Aram Yayınları’ından çıkan, ‘ZulaMavi’ adlı kitabı nasıl anlatmalı? Bir kere konular ve sözcükler itina ile seçilmiş. Sonra, umudu, isyanı, vefayı, acılı coğrafyanın çığlığını, Ermenilerin trajedilerini, feodal erkeğin zalimliğini ve köleleştirilmiş kadının boyun eğmeciliğini irdeliyor kitap.
Dört duvar arasında olmalarına rağmen dışarıyla olan ilişkileri çok yoğun. Çünkü kitaptaki öyküler dışardaki yaşamı anlatıyor. Yüzeysel bir anlatımla değil, derinlikli, sanatsal değeriyle birlikte açımlanmış öyküler. On dokuz öykünün çoğunluğu, adeta bir kuyumcu zarafetiyle işlenmiş. Kitabı Esra Çiftçi hazırlamış ve devamı da gelecekmiş. Anlaşılan cezaevindeki yazarların kitaplarını heyecanla beklemeye devam edeceğiz.
Düşünceleri uğruna hapis yatan insanların arasında çok önemli edebiyatçılar yetişti. Bu geleneğin daha da zenginleşerek devam edeceği ZulaMavi ile bir kez daha anlaşılıyor.
Öykülerin çoğu sabırla ve ustalıkla kaleme alınmış. Zindandaki insanların hayata pamuk ipliğiyle değil, dört elle sarıldıklarının en iyi kanıtıdır bu öyküler. Değişik konulardan oluşan öykülere kadın yazarlar damgasını vurmuş; çünkü onların öyküleri çok derin bir duyarlılıkla kaleme alınmış ve genelde, toplumsal yaramız olan çarpık namus anlayışımızı sorgulamışlar.
Gulazer Akın, Mavi Uçurtma adlı öyküsünde genç bir kızın aşkını anlatıyor: Peşinden İstanbul’a kadar gelen Yılmaz’ın güzel sözlerine kanarak, onunla birlikte kaçıyor genç kız. Kısa bir süre sonra sevdiği adamın evli olduğunu öğreniyor ve beyninden vurulmuşa dönüyor. Sığınabileceği hiçbir yer kalmamıştır artık. Uçsuz bucaksız bir ummanın ortasındadır. Onu karaya götürebilecek tüm gemiler yakılmış ve üstelik Hamile kalmıştır Yılmaz’dan. Bir zamanlar, canından çok sevdiği adam, çoçuğuna bakamayacağını söyler. Gökyüzünün maviliğinden kendisine uçurtma yapacağını söyleyen Yılmaz hedefine ulaştıktan sonra soğumuştur artık ondan. Çocuğu aldırmak ister; ama beş aylık olduğu için aldıramaz. Soğuk bir günde çocuğu tek başına doğurur. Doğum yaptığı odanın camı kırıktır. Dışarının ayazı kırık camın aralığından içeriye süzülmektedir. Kendisi de, çocuk da titremektedir. Kaynanası ve kuması, doğum esnasında boşalan kanlarını bile ona temizletirler. Çocuğun ismini ise Umut koyar. Umut ise durmadan ağlar. Henüz on yedi yaşında olan anne ne yapacağını bilemez. Yılmaz’a yalvarır çocuğu doktora götürmesi için; ama Yılmaz taş kesilmiştir artık. Yalvarmalarını duymazlıktan gelir. Annesi tek başına hasteneye götürür Umut’u. Doktor çocuğun üstünü açtığında çocuk zatüreden ölmüştür artık.
Kadın kahramanımız çıldırır. Ve tüfekle Yılmaz’ı alnından vurur. Yazar burada feodal erkeğin ölmesi gerektiğini ima etmek istiyor. Tabii tüfekle feodal erkeği öldürmek sadece bir gönderme. Eğitimle pars tutmuş feodal erkek zihniyetin öldürülmesi gerektiğini hatırlatıyor bize. Öykü, ‘’Ey kadınlar, ne olur kendinizi yetiştirin!’’ diye bas bas bağırıyor sanki.
Yine Rojbin Perişan, Portakal Kabukları adlı öyküsünde buna benzer bir aşk öyküsünü işliyor. Öyküdeki bayan fındık toplarken bir Türk çocuğuna aşık olur. Sonuç itibariyle ayrılmak zorunda kalırlar. Babası hapisten çıkmıştır. Devrimden, güzel günlerden söz eden baba ölmüş, yerine feodal kararlara boyun eğen bir baba gelmiştir artık. Velhasıl baba kızını öldürmemek için yaşlı bir adama verir. Babasından artık nefret eder. Gerdek gecesi ise rahmine bıçağı saplayarak karnını baştanbaşa yarar. Köle kadın, kendi başına kararını veremeyen bir kadın zaten ölü değil midir? Rojbin Perişan’ın daha önce Aram Yayınlar’ından ‘Saçlar ve Gölgeler’ adında bir öykü kitabı da çıkmıştı. Selver Yıldırım ise duyarsızlığımızı bize bir kez daha hatırlatıyor. Savaş nedeniyle gözlerini kaybeden birini anlatıyor. Önündeki boş kâğıda değişik değişik gözler çiziyor. İnsanın hangi organı yoksa kalbinin orda attığını söylüyor. Gözlerini, ellerini, kollarını kaybetmiş insanların duyarlılıklarını anlatıyor bize. Organlarımızın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlardım okurken ve tabii ki vefasızlığımızı... İçimizdeki bu insanlara duyarsızca yaklaştığımızı gözlemledim. Selver Yıldırım’ın daha önce, ‘Aşksız Doğmasın Çocuklarımız’ adında bir şiir kitabı çıkmış. Öyküsü teknik, kurgu ve konu itibariyle dikkate değer.
Kadın yazarlar kaleme aldıkları öykülerinde iyi gerilim yaratmışlar. Öykülerin oluşturduğu atmosferin etkisinde kalmamak mümkün değil. Bu arada erkek yazarlara da haksızlık etmeyelim. Onların da birçok öyküsü güzel. Erkek yazarların öyküleri de başka bir yazımızın konusu olsun.
Eksikliklere gelince… Kitabın redaktesi iyi yapılmamış. Ve üç öykü çok aceleye getirilmiş sanki.
Aslında bu kitap üzerine daha çok şey yazılabilir, ama yer darlığından dolayı kısa kesmek zorundayım. Kısacası, Aram Yayınları’ndan çıkan ‘ZulaMavi’ adlı kitap sanatsal değeri yüksek olan öykülerden oluşmakta.
|
|