Bu vahşet kokan kelimeler, Bolu Express adlı yerel bir gazetenin köşe yazarlarından birine ait. 2007’de HPG ile yaşanan bir çatışmada Bolu Komando Tugayı’na bağlı askerlerin öldürülmesi ardından, gazetedeki köşesinde “Türk, işte karşında düşmanın!” başlıklı bir yazı kaleme alan Işık Erşen adlı gazeteci, DTP milletvekillerinin, yöneticilerinin ve DTP’li belediye başkanlarının isimlerini tek tek sıralayarak, çatışmalarda hayatını kaybeden her güvenlik görevlisine karşılık; bir, hatta beş DTP’linin öldürülmesinin toplumun çoğunluğunun isteği haline geldiğini ve artık kangren olmuş uzuv veya uzuvların kesilip atılma zamanının gelip geçtiğini ifade etmişti.
Bu yazının yayımlanması ardından, DTP Diyarbakır Milletvekili ve Grup Başkan Vekili sayın Selahattin Demirtaş, avukatları aracılığıyla Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Buraya kadar, sorun yok. Sorun şu ki, savcılık soruşturma sonucunda yazıyı hukuka uygun bularak, davalı hakkında takipsizlik kararı verdi. Kararda, yazının düşünce özgürlüğü kapsamında olduğu vurgulandı. Farklı düşünceleri yansıttıkları için kapanan gazetelerin adlarını bile artık hatırlamanın mümkün olmadığı, farklı düşünceleri nedeniyle kapatılan partilerin mezarlığı haline gelmiş bu ülkede, ırkçılığa, katliama, kafatasçılığına davetiye çıkaran bir yazının, sözde adaleti oturtmakla hükümlü mercilerce meşru bulunması, bu tuhaflıklar ülkesinde pek şaşırtıcı olmasa gerek.
Türkiye burası. Alenen halkı suç işlemeye tahrik eden, açıkça infaza ve öldürmeye davet eden bir yazının yazarı hakkında dava açıldığı ve açılsa bile ceza verildiği hiç görülmüş müdür? Bu ülkede Şemdinli gibi bir olay ardından, deliller karartılarak, binlerin adalete teslim ettiği suçlular, ‘iyi çocuklar’ oldukları gerekçesiyle korunmuşlardır. Bu ülkede Hrant Dink gibi gazetecileri ve barışseverleri katledenler korunmaya alınmıştır. Bu ülkede Ergenekon gibi bir suç örgütünün en has adamları korunmaktadır. Bu ülkenin yargısı, kadıları namus ve töre adına katleden erkeklerle işbirliği yapmaktadır. Reva görülen tek şey ise, IRKÇILIK ve AYRIMCILIKTIR…
Bu ülkede Kürtler ve Ermeniler başta olmak üzere farklı halklara, kadınlara, resmi ideolojiden farklı düşünenlere, eşcinsellere, sünnilik dışındaki dini inanç sahiplerine ve diğer tüm farklılıklara karşı suç işlemek mübahtır. Ne yaman bir çelişki. Barışı, insan haklarını, kardeşliği ve sevgiyi savunanların, yayınlarında bunlara yer verenlerin seslerinin susturulduğu bir ortamda, ölme ve öldürmeye davetiye çıkaranların seslerine ses katılması ve buna dönük tüm icraatlarının reva görülmesi. Balıkesir’in Ayvalık İlçesi’ne bağlı Altınoluk Beldesi’nde birkaç gün önce yaşanan olaylar da bu zihniyetten bağımsız değildir. Burada savunmasız Kürtleri linç etme aşkıyla sokaklara dökülen gözüdönmüş güruhun ilham kaynağı, Türkiye’nin ırkçı ve ayrılıkçı yargısı, ordusu, siyaseti, medyası, kısacası devlet sistemidir.
Tamamen sağduyu ve hassasiyetten yoksun bir şekilde, Altınoluk’taki gözüdönmüş güruhun önünde yürüyenler içerisinde, MHP milletvekili bir zat ve belediye başkanı vardır. Bu kalabalığın yaşadığı acıdan dolayı bazı aşırılıklar yaşandığını, bu acı nedeniyle hoşgörülü yaklaştıklarını beyan eden bu kişiler, başkalarının acılarına neden tahammülkar yaklaşmıyorlar? “Çocuklarımız ölmesin, analar ağlamasın„ diye yollara dökülen acılı barış analarına neden aynı hoşgörü gösterilmemektedir? Fakirliğe isyanını dillendiren çiftçilere neden aynı tahammül gösterilmemektedir? Allı yeşilli elbiseler giyinip, bir karnaval havasıyla şarkılar söyleyip, ana diliyle eğitim talebinde bulunan çocuklara ve onların ailelerine neden aynı tahammül gösterilmemektedir?
Ergenekoncuların halkları birbirine düşürmek için yaptıkları provokasyonları hepimiz dehşetle izledik. Aynı amacı güdenler hala iş başındadır. Bu nedenle halkları birbirine kırdırmaya davetiye çıkaran bu mekanizmanın karşısında “Faşizme geçit yok!” diyecek ve gerçekten de geçit vermeyecek ortak bir iradeye ihtiyaç vardır.
|
|