla bugünkü zamanla yorumlarız. Oraya gidip aynen o zamanın özellikleriyle yorumlayamayız. Mekânsal yorumsa daha zordur. Hatta hemen hemen kalmamıştır. Acaba insanın yaşadığı ekolojik ortam, düşünsel yapısını, olay ve olguları nasıl belirlemiştir? Ona göre nasıl izah edebiliriz? Şimdi sorun şu; diyalektik metot insanlık tarihinde düşünce sistematiğinde en geniş yöntemlerinden biridir. O nedenle uygulanmalıdır. Fakat diyalektik tek düşünce metodu değildir. Burada bir eleştiri, bir fark koymak gerekir. Son savunmada Önderlik birçok yerde sezgisellikten söz ediyor. Hatta çocukça düşünmeye çok önem veriyor. Animisttir yani. Ayrıca rüyaların da insan yaşamında çok büyük yeri var. Bunu niçin söylüyor? Çünkü bunlar da bir düşünce biçimidir. Hatta bilimsel metot diyalektiği biraz daha özeleştirisiz mutlaklaştırmak istedi. Verilerle kanıtlayıp bu olay olgu böyledir dedi. Bu da bir metottur. Sezgisellikte diyalektik yoktur

Yani bir şey hissediyorsun, arka planını bilmiyorsun, nereye gideceğini bilmiyorsun. Taraflarını bilmiyorsun. Peki rüya? Rüyalarınızda diyalektik rüya gören var mı? Çoğunuz nerede olduğunuzu hatırlamaz. Bir damın başından aşağı atlıyordun. Acaba o dam nerdeydi bilmezsin. Hatta çoğumuzun rüyalarında zaman mekân yoktur bile. Sonra rüyalarımızın büyük kısmında taraf yoktur. Bazen tektir. Kesik kesiktir. Ama hepsinin bir mesajı, bir düşüncesi vardır. Hatta rüyalarını iyi yorumlayanlar günlük yaşamına onu katarlar. Bir düşünce biçimi gibidir. Gerçekten de öyledir. Rüya insanın düşünsel, bedensel yapısının dışında bir şey değildir. Onun için yorumlaman gerekir. Senin yaptığın bir faaliyet gibidir. Aynen yolda yürümek gibi, o da bir faaliyettir. Yorumladığında kendine katkı yapıyorsun. Bir düşünce biçimine dönüşüyor. Sezgisellikten söz ettik. Bizde niye var? Hatta diyalektiğe kavuşmamıştır. Hissediyoruz. Ağırlıkta duygusal hareket ettiğimizden kaynaklı olarak böyle oluyor. Mesela sana der ki “gel buraya gidelim.” Hissedersin, gitmek istemezsin. Başka taraflarını bilmezsin. Boğazda düşman var mı, yok mu bilmezsin. Hatta senin için zaman, mekân o an önemli değildir. Anlık bir parçadır. Ona göre bir sezgi gösterirsin. Hissedersin ve tavır alırsın. Kısacası diyalektik ana düşünce metotlarından biridir. Hatta gittikçe diğer metotlara da hâkim oldu. Çok önemli oranda kullanılmalıdır. Ama tek düşünce biçimi de değildir. Diğerlerini küçümsemek, animist düşünceyi küçümsemek değil. Kısacası diğer düşünce yapılanmalarına dayanmamalıdır.

Diyalektiğin ilkeleri:

Diyalektiğin de Önderlik tarzında yorumunu yapmamız gerek. Diyalektiğin dört ilkesi;

·                     Her şey hareket halindedir.

·                     Zıtların birliği ve karşıtlığı

·                     Nicel nitel değişim dönüşüm

·                     Her şey birbirine bağlıdır.

