|
Son
zamanlarda gerillaya katılımların durdurulması ya da nasıl engellenirine dönük
çok tartışma yürütülüyor. Zihniyet değişmedikçe daha çokta tartışılacak.
Öncelikle
bir soruya doğru cevap vermedikçe katılımların durdurulması ya da önünün
alınması mümkün olamaz.
O
soruda şudur; niçin bu kadar adaletsizlik, ayrımcılık, inkâr ve imha?
İnsanoğlu
güzel bir yarattıktır. Aslında tüm yarattıkların güzel bir yönleri vardır. O da
kendilerini savunma içgüdüleridir.
Tabiatı
izleyen ve gözlemleyen biri bilir ki bir yerde baskı ve zulüm varsa orada bir
karşı duruş yaşanır. En pasif biçimde de olsa bu böyledir.
Örneğin
bir kadın için; Siz kadının ya da kızın boyun eğmesine aldırmayın. O
yanıltıcıdır. Bir kadın ses çıkarmaz ama onu siz böyle onursuzca alıp
kullanmaya kalktığınızda o size kendi duygularını size sunmayacak o sadece size
cinselliğini sunacaktır. Bu da size her gün her gün bir zindan olacaktır. Ne
kadar gülümsemeyen kadın vardır? Ne kadar çok çocuk yaparak erkeğin başını
belaya sokan kadın vardır? Ve ne kadar kadın vardır erkeğin sevmediklerini
yapan? Daha fazlasını da söyleye biliriz. Ancak bunların hepsi intikam
eylemleridir. Unutmayın…
Aynı
küçük bir çocuğa yapılan hakaret ardından çocuğun büyüğüne karşı dilini
çıkarması gibi, altına bırakarak intikam alması gibi…
Evet,
bir kadın boyun eğmeye asla tahammül edemez, etmez de. O sadece boyun eğmiş
gibi yapar.
Bir
kediye bakın. Siz onu hafiften incitmeye başladığınızda orada bir karşı koyuşu
göreceksiniz. Orada bir tırmıklamayı kısa zaman içerisinde acısını yaşayarak
deneyim edineceksiniz.
Ha
diyeceksiniz o kadar zulmü karşı ses çıkarmayan insan var. Bende derim siz öyle
sanın.
Siz
insanların ses çıkarmamasına aldırmayın. O sessizlik çaresizlikten ileri
geliyor. Eğer herkesin göreceği bir isyanı yapmak istiyorsan ya müthiş bir
iraden olacak ya da yine güçlü irade gerekli olsa da asıl olan isyanını
patlatacağın zeminin olmasıdır. Yani senin gidip, var olan baskıya karşı duruş
gösterebileceğin zeminlerin, yerlerinin alternatif olarak olması gerekiyor. Bu
alternatifler olmazsa o zaman sessizlik olabilir. Boyun eğmişlikleri,
hakaretleri, küfürleri, el öpmeleri, diz çökmeleri görebilirsiniz. Ama yine
unutmayın. Bunların hepsi yine yanıltıcıdır.
Biz
tarihte kimi köle isyanını biliyoruz. Ve yer yer kölelerin aletleri yakıp
yıktıklarını da bir yerlerde duyduk. Ve en son sanayi devrimi sürecinde
işçilerin nasıl makineleri yakıp yık tıklatırını da bir yerlerde okuduk. Ve bunlara
chartist denildiğini de okullarda öğrettiler. Ama bugün biliyoruz ki hepsi ses
çıkaramamanın bir intikamı olarak araçlardan, makinelerden alınan bir intikam
biçimidir. Garibinize gidebilir ancak bu bir intikam türüdür.
Çok
başka bir örnek vermek istiyorum. Bugün güney Kürdistan da çok sayıda genç kız
intihar eylemlerinde bulunuyor. Ya yakıyorlar kendilerini ya bir şekilde
canlarına kıyıyorlar. Ama unutmayın bir intikam alma biçimidir.
Bunların
hepsi erkeğin mezalime uğrayan bir kadın yapar. İntikam alır. Kimse intiharları
savunmuyor, yakmaları haklı göstermiyor. Ama eğer bir yerde ısrarla kadın adeta
bir hayvan gibi piyasada satın alınıp tepe tepe kullanılıyorsa orada kadının
bir intiharı değil eğer düzeni değiştirmeye gücü yetmiyorsa onar onar, yüzer
yüzer intihar ve kendini yakması ciddi bir devrimci eylemdir.
Elbette
en değerli varlık dünya da insan yaşamıdır. Ancak o insan yaşamı cehenneme
çevriliyor ise orada yapılması gereken bu cehennemleşmeyi durdurmaktır. Bunun
yolu harekete geçmektir. Ve eğer bizim gibi zalim erkekler kadını fahişe
durumuna koyan yaklaşımlarını ısrarla sürdürüyorlarsa orada yapılması
gerekenler elbette onurlu bir intikamdır. Kadın intikamı…
Özcesi
burada olup biten bir öz savunma refleksidir. Başkan Apo’nun deyimiyle Gül Teorisi’dir.
Nasıl ki gülü savunan dikenleri varsa insanında baskıya karşı direnci ve isyanı
vardır.
Bu
sözlerle konuya direk girmek istiyorum. Şimdi Türk genelkurmaylığı dağlara yani
gerillaya katılımları nasıl engellenirine dönük yoğun tartışma içerisindedir.
Eğer
Türk genelkurmaylığı, Türkiye siyasetçileri ya da herhangi bir özel savaş
kurumu gerillaya katılımları durdurmak istiyorsa öncelikli olarak yukarıda dile
getirilen sorunları çözmesi gerekiyor. Aksi takdirde katılımlar engellenemez.
