| |
| Eklenme Tarihi: 8.10.2008 Saat: 02:06 |
|
|
Şemdinli’de başlayan savaş sonunda yine Şemdinli’de yaşanan son baskınla biteceğe benziyor! Bu çoğu kişiye ‘saçma‘ gelebilir, bazıları bu tespiti çok iddialı ve temelsiz de bulabilir ancak, kim ne derse desin bana göre, 15 Ağustos 1984’te Şemdinli (ve Eruh) baskınıyla başlayan ‚silahlı mücadele‘, 3 Ekim 2008 günü Şemdinli (Bezele) baskınıyla sona ermiştir.
Son baskın yıldan yıla küçülen ‚düşük yoğunluklu çatışma‘ zeminini tüketmiştir.
Bundan sonra olacak olan ya yaygın ve kanlı bir Türk- Kürt savaşıdır -ki, Türkiye’nin bunu göze alması mümkün değildir. Türkiye artık ‚topyekün savaş‘ lüksüne sahip değildir. Esasen bu gerekli de değildir. Ya da silahların tamamen susması ve sorunun siyasal zemine taşınmasıdır. Elimde kanıtım yok ama sezgilerim bana savaşın sona ereceğini söylüyor. Kaldı ki iç ve dış bütün göstergeler de buna işaret ediyor.
Her ne kadar Türkiye Parlamentosu bugün Irak Kürdistanı’na operasyonu öngören tezkerenin uzatılmasını kabul etse de, yarın toplanacak olan ‚terör zirvesinde‘ ordunun sınırı geçmesine, Barzani ve Talabani’nin ‚düşman‘ ilan edilmesine karar verilse de, Avrupa Birliği yolunda çıkarılan uyum yasalarından geri dönülse de, kısa erimde çatışmalar alevlense de, esas itibariyle 3 Ekim‘de savaş bitmiştir.
Bezele baskınıyla bu sürecin sonuna gelinmiştir.
Dediğim gibi çoğu insana ‚saçma‘ gelebilir, bazıları bu tespiti çok iddialı ve temelsiz bulabilir ama , dikkatle bakıldığında iç ve dış birçok gelişmenin savaşın sona ermekte olduğuna işaret ettiği görülecektedir.
Önce içerden başlayayım; Baskınla birlikte Türk halkı zaten zayıf olan ‚askeri çözüm‘ inancını tamemen yitirdi. Halk bu kez‚ezeceğiz, kökünü kazıyacağız‘ yalanlarına inanmadığını gösterdi. Ordunun derinleşen itibar kaybı, kamuoyunda inkara ve imhaya dayanan irrasyonel Türk siyasetine tepkiyi tetikledi.
Birçok çevre mevcut politikanın gözden geçirilmesini istedi. Halk ‘artık yeter’ dedi ve sesini yükseltti. Kürt sorunu çözülmeden PKK sorununun çözülemeyeceği çok net ifadelerle dillendirildi.
Kürtleri topyekün yok etmenin imkansızlığı sıkça dile getirildi. Çeyrek asırdır süren savaş sürecinde bir baskın sonrasında kamuoyu ilk defa savaşı körüklemenin önüne geçti. Toplumda zihniyet değişiminin yaşanmakta olduğu gözlendi.
Kürtlere gelince; Kürtler açısından savaş zaten uzun yıllar önce bitmişti. PKK lideri Öcalan daha Suriye’deyken savaşı bitirmenin arayışına girmişti. İmralı’da bunu hayata geçirmek istedi.
2 Ağustos 1999’da bu amaçla PKK’ye direktif verdi. PKK bunun üzerine savaşa son verdi ve güçlerini Irak Kürdistanı’na çekti.
Ne var ki,Türk ordusu savaşın sona ermesini istemedi. PKK savaştan vazgeçti ama ordu geçmedi. Sürekli operasyon düzenledi. PKK yalnızca geri çekilme sürecinde ordunun yaptığı operasyonlar sonucunda 500’e yakın gerillasını kaybetti. İçeriden ve dışardan yükselen tepkilere rağmen de bunu sineye çekti.
Yine Öcalan’ın çağrıları doğrultusunda adını ve stratejisini değiştirdi. 2 Ağustos 1999’dan 1 Haziran 2004’e kadar geçen sürede de sabırla sorunun çözümünü bekledi.
Fakat dediğim gibi ordu Türkiye’deki egemenliğini ve ayrıcalıklarını yitirmek istemediği için Kürt sorunun çözülmesine, Türkiye’nin gerçek manada demokratik hukuk devleti olmasına izin vermedi. Kürtleri ‘savaş kobayı’ olarak kullanarak iktidarını sürdürmek istedi.
Ama Irak’ın işgali birçok şeyle birlikte ordunun ‘sürekli savaş’ konseptini de yerlebir etti.
Bölgede dengeler değişti. Kürtler yükselişe geçti. Yaşanan gelişmeler PKK’yi de ister istemez harekete geçirdi.
PKK geri geldi. Ne ki aradan geçen sürede çok şey değişmişti. Artık ne Öcalan eski Öcalan, ne PKK eski PKK, ne de silahlı mücadele ‘Bağımsız Ve Birleşik Bir Kürdistan’ içindi. