Hareketlilik: neyin hareketi? Neye göre hareketlilik? Hareketlilik ilkesinin dayandığı arka temel nedir? Acaba bütün hareketler ileriye doğru mudur? İleri doğru olduğunu söylediğimiz şey nedir? Acaba birlikteliğimiz üretim araçlarına sahiplik midir? Devlet olmalı mıdır? Bize göre ilerleyen maddeler, karmaşıklaşan maddeler midir? Her karmaşıklaşan madde, yönetim organizasyonuna karışan madde acaba gerçekten ilerliyor mu? Acaba tarihte gerçekten ilerleme var mıdır, yok mudur? Buraya kadar sorgularsın. Önderlik hareketliliğin, maddenin, kuantumu anlamanın faydalı olduğunu söylüyor. Madde kesinlikle bir düalizm, çok çeşitlilik içerisinde ve bu çeşitlilik içerisinde sadece maddesel çeşitlilikler yoktur. Sezgisel, özgürlüksel çeşitlilik içerisinde hareket eder. Hareket ederken, kesinlikle düz çizgisel derken, şu anlamda çizgi çizip ileriye doğru gidilecek diye bir şey yok. Burada önemli olan bir fark, kaos aralığının devreye girdiğidir. Maddenin hareketliliğinde kesinlikler vardır. İşte bu kaos aralığı bilinci olarak maddenin hareketinde tartışmalar başladı. Sonra maddenin düşünce tarafından yönlendirilmiş biçimi de müthiş bir özgürlüksel tercih var. Madde doğal olarak kendi halinde ileriye doğru olamayacak. Orada özgür tercih çok belirleyici oluyor. Maddeyi neredeyse yeniden oluşturuyor. Hatta bazı yerlerde düşünce vardır. Madde yoktur. Ondan sonra bu düşünce toplum sistemini geliştiriyor. Klasik anlamda maddeyi demiyorum. Varlıksal oluşum olarak söylüyorum. Acaba kapitalist sanayi üretimi en üst aşamasıyla, sosyalizme gideceğini düşündüğünüz için bütün üretim araçlarının ilerlemesinin insanların özgürlüğüyle özdeş olduğunu, sürekli üretim araçlarının ilerlediğini, bunun için iyi olduğunu düşünürseniz, üretim araçlarına dayalı sürekli bir maddenin hareketli olduğunu dile getirirseniz doğru mudur? İnsanlar tartışıyor, Önderlik bütün uygarlık sistemini kabul etmedi. Diyor ki eşitlik, özgürlük ve demokrasi getirme anlamında bir ilerleme yaratmamıştır. Önderlik bunu daha da ileriye götürdü. Bütün sınıfsal yapının sapma olduğunu söyledi. İlerleyicilik değildir. Sosyalizme gitmek için gerekli olduğunu söylemedi. Ataerkil sistemin hiçbir zorunluluğa dayanmadığını, çalıp çırpma olduğunu, bir toplumsallaşmayı saptırma olduğunu söylüyor. Önderliğin diyalektiğine girmezsek, bir yerden sonra diğer yaklaşımlarla açıklayamazsınız. Bir yerde kesinlikle sınıfı, erkekliği, devleti, tek tanrılı dinliliği, dogmatizmi hep kutsarsınız. Hep meşru gelir, normal gider. Diğer bir ilke, Önderlik alıntılarıyla söylersek doğru, bir hareket vardır. Düz çizgisel bir hareket değildir. Kesinlik vardır. Kesinlikte düşünce ile madde iç içe çok yoğun olarak etkileşim yaptığı bir hareketliliktir. Sezgisellik, özgür tercihler, çok çeşitlilik önemli rol oynar. Ve maddenin hareketliliğinde kaos aralığı vardır. Maddenin ileri olup olmadığını, farklı kriterlerle ele alıp ilerleme demeliyiz. Bu nedenle biz sınıfsal yapıya da, uygarlığa da ilerleme demiyoruz. Ondan dolayı da Önderlik doğal topluma ilkel toplum demeyi bıraktı. Çünkü doğal toplum demokratik toplumdur. Atar bir damar olarak Önderliğin söylediği komünal itenin hareketinde bütün zorlanmalarına rağmen, -kaldı ki onun uygarlıkla da, sınıfsallıkla da bir alakası yoktur- mücadelelerle kendisini yaşatma çabasında bir hareketlilik vardır. Bunu önemli oranda geliştirdik. İlerleme diyebiliriz. Marksizm’i de, kapitalizmin bir mezhebi olmaktan kurtarıp böyle bir ilerlemeye kavuşturmak istiyor. Nicel nitel dönüşüm sınıflı felsefi yorumu dar kalır. Hatta nicel ve nitel karşı karşıya getirilir. Hani mutlak karşılaştırma mantığı var ya, der ki nicel süreçler nitel süreçlerin birikimidir. Nicel süreçler birikir. Nitel süreçlere geçer. Sonra nicel süreçler güç biriktirme süreçleridir. Önemli oranda belirleyici tarihi ve maddenin hareketini oluşturan nitel değişimlerdir. Örnek su 99 dereceye kadar kaynar. 100 derecede buharlaşır. 99 dereceye kadar olan bütün ısınmalara nicel değişim diyorlar. 100 dereceye de nitel değişim diyorlar. Bunun mantığı nedir? Sınıf çatışmasıdır. Maddenin diyalektiğine yansıtmasıdır. İşçi sınıfı ve ezilen sınıf örgütlenmeli, biçimlendirmeli. Propaganda yapmalı, halka kavuşmalı bu süreçlerin hepsine duyulan ihtiyaç dönemine nicel değişim olarak ihtiyaç duyuluyor. Nitel değişim patlama anıdır. Bir doğruyu öğrenmeyi bir doğruyu yapmayı, devrimci sıçrama zamanı geldiğinde arkadaşlar yapamıyor ki duygunuz, düşünceniz hazır değilse, bu noktada patlama yapamıyor ki, oradan kaynaklanıyor. Bunun daha birçok örneği vardır. Nicel ve nitel değişim süreçleri birbirinden kopuk değildir. Doğal felsefe, doğal diyalektik bunları farklı ele alıyor. Nitel değişimlerin bütün yaşamı belirlediği anlar olduğunu da hiç bir zaman söylemiyor. Çok önemli olduğunu söylüyor ama yaşamımızın nitel ve nicel iç içe geçmiş devrim evrim süreçlerinin iç içe geçmiş eşit dönüşüm, maddesel dönüşüm, toplumsal dönüşümün toplumsal evrimle iç içe geçtiğini, yoğun bir süreçten oluştuğunu söylüyor. Zıtların bir aradalığı ve çatışması zaten Önderlik bu tezi savunmaların ilk bölümünde ele almıştır. Antagonist çelişkilere, yani en sert birbirini aşması gereken çelişkilere bile diyor vardır, yani doğrudur. Ama aşamazsın, yok edemezsin, varlığını yok edemezsin. En fazla geriletir, bastırırsın, o bile sürer. Sonra antagonist çekişmeler her şey değildir. Böyle anlar vardır. Ama her şey değildir. Daha sonra karşılıklı bağımlılık, yaşamın dengede gitmesi çelişkilerin farklı şekilde çözülmesi, yoğun çelişki ve bir aradalık tarzında yaşanması vardır. Şimdi burada sakıncalı olan, şu sınıf çatışmasından bir diyalektik ilkeye yansımış olarak bir aradalık, taktiksel zıtların çatışması, stratejik olarak görülür. Bir aradalık da tekrar nicel ve nitel değişimdeki gibi zaten hepsi aynı mantıkla ele alınmıştır. Güç biriktirme süreci olarak ele alınmış taktiktir. Esas diğerini aştığın zaman, stratejik çatışmaya geçtiğin zaman, bakın bu klasik siyaseti besliyor, iktidar olgusunu besliyor, devleti besliyor. Örneklendirecek olursak, bizde de arkadaşlar böyle yapıyor. Birbirini izliyor, bekliyor, eksiğini görüyor, yanlışını görüyor, o kişiyi aşma zamanı gelmiştir. Bir tekmilde gündem olur, artık o aşıldığında rahatlar. Genelde aştım dediği o arkadaşın tüm kötülüklerini ortaya koymadır. Aşmasına çalışma, değil ortaya koymadır. Aşmıştır, bak ben senden üstünüm. Aynısını sınıflar da yapar. Gücü biriktirir, diğerinden alır. Çatışmaya geldiğinde kesin biri kazanacaktır. Kim çok biriktirmişse o kazanacaktır. Onu aştığında sınıflar rahatlar. Bunu yapmak için iktidar kavgaları yürütülür. İster kişilik düzeyinde yaşansın, ister siyasal düzeyde yaşansın, ister devlet ve yönetimler düzeyinde yaşansın, hepsi bu şeyin klasik işletilmesidir. Ama aşılmaz, ilginçtir. Böyle ele alış biçimi sorunları çözmez. O nedenle tekrar düzeltilmesi gereken, kaba materyalizmden uzaklaştırılması gereken bir ilkedir. Önemlidir. Bir aradalık çok çeşitlidir. Stratejiktir. Önderliğin söylediği gibi düzeltmek gerekir. Sonra sert çatışma anları