İnsan doğanın en donatımlı, en karmaşık ve de en mükemmele yakın yaratımıdır. İnsan ve doğanın ayrışması, kopuşu ya da uzaklaşması bu muhteşem yaratımın zedelenmesi, yıkımı ya da bitimi anlamına gelir.
İnsan doğasına uygun yaptığı her şey kavranabilir, yorumlanabilir ve benimsenebilir, ama insan doğasına aykırı veya uyumsuz yapılan her şey yabancıdır, yadırganandır, kabullenilmeyendir, tabii ki insan olamada ısrarı sürdürüldükç.
Anne karnında döllenen insan, ilk doksan gününde henüz cisiyetsiz salt insan kimliklidir, sonrasında ayrışımlar, tercihler ve zoraki farklılıklar yaşamı boyu sürer. İnsan teknoloji denilen ilerlemeyi insan hizmetine ve doğanın kanunlarını parellerine denk bir şekilde icad ederek, devreye sokmadığı için, teknoloji insan ırkını tehtit eden en büyük canavar halini aldı günümüzde.
İnsan kendi buluşu ve yaratımı olan bu teknolojik canavar karşısında bir nevi bir çaresizlik içindedir bugün. Doğadan kopuşunu hızlandıran teknoljik ilerleyiş, insan tercihlerinde de inanılmaz boyutlarda bir yabancılaşmayı yaratmıştır.
İnsan insan olalı, yaşadığımız çağdaki kadar kirletilmemiş, özüne yabancılaştırılmamıştır. Yaşadığımız modern! dünyadaki insanın kendine yabancılaşmasını gülük yaşamın her kesitinde farketmek, görmek, duyumsamak mümkün.
Bu anlamda en uç bir örnekler vermek istiyorum; Avrupa toplumunda sözüm ona bireyin özgürlüğü çerçevesinde ele alınıp ileri boyutlara taşırılan sex özgürlüğü, özünde insanı en kutsal, en doğal olan ilişkilenme güdüsünü bitirmek amaçlı olduğuna kesinlikle inanmaktayım.
Nasıl mı? Bu sözümona modern ülkelerde her yerde ve her saate dudak dudağa öpüşen insanları görmüşsünüzdür. Çoğu zaman bizim geleneklere ters düşdüğü için görmemezlikten geliriz. Ben aksine rahasızlık vermeyecek bir şekilde bakarım... merakım onların nasıl öpüşmesi veya onların yaşadığı o anki sözümona kandırılmış zevkin boyutunu görmek de değil.
O an onları mikroskop altına alan bir bilim insanı dikkatiyle incelerim. İki insanı ilgilendiren ve bazı örtümleri mutlaka olması gereken bu kutsalık derecesindeki sevgi dokunuşunu bu kadar aleni yapmanın altında yatan piskolojik açıklamayı kendimce çözmeye çalışırım. Şu çok net ki, o öpüşmelerin hiç ama hiç birinde en ufak bir sevgi belirtisine raslayamadım.
Tılsımı kalmamış, gizi bitmiş, kutsalığı ayaklar altına alınmış sevgi zaten yok olmaya mahkumdur, bir de modern insan denilen bu zavallılaşmış kuklalar doyumsuzluğunu, yanlızlaşmışlıklarını, bitmişliklerini adeta son nefeslerinde haykırmak istercesine, biri birilerini dudaklarını ve dilerini kemirip dururlar... Üzülürüm, insan olarak o an çok üzülürüm, modernite adı altında insanı en kutsal yanı olan sevgi, aşk, tutku bu kadar mı ucuzlaştı, bu kadar mı bitirildi diye.
Evet yiğidin hakkını verelim, kapitalizimi kutlamak lazım, insanı robot haline sokup, ondaki en giz, en derin, en güzel olan sevmek güdüsünü dahi bitirmiş...
Şimdi bu nerden çıktı diyen okurlar olacak, bu kadar sorun var, bu kadar derdimiz var sen kalk bilmem neyi anlat diye...
Benim bunu anlatmamdaki amacım, içimizde, yakınımızda, yanımızda birçok insanın bu bitiş dediğimiz moderniteye özenenmeleridir, asıl derdim bu benim.
Şarkılarımıza bu bitirilmiş modernitenin kimliksizleşmiş aşkını sokan arabeskci şarkıcılarımız bir bilseler ki, her bir kimliksiz şarkılarıyla insanlarımızı nasıl bir felakete doğru itiklierini. Meramım budur.
Sevmek, tutkuyla bağlı olmak, aşık olmak insani bir özellik, ama bunu insanın doğasına göre, bunu sevgininin ilkelerine uygun ve de en önemlisi insan içindeki cevheri daha bir yücelten ölçüde yapabilmek güzeldir, doğrudur.
Aşkın, sakız gibi başit kelime ve basit melodilerle dillendirildiği şarkılardan duymak, insan olarak beni utandırıyor, üzüyor ve öfkelendiriyor. Arabesk yaşam biçimidir ve belleğindeki olguların somuta indirgenmesidir. Bu kimliksiz yaşamın her şeyi kimliksiz ve zarar vericidir. Bir veba gibidir arabesk.
Bu anlamda bir örnek daha vererek bitirmek istiyorum. Dünyanın birçok devrimlerinde bir çok kahraman veya lidere şarkılar yapılmıştır, araştırın dinleyin, görünkü hiç birinde en ufak bir üzüntü belirtisi dahi yok ken, bizim bu arbekçilerimiz, dünyada eşi olmayan reber APO’muzu bile anlatırken erinerek, vah vahlarla, yok efendim çocuksu basit müzik cümleleriyle anlatıyorlar. Neden? Neden buhlara müsaade edilir? Neden bunlara birileri dur demez? Neden bozuk plak gibi döner bu bitirilmeye endeksli arabesk şarkılar?
Modern denilen canavarlaşmış düzen aşkı, sevgiyi, insanı nasıl bitirdiyse, bizdeki bu gizli ve açık arabesklik de bizideki sevgiyi bitirmeye doğru götürecek haberiniz ola!..
|
|