Bana
deseler ki PKK’nin en güzel özelliği nedir ben derim ki tüm zulüm ve baskılara
karşı alternatif olarak kendisini herkese sunmasıdır. Ve en azında tüm
hınçlarını, kinini ve intikamını istediğin bir şekilde dile getirebileceğin bir
mekânı yaratmasıdır.
Doyasıya
bağırmak öyle kolay bir şey değildir. Sevmediğin bir erkeğe verildiğinde
doyasıya ananın babanın karşısına dikilip “bunu istemiyoruuuuuuum” demek her
yiğidin yapacağı iş değildir. Ancak dağlarda sizin o bildiğiniz en fakir ve
fukara insanlar öyle “istemiyoruuuuuuuuum” diyorlar ki buna hayret etmeden
geçemezsiniz. Yine bir polis size hakaret mi etmiş, size tokat mı atmış. Siz
orada sessinizi çıkaramazsınız. Ama dağlarda en sunturlu küfürleri bu it
sürüsüne hem de istediğiniz bir şekilde savurabilirsiniz. Dağlarda haykırmalara
sansür yoktur. Çünkü dağlar haykırmaların mekânlarıdır.
Daha
sayabilirim. Size bir patron adaletsiz mi yaklaşmış siz konuşamazsınız. Zaten
konuştuğunuzda kapı dışarı işsizler ordusunun bir üyesisiniz demektir. Ama
dağlarda bu patron tayfasına da en sunturlu küfürleri hem de sansürsüz haykıra
bilirsiniz.
Özcesi
dağlar her türden baskıya karşı insanın sesini en yüksek ve gür sesle dile
getirdiği mekânlardır. Siz, buralarda size tepeden bakılmasına izin
vermezsiniz. Aslında cümle yanlış yazıldı. Asıl olan şu olmalıydı. Buralara
insanlar onlara tepeden bakılmaması için geldikleri için kimse kimseye tepeden
bakamaz. Bakan olursa faturasını az yoldaşlık edinmeyle karşılık alır.
Buralarda düzenin gösterdiği özellikleri taşıyan bireyler çıksa da sizin burada
bunu kabul etme diye bir zorunluluğunuz yok. Alternatifleriniz var. Ve burada
siz boyun eğmek zorunda değilsiniz. Kaldı ki burada en ayıp şey boyun eğmektir.
Ve belki de gerilla da en aşağılanan özellik boyun eğmeciliktir. Sizde bu
özelliğin kırıntısını görsünler hiç sevinmeyin ilk özeleştiri platformunda
sizleri yağcılıkla, boyun eğmecilikle yerden yere vuracaklardır. O toplumda ki
sessiz olupta sevilmeler burada neredeyse yoktur. Burada sevilenler aleni ve
dobra dobra görüşlerini söyleyenlerdir. Ve bu hep böyle de kalacaktır. Çünkü
dağlara çıkanların ağırlıklı bir bölümü bunun için çıkmıştır.
Genelkurmaylık
ve sözde gerillayı katılımları engellemek isteyenler yukarıda dile
getirilenlere çözüm bulabilecek mi? Sanmıyoruz. Bilakis tersi doğrudur. Bu
boyun eğmişliğin, adaletsizliklerin, inkârın, imhanın, yok etmenin, dilsiz
bırakılmanın, suyun öbür tarafında bırakılmaların, sessi ve soluğu kesilmiş
olmanın nedenleri zaten bu hiyerarşik ve tahakkümcü zihniyettir. Yani
genelkurmaylık zihniyetidir. İnsanlara tepeden bakan. Değer vermeyen. Ezen.
Horlayan. Küçümseyen.
İnanmıyorsanız
bu askerlere bir bakın. Bir generallin yürüyüşünde, konuşmasında rahatsız
olmayan bir insan var mı acaba? Konuşurken dahi o insanlıktan uzak soğuk
bakışlar dâhil her saniye tecavüz kültürünü yansıtmıyor mu? Samimi olan biri
değil ki bir bakışta bunu anlamasın.
Evet
dediğimiz gibi bu zihniyet dik bakabilmenin yeri olan dağların oluşmasının
bizzat yaratanlarıdır. Eğer bugün gerilla varsa bu zihniyetten kaynaklıdır.
Hani var ya o E. Goldmann’ın meşhur sözü “Düş; güneş altında bir üzüm tanesi”
olarak kaldıkça dağlara akın durmayacaktır. Niçin düşler insan? Bir şeyler
eksik olduğu için düşler, hayal eder. İşte o düş ve hayallerin gerekçeleri var
oldukça dağlara gençler akacak ve aktıkça herkese umut olmaya devam
edeceklerdir. Özelde de sesi ve soluğu kesilmek isteyenlere oralar her zaman
iyi bir sığınma yeri olacaktır.
Eğer
bugün binlerce genç ısrarla o kadar zorluklara rağmen kıt kanat imkânlarla
dişlerini etlerine takarak direniyorlarsa en temel neden kendi içlerinde ki
sese sadık kalarak hür ve gür haykırma imkânları bulduklarındandır.
Ve
tekrar söyleyelim düş güzel bir yaşamın ve onurlu bir insan olmanın hayalli
olarak kaldıkça Kürdistan dağları herkese ama herkese bu hayalin
gerçekleştireceği bir mekân olarak kalacaktır.
Bazıları
devrim sonrası doyasıya dans edecekleri bir devrim mekân isterler. Biz ise
devrim sonrası değil başkaldırımızı gerçekleştirdiğimiz andan itibaren deli
dolu bir halaya kalkışı isteriz.
Bu
ölümsüz ve onurlu halaya katılımın önünü hiçbir güç ama hiçbir güç alamaz.
Çünkü dans ve halay çekmek için çok fazla nedenimiz vardır.
|