vardır, karşıtlıklar da vardır, yöntemleri de vardır. Ve eğer sürekli bir kriz haliyle yaşanılmayacaksa, çelişki ve çatışmaların özgürlük seçeneğiyle de işlenilmesine izin vermek gerekir. Yani çok çeşitlilik içerisinde kendin olmaya izin vermek lazım. Yapılan çatışmalar bunun için olmalıdır. Ki yok edilmiyor da zaten, benim bir arkadaşımın beğenmediğim özelliklerini eleştirmem lazım, fakat onun üzerinde iktidar kurmak için değildir bu. İdeolojik mücadele şart. Fakat zihniyet dönüşümü için, aştırtmak için. O zaman bir arada kalırken birbirimiz üzerinde üstünlük kurmadan, iki ayrı kişi olarak ama birbiriyle alıp veren ve daha iyi yaşayan olarak ilişki kurabiliriz. Ne kölelik ilişkisi olur, ne tahakküm ilişkisi olur. Bu bütün toplum için de geçerlidir. Yani çelişkilerin çözüm yöntemi olarak da stratejik öğeleri farklı yönlerden öne çıkarıyorsun. Yine çatışıyorsun, kısmi oranda çatışmaların birbirini yok etmeye yöneldiği dönemler de oluyor. Ama bu dönemler stratejik değildir. Ve bu dönemlerin sağlıklı çözüme kavuşturulması gerekir. Bu anlamda bir aradalık süreçlerinin taktik olarak ele alınması, sınıflı toplum felsefesi, ideal bir düalist toplum yapısını sürdürmek içindir. Düşünülecek olursa, erkek ve kadının hiçbir zaman bir araya gelemeyeceğini, insanın duygusu ve düşüncesinin hiçbir zaman bir araya gelemeyeceğini, ezen sınıfla ezilen sınıfın hiçbir zaman bir araya gelemeyeceğini düşünerek çatışıyorsun. Ve bu süreçlerin hep geçici olduğunu, taktik olduğunu esas güç biriktirme üzerinden çatışma olduğunu, stratejik bir kavgaya hazırlanmak gerektiğini söylüyorsun. Bu bir pusudur. Ve şunu sana unutturmaya çalışıyorlar. Çok çeşitlilik içerisinde insanın kendisi olduğu, özgür yaşadığı bir dönem vardır. Toplumdan bile, doğadan bile toplum iktidarcı kopmadan yaşamış. Ve sana bir aradalığı her zaman taktik ve geçici gösterip çatıştırıyorlar. Şimdi burada iki noktaya dikkat etmek gerekir. Çatışma vardır, uzlaşma da vardır. Bu da doğrudur. Ve bunlar sınırlıdır. Biz siyasal olarak çok kullanırız, bu yanlıştır. Bir aradalık, çok çeşitlilik ama bunun içerisinde kendin olma vardır. Bunun için gerekirse kavga verme vardır. Her bir aradalık uzlaşma değildir. Biz bunu çok siyasal olarak kavramlaştırmışız. Bize yansıdığı için her zaman karşıtlığı kutsal hale getirmişiz. Her karşıtlık karşıtlık değildir. Her karşıtlık mücadele değildir. Birbiriyle çok çatışan arkadaşların uzlaştığını görürsün. Şimdi doğrusu şudur; bir aradalık içerisinde, çok çeşitlilik içerisinde kendin olmak için, özgür tercihine dayalı, kendini tanımlamaya dayalı kavga verebilirsin. Bunu artık tanım olarak neyle ifade edebilirsen et. Ama karşıtlık bunu karşılamaz. Biz bazen radikallik kavramını kullanıyoruz, bu karşılayabilir. Sekterlik de bunu karşılamaz, mutlak karşıtlıkçılık hiç karşılamaz. Onun için uç sınırları da doğru tanımlamamız gerekir. Her bir aradalığa uzlaşma dersek, işin içinden çıkamıyoruz. Şimdi bir arada olmalıyız deyince şu anlaşılıyor; Apocular diyor ki patron sınıfı ile işçi sınıfı bir arada kalmalıdır. Kadın erkek çelişkisi yoktur, bir arada kalınmalıdır. Biz bunu demiyoruz. Liberalizm işte. Biz bunu demiyoruz. Çok çeşitlilik içinde kendin olmak, bir aradalık içerisinde farkındalık ilkeleri farklı tanımlanmış. Uzlaşma deyince karşıtlık, karşıtlık deyince uzlaşma tanımlanıyor. O nedenle bir aradalık deyince hemen uzlaşmayla bütünleştiriliyor. Ve hemen diğer taraf tutuluyor, biz karşıt olmalıyız deniliyor. Sen diyorsun karşıtsan, çöz bu sorunu, çözmüyorsan yanlıştır. Aynı