Birkaç gün önce gazetemizde “Hayvanlık Bile Utandı” başlıklı bir haber yayınlandı. Topraklarımızda durmak bilmeden, aralıksız süren ve yirmibeşinci yılını dolduran kirli savaşın başından beri, defalarca kez karşılaştığımız bir manzaraya atfendi yapılan haber. Çatışmada vurulan bir gerillanın göğsüne basarak, askerlik hatırası namına fotoğraf çekmiş bir insanoğlu vardı manşette. Yüzünde vahşetin, nefretin çizgileri kadar, korku ve acizliğin de izleri vardı. Evet bu cehaletin sularında yüzen ve boğulan adamın yüzünde tamamen korku egemendi. Bir de bir boş’luk ve anlamsızlık. Oysa ki o kendini egemen sanıyordu. Bir cesedin üzerine basarak, kendini birşeylere hakim olmuş sanan bu korkak adamın yüzüne iyi bakmak ve bir kez daha insanlığı sorgulamak lazım diye düşünüyorum.
Şüphesiz, askerlik hatırası olarak çekilen bu pozları bu ilk görüşümüz değil. Ele geçirdikleri gerilla cenazelerinin kafalarını kesip, bir de bu kafalarla poz verenleri, çırılçıplak soydukları kadın ve erkek gerillaların cesetleriyle poz verenleri de gördü bu halk. Bu da birşey mi? Bir kaç sene önce de çöplerden kağıt toplayan çocuklar, kağıtlar arasında “HPG” gerillalara ait vahşet fotoğraflarıyla dolu bir aile albümüyle karşılaşmışlardı. Albümde yaşamını yitirmiş gerillalara ait cesetlerin hatıra fotoğrafları olarak saklanması, yıllarca çatışmalarda yaşamını yitiren gerillaların cesetlerine uygulanan vahşeti gözler önüne seriyordu. Bu vahşet fotoğraflarının sahibi asker, albümünde kendi yakınlarıyla çektirdiği fotoğrafları ve gerilla cesetlerine ait kanlı fotoğrafları yana yana yerleştirmişti. Kanlı resimlerin tümünde gülümseyen bir asker vardı. Bu fotoğrafları artık taşıma gücü kalmamış olmalı ki, çöpe atmış bu askerin şimdiki halinin ne olduğunu sormaya gerek yoktur takdir edersiniz ki çoktan bir ruh hastası olmuştur. Çöplere attığı ve kurtulmak istediği bu askerlik hatırası fotoğrafların izleri o kadar kolay silinmeyecektir belleğinden. Anılar, çöpe atılarak kurtulunabilecek şeyler değildir ki.
Peki bu akla hayale sığmaz vahşetin sahipleri sizce kimler olabilir? Nasıl bir duygudur bu? Bir insan nasıl olur da başka insanların cesetlere basar ve bir de üstüne üstlük fotoğraf çeker? Bir insan nasıl olur da kesik bir başla poz verir? İnsan nasıl bir cesede tecavüz eder? Zaten cansız olan bir bedene neden işkencenin envai türünü yapar? Mesela neden kulaklarını keser, gözlerini çıkarır, kollarını kırar? Neden? Bilmez mi ki fotoğraflar ölümsüzdür?
Doğadaki hiçbir canlı türü, insan kadar kendi türüne zarar vermez. Bir kitle imha silahı yaratıp, bunu kendi türü üzerinde deneyen, sözde bilim adına değişik araştırmalar yapıp, kobay olarak kendi türünü veya başka canlı türlerini kullanan, bir savaşta onbinlerce insanın ve canlı türünün katledilmesine neden olan, orman yakan, başka canlılara tecavüz eden bir hayvan türü biliyor musunuz? Ben bilmiyorum. Doğadaki hiçbir hayvan, insanlar kadar ne gaddardır, ne katildir, ne de zararlıdır. En yırtıcı ve etçil hayvanlar dahi, kendi ihtiyaçları olan besini elde etmek için avlanırlar. Ama bir defada binlerce canlı avlayan ve istifleyen hele bir de bununla övünerek fotoğraf çeken bir hayvan yoktur. Bu nedenle de insanların olumsuz tüm yakıştırmalarda zavallı hayvanları hedeflemelerini her zaman haksız bulmuşumdur. Bu savaş, resmi açıklamalara göre 35 bin insanın yaşamına mal oldu. Kana susamış militarist ve faşist Türk devletinin anlı şanlı ordusunun icraatları, bu ölümlerin durmadan çoğalmasına neden oluyor. Ve bu ölümler, sadece yaşamlarını yitirenlerin değil, tüm toplumun hayatından birşeyler alıp götürüyor. Kaybedilen her hayat, kaybedilen barış umutları, birlikte yaşama duygusu, kardeşlik, dostluk ve daha birçok güzellik oluyor.
Kürtler ve barışsever dostları, savaşın son bulması, Kürt sorununun çözümü ve DTP’nin kapatılmaması talepleriyle yaptıkları eylemlerde, “Silahlar değil, sözler konuşsun” dediler. Ama gövdesine basılan her cenaze, diyalogun ve barışın yolunu kapatır. Gövdesine basılan her cenaze, yüzlerce Kürt gencinin dağlara çıkmasının yolunu açar. Söz, burada anlamını yitirir. Halklar arasına nifak ve nefret tohumları ekilir.
Sözlerin anlam yitimine uğramaması, gücünü yitirmemesi, ölümlerin kara gölgesinin halklarımızın üzerinden bir an önce gitmesi dileğiyle...
|
|