Diyalektiği olay ve olgu üzerinde tanımladık. Her şeyin birbirine bağlı olduğunu, hareketli olduğunu, nicel ve nitel dönüşüme tabi tutulduğunu, zıtların bir arada ve karşıt tarzında işlediği- genelde burada bir aradalığı taktiksel dönüşümün çatışma üzerinde dönüşümün stratejik olduğu dile getirilir. Burada önemli olan diyalektik bir yöntem olarak doğru diyalektik ilkelere dayandığı arka felsefe, temel felsefeye düalist felsefe ise eksik uygulandı. Mesela karşıtlıklar felsefesine, sınıfsal felsefeye dayandırıyorsanız, sınıf çatışmasına dayalı madde ve olguyu düşünceyi olayı ele alıyorsanız, diyalektiği ona göre uygularsınız. Ve bu da daralma yarattı. Önderlik buna kaba materyalizm diyor. Marksizm’in bile bu sınırda kaldığını söylüyor. Ayrıca aynı diyalektik ilkeleri demokratik ekolojik toplum paradigmasına göre de anlatabiliyorsunuz. Bu sefer arka felsefesi değiştiği için ilkeleri tekrar düzelterek ele alıyorsunuz. Tartışıyorsunuz. Yorumluyorsunuz. Geliştirerek düzeltiyorsunuz. Her şey birbirine bağlıdır nasıl izah ediliyordu eskiden? Bir olay olgu birbirinden bağımsız değildir. Her şey birbirine bağlıdır. Her şey birbirini etkiler ve birbirine bağlıdır.  Bağımsız değildir. Kürtler ezilmeseydi, PKK olmayacaktı. PKK olmasaydı, bizler mücadeleye gelmeyecektik. Her şey birbiriyle bağlantılı anlatılır. Daha sonra onun da birçok alt gerekçeye bağlı olduğu söylenir. Birçok şeyi de etkilediği, Kürt halkının yaşamını, Türk halkının yaşamını, egemen sınıflarının duruşlarını etkilediği söylenir. Gerçekten birbirine bağlılık, bağımlılık vardır. Ama acaba karşıtlık felsefesinin söylediği bağımlılık nasıl işliyor? Ona göre mi işliyor? Yani bağımlılık çok güçlüden az güçlüye, üretim araçlarına sahip olanında da olmayanında, devlet sahibi olanında olmayanın da doğru mu işliyor? Ya da daha da genel acaba bütün doğadaki olay ve olgular gerçekten insana bağlı mı işliyor? Siz eğer sınıfsal paradigmaya göre ele alıyorsanız, böyle yorumlarsınız. Ve buna göre tanımını belirlersin. İnsan merkezlidir. Hatta öyle bir noktaya geliyor ki, her şey birbirine bağlıdır. Ama bunu bilecek tek canlı varlık insandır. Kuantum çıkana kadar böyle yorumluyorduk. Böyle söyleniyordu. Bundan dolayı insan, düşüncenin dışında bir sezgisellik kabul edilmediği için diğerinin herhangi bir hareketi olamayacağı söyleniyordu. Cansız madde onun için söylendi. Buradaki bağımlılık ilişkisinin doğadaki bütün bağımlılık ilişkilerinin bir tek insan tarafından algılanabileceğini, hatta bu bağımlılık ilişkisinin insanın algıladığı kadar var olduğu söylendi. Tehlikeli yanı ne oldu, nedir? Birbirine bağımlılık ilişkisi artık sınıfsal, ataerkil hale gelmiştir. Bu bağımlılık ilişkisi mutlaklaştırıldı. Birbirine bağımlılık, sınıfsal ve ataerkillilik doğadan kopmuş şekliyle iktidar toplumu şekliyle zannedildi hep. Şu anda çok yaygındır. Kavram olarak kullandığınızda ormanın kralı aslandır. Niye öyle söylüyorsun? Çünkü bende de kral var. İnsan toplumunda kral var. Sonra diyorsun ki, şu tür, bu tür üstündür. Yoktur böyle bir şey sen söylüyorsun. Artık bağımlılık ilişkisini öyle izah ediyorsun. Bir türün, bir türden akıllı olduğunu, yöneten olduğunu söylüyorsun. Kendindeki sınıfsallaşmadan hareket ediyorsun. Bütün insanlık tarihinin de doğadan koptuğunu söylüyorsun. Bunun normal bir bağımlılık ilişkisi olduğunu söylüyorsun. Diyorsun ki, insan akılcı bir tür olduğundan, doğayı ihtiyacı doğrultusunda kullanmalıdır. Yani ilişki ağının karşılıklı bağımlıların veya bütün bağımlılıkların sınıfsal ataerkil iktidarcı topluma dayandığı bir dönemde diyalektik ilke böyle algılanıp bu bütün tarihe, topluma, doğaya vurulmaya başlamış ve insan merkezli olmaktan kurtulamamıştır. Çünkü bütün bağımlılıkların bir tek anlayacak zincir halkası insan olduğu düşünülmüş. Doğru anlar. Çünkü tek akıllı varlıktır. Ama her şeyin insan aklının süzgecinde her bağımlılığın o süzgeçten geçtiği doğru değildir. Şu an kuantum kanıtladı, çok küçücük kuarklar diyorlar. Aklın eremediği ilişki bağımlılıkları var. O zaman bağımlılık ilişkisini doğal felsefeyle de anlatıyoruz. Çok çeşitlilik içinde her şeyin birbirine bağlı olması, karşılıklı bağımlılık içerisinde farkındalık. Herkesin birbirine bağımlı olması üzerinde kendi olma özgürlüğü, güçlü ve zayıf diye bir ilişki yoktur. Mesela güçlüsün. Güçlülüğe bağlılık ilişkisini meşru görmemek gerekir. Zayıf bir türün güçlü bir türe bağımlılık ilişkisini meşru görmemek, izah etmemek, açıklamamak gerekir. Öyle de değildir. Bunu öyle izah edersen sınırlı kalıyorsun. Kadın erkeğe bağımlı değildir. Erkek de kadına bağımlı olmamalıdır. Ama kadının erkeğin karşılıklı bağımlılık içerisinde olması kendisi olmasına engel değildir.  Demokratik ekolojik toplumda bu yaklaşımı çok köklü düzeltmemiz gerekiyor.


YAZDIR Yazdır     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
 
Seçenekler
   Çıktısını Al
   Arkadaşına Yolla
   Köşe Yazılarına Dön

Arşiv
·FELSEFEYE GİRİŞ -17-
·FELSEFEYE GİRİŞ -16-
·FELSEFEYE GİRİŞ -15-
·FELSEFEYE GİRİŞ -13-
·FELSEFEYE GİRİŞ -12-
·FELSEFEYE GİRİŞ -11-
·FELSEFEYE GİRİŞ -10-
·FELSEFEYE GİRİŞ -9-
·FELSEFEYE GİRİŞ -8-
·FELSEFE GİRİŞ -7-

© 2004 Rojaciwan.com
Bütün HaberlerTürkce HaberlerNuceValid robots.txt


English: All the comments, articles and other contents are property of their owners.
German: Die Artikel und Kommentare sowie Foren- und etwaige Chatbeiträge und alle anderen Inhalte sind Eigentum der Autoren.
Turkish: Rojaciwan sitesi özgür bir tartışma platformu olup, sitemizde yayınlanan bütün yazılardan, yorumlardan ve hernevi multimedia dökümanlarından sahipleri sorumludur.


Sayfa Üretimi: 0.278 Saniye
SQL: 26
Rojaciwan Theme by Rojaciwan Webtasarim.