Türkiye kaç gündür Cumhurbaşkanı Gül’ün olası Ermenistan gezisini tartışıyor. CHP ve MHP’nin başını çektiği ulusalcı kanat geziye şiddetle karşıyor. AKP Hükümeti’yse Gül’ü destekliyor. Cumhurbaşkanının kararını bugün açıklaması bekleniyor. Son anda bir aksilik çıkmaz ise Gül, Cumartesi günü oynanacak olan Türkiye-Ermenistan futbol maçı münasebetiyle Ermenistan'a gideceğe benziyor.
Ermenistan’la ilişkilerini geliştirmek isteyen, bu ülkeyle bir süredir gizli diplomatik ilişki yürüten Türkiye, milli maçı fırsat olarak değerlendirmeye çalışıyor. Bu yüzden geziye özel önem veriyor.
Ermenistan'la Türkiye arasında başta soykırım meselesi olmak üzere çözümü pek de kolay olmayan çok sayıda ciddi sorun var. Çok sayıda ciddi sorun var ama diplomatik ilişki yok. Gerçi bu iki ülke son zamanlarda gizli gizli görüşüyor ancak, aradaki sorunlar kısa sürede çözülecek gibi de görünmüyor.
Buna rağmen, AKP iktidarıyla birlikte komşularıyla iyi geçinmenin yollarını arayan ve dışarıda 'sıfır sorun' ilkesine dayalı politika uygulayan Türkiye, Ermenistan'la da arayı düzeltmeye çalışıyor.
Türkiye, son birkaç yıldır komşularıyla ve bölge ülkeleriyle iyi geçinmenin yollarını arıyor, 'sıfır sorun' politikası izleyerek bölgede yeni bir halka yakalamaya çalışıyor. Bu politika nedeniyledir ki uluslararası demokratik toplumdan tecrit olmuş Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'a, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejat'a ve Sudan Cumhurbaşkanı El Beşir’e kucak açıyor.
Dünyadan yükselen tepkilere rağmen Suriye’ye kol kanat geriyor, İran'a hareket alanı, soykırım yapmakla suçlanan Sudan’a da meşruiyet sağlıyor. Türkiye, Irak’la da ilişkilerini yoluna koymuş gözüküyor. Bu ülkeyle Saddam dönemindeki kadar olmasa bile ilişkileri iyi gidiyor. ‘Geleneksel düşman’ Yunanistan'la da arasında gözle görülür bir ‘yumuşama’ yaşanıyor. Kıbrıs'ta ise süreç düşe kalka da olsa ‘çözüme doğru’ ilerliyor. Rum ve Türk tarafları arasındaki görüşmeler bugün yeniden başlıyor.
Son günlerde ortaya çıkan Gürcistan Krizi'ne rağmen Türkiye’nin Rusya'yla olan ilişkileri de fena gitmiyor. Türkiye, Rusya’yla ekonomik ve siyasi ilişkilerini korumaya önem veriyor. Amerika ile Rusya arasında tırmanan gerginlikte 'denge' politikası izliyor ve iki tarafı da ‘idare etmeye’ çalışıyor. Türkiye'nin geçmişte sorun yaşadığı bir başka komşusu olan Bulgaristan'la ilişkileri de 'olumlu' bir düzeyde seyrediyor. Gürcistan ve Azerbaycan derseniz, onlar zaten ‘kardeş ülke’ sayılıyor.
Türkiye yalnız komşularıyla değil, Mısır, Lübnan, Suudi Arabistan, Bahreyn, Cezayir, Kuveyt,Ürdün, Filistin, Sudan, İsrail gibi Ortadoğu ülkelerinin çoğuyla da ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor. Yalnız komşuları ve bölge ülkeleriyle de değil, Hamas, Hizbullah, Taliban gibi örgütlerle de iletişim kanallarını açık tutuyor. Zaman zaman bu örgütlerle de ilişki kuruyor.
Ancak, komşuları, bölge devletleri ve devlet dışı örgütlerle ‘‘sıfır sorun ‘‘ ilkesine dayalı ‘‘çok taraflı` politika izleyen Türkiye, sıra Kürtlere gelince tam tersini yapıyor. Kürtler söz konusu olunca düşmanca davranıyor. ‘Sıfır sorun’un yerini 'çok sorun’’, çok taraflı’ ilişkinin yerini de ‘tek taraflı' baskı ve dayatma alıyor.
Komşuları ve bölge ülkeriyle sorunlarını çözmeye çalışmakla yetinmeyen, Hamas-FKÖ, İsrail- Suriye, Amerika –İran örneklerinde olduğu gibi düşmanlar arasında ‘arabulucu’ olmaya da soyunan ve herkesle iletişim kanallarını ardında kadar açık tutan Türkiye, Kürtlere kapıları kapatmış bulunuyor. Herkesle görüşüyor ama bir tek Kürtlerle görüşmüyor. Herkese çiçek atıyor, ama sıra Kürtlere gelince de sopa sallıyor.
Kürt ve Kürdistan meselesini bir saplantı haline getirmiş olan Türkiye’nin iç siyasetine olduğu gibi dış siyasetine de ‘Kürt karşıtlığı’ damgasını vuruyor. Bu da Türkiye’nin derin açmazına işaret ediyor. Türkiye, Kürtlere karşı böyle davranarak aslında kendini ele veriyor. Zayıf yanını gösteriyor. Kürt sorununun Aşil topuğu olduğunu mesajını veriyor.
Elbette Türkiye’nin komşularıyla, bölge ülkeleri ve halklarıyla iyi geçinmesi, karşılıklı saygı temelinde kalıcı ve yapıcı ilişkiler kurması olumludur. Ancak herkesle iyi geçinmeye çalışan Türkiye’nin herkesten önce de Anadolu’daki egemenliğini borçlu olduğu, dostluğuna ve desteğine herkesten çok ihtiyaç duyduğu Kürtlerle iyi geçinmesi gerekiyor.
Bu yapılmadan, Türkiye içerideki ve dışarıdaki Kürtlerle karşılıklı saygı temelinde kalıcı ve yapıcı ilişkiler kurmadan ne içeride ne de dışarıda ilerleme sağlayamaz. Kürt ve Kürdistan sorunu gelinen aşamada içeride ve dışarıda Türkiye’yi kilitlemiştir. Kilidi açacak olansa gerçek manada demokratikleşmedir. Bu gerçekleşmediği sürece Türkiye’nin ‘’sıfır sorun’ ilkesine dayanan dış siyaseti döner dolaşır ve her defasında ‘sıfır sonuç’ üretir. *** Cumartesi günü Gelsenkirchen’de; 16. Kültür Festivali’nde buluşuyoruz. Avrupa Barış Meclisi olarak festivalde enformasyon standı açıyoruz. Ayrıca saat 13’ten itibaren Mezopotamya Yayınevi standında kitaplarımı imzalıyorum. İlgilenenlerin dikkatine sunarım…
|
|