oranda uzlaşma içinde niye bir aradalık uzlaşma olarak yorumlanıyor. Uzlaşıcılar da çözsün. Varsay ki bu sorunlar yokmuş gibi çözsün. İradeli ve mücadeleci bir duruş gösterilmezse çözemezsiniz, orada da bir çürüme yaşanır. Hatta sorunlar ertelenir. Biz bu kutuplar arasında gidip gelmek zorunda değiliz. Sağcı-solcu, erkekçi-kadıncı veya işte liberal-dogmatik. Tanımlarımızı düzeltmek zorundayız. Önderliğin yeni felsefesine göre de tartışmak zorundayız. Onun için Önderliğe bu yeni ideolojiyi geliştirdiğinde, siz çok yumuşak bir şeye gidiyorsunuz, hatta uzlaşıyorsunuz diyenler oldu. Önderlik dedi on yıl sonra kimin radikal bir proje sunmuş olduğunu görürüz. Ki öyledir de. Önderliğin sunduğu proje bir aradalığı savunuyor doğru, ama mücadeleyi de savunuyor. Ama sorunu çözdüğünde sınıfsal yapının hepsini aşıyor. Bu ilkenin hepimizde uygulaması vardır. Yani bir aradalık, yine zıtların çatışması, bununla toplumlarda kurulmuş sınıf çatışmaları halen bu ilke ile ele alınıyor. Ve bu ilkenin sonucu da felakettir. Reel sosyalizmin çözülmesinin sebebi bu ilkedir. Bir arada olarak ele aldığı bütün ilişkileri merkezileşmeye doğru azaltmış, stratejik gördüğü şeyleri çatıştıra-çatıştıra merkezi güç biriktirmeyi ele almış, insanları, sınıfları, cinsiyetleri çatıştırmış, buradan biriktirdiği güçlerle devletleri oluşturmuşlardır. Yani çok bilinçlidir. O nedenle radikallik ve bir aradalık kavramlarını kullanabiliriz. Mücadelecilik ve bir aradalığı kullanabiliriz. Ama eski dar çıkmazdan çıkmamız gerekir. Bu dersi nerede anlattıysam, soruyoruz, size de soralım; çünkü düalist paradigmanın güzel bir örneğidir. Biraz bir tarafı anlattın mı, müsaade var mı diyor, sen uzlaşmayı mı söylüyorsun, sonra biraz karşıtlığı anlatıyorsun, sen bir aradalığı dıştalıyor musun? Mantık o kadar şekillenmiş ki bizde, biraz diğerini öne çıkar hemen siyasal bir yoruma kayıyor, bu uzlaşıcıdır ya da bu sekterdir diyoruz. Düalist paradigmada öyle hareket ediyoruz. Biz sekterlik ile uzlaşı arasında gidip gelmek zorunda olan toplumlar değiliz ki. Bu tecrübeyi çoktan edinmişiz. Sizler yaşamışsınızdır. Sekterliğin diğer ucu uzlaşıcılıktır, birbirine yapışık ikizler gibi. Dünya kadar yaşadık. En duygusal insanlar, sadece duygularıyla dar hareket eden, duygu ve düşünceleri arasında denge oluşturamayan insanlar, mülayim görünen insanlar en asabi insanlardır. En uzlaşıcı insanlar, en dar insanlardır. Değil mi? Kim kendisine sekter diyorsa, arka yüzüne bakın uzlaşma çıkıyor. Ben uzlaşıcıyım diyen insanlara bakın, liberalim iyi götürüyorum diyen arkadaşa bakın, olmadık yerde patlamalar, intiharlar, kaçışlar çıkıyor. Bakın niye öyle oldu? Madalyonun diğer yüzü gibi bir şeydir. Çünkü doğrusu o değildir. Bunlar birbirini tamamlıyor. İki yanlış bir doğru etmiyor. Bu yanlış bir konumlanmadır aynı zamanda. Önderlik felsefesinin referans alınmasından ziyade, kendini karşıdakine göre konumlandırma, ona göre şekillenmedir. Onun için o tartışmalara girmeyelim. Doğrusu radikallikle mücadele ve bunlar da bir aradadır zaten. Hatta Önderliğin yaptığı gibi bir aradalığı sağlayacak mücadeleler vermek gerekir. Birbirini yok edecek biçimde değil. Bunu verirseniz sorunu çözdüğünüz gibi, stratejik olarak yaşamı, özgürlüğü, demokrasiyi doğal toplumla bütünleştirmeyi esas alıyorsunuz. Ve insanlığın bütün kazanımlarını da dıştalamadan üstlenebiliyorsunuz. Kurduğunuz toplumsal yapılanmada da, iktidarcı çatışmaları bitirebilirsiniz, çelişkileri değil. Bunun tek yolu da budur. Bu ilke tersinden ele alınmalıdır.
|
|