|
Bir 'bayramı' daha bitirdik. Bayram sürecini değerlendirmek gerekiyor. Maalesef bu bayramda da barış ve huzur temennileri dillerde, insanlığa dair umutlar yüreklerde kaldı. Bayram günü cezaevinde ki oğlu ile Kürtçe konuşmaya çalışan baba, dışarı çıkartıldı. DTP'li yöneticiler tutuklandı. Balıkesir'de yaşayan Kürtlerin ev ve işyerlerine hunharca saldırıldı, Sivas ve Maraş katliamlarını aratmayan olaylar yaşandı. Bayramda eylem yapmayacaklarını açıklayan gerillalara karşı, saldırılar yoğunlaştırıldı. TSK'nın saldırıları Türk medyasında geniş ilgi buldu ve sevinçle karşılandı. Açlık grevlerinde ki tutuklular ise kimsenin 'umrunda' dahi olmadı, kaderlerine terketildi.
Bir yerlerde birileri dövülüyor ve öldürülüyordu, ancak 'ötekiler' bu feryatlara kulaklarını tıkamışlardı. Önceki Kurban Bayramında olduğu gibi, bu Ramazan Bayramında da Kürtlerin payına gözyaşı ve hüzün düşmüştü. Bir yerlerde komşular, akrabalar ziyaretlere giderken, birilerinin ziyaretçisi polisler ve askerler oluyordu. Kurşunlara ve joplara yükledikleri armağan misyonuyla saldırıyorlardı kadın, çocuk demeden. Devlet, Kürtlerle bayramlaşmasını her zaman ki gibi yaptı ve kanlı hediyesini de taktim etti. Bayram süreci bu görüntülerle geçirildi.
Ancak Kürtleri, sıcak ve tehlikeli günler bekliyor. Sınırötesi harekatlara imkan tanıyan tezkere, meclis gündeminin ilk sırasında yer alıyor. Yaşar Büyükanıt'ın tüm denemelerine rağmen, 'tereyağından kıl çeker gibi' çekildiği, yani kaçtığı Kürdistan dağlarına bu sefer de çiçeği burnunda Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ gitmeye kararlı görünüyor. Aslında tezkerenin de resmi bir dayanağı yok, çünkü Türk uçakları hiçbir sıkıntı yaşamadan Güney Kürdistan'da ki Kürt köylerini bombalayabiliyor. Burada Güney Kürdistan yönetiminin etkisizliği de ayrı bir konu.
Türkiye'nin batı illerinde Kürtlere yönelik linç saldırılarının artması, yeni bir sınırötesi operasyon hazırlığı, aynı zamanda demokratik siyaset yapma uğraşısı veren DTP'nin hareket alanının daraltılması ve söz konusu kapatma davası, kısa vadede halklar arası diyaloğu uçurumun eşiğine getirecektir. Olası bir sınırötesi operasyon, zemini daha da istikrarsızlaştıracak ve diğer tüm etkenlerinde birleşimiyle büyük tehlikeler doğuracaktır. Görünüşe göre Türkiye bürokrasisinin de isteği ve çalışmaları bu doğrultudadır. Faşist egemen yöneticiler ve onların güdümünde ki vatandaşlar, Kürtleri üç farklı pozisyondan sıkıştırarak boğmak istiyorlar. Kürtlerin tüm tabakalarını imha etme uğraşısı içerisindeler. Şöyle ki;
Birinci kesim, siyaset ve mücadeleyle hiçbir ilişkisi olmayan sıradan Kürtler, faşist kesimlerin saldırısına uğruyor, salonlarda mahsur kalıyor ve birçok insan yaşamını yitiriyor. Bu da gösteriyor ki, Kürt olmak dahi hedef olmak için yeterli geliyor. İkinci kesim ise legal ve silahsız yöntemlerle Kürt halkının haklı taleplerini ortaya koyma çabası gösteren Demokratik Toplum Partisi gibi yasal siyasal parti çalışanlarıdır. Ancak günümüzde, üye ve yöneticileri inanılmaz baskılara maruz kalıyorlar. Yöneticilerden de ziyade partinin şu an itibariyle kapatılmakla yüz yüze kalması dahi herşeyi açıklıyor. Son kesimde meşru savunma konumunda olan Kürt gerillalarıdır. Zor yaşam koşullarına rağmen Kürdistan dağlarından, direniş bayrağını yükselten gerillalar da günlük bomba saldırıları altında direniyor. Kısacası Kürtlerin hangi tabakasına bakarsanız bakın, ağır yönelimlerin odağı olduklarını görürsünüz. Bir sınırötesi operasyon ve DTP'nin kapatılması, Kürtler cephesinde beklenmedik derecede sert bir tepkiyle karşılanacaktır. Kürtler barışa yeterince fırsat tanımalarına, çok bedel ödemelerine rağmen, yine de hedef olmaktan kurtulamadı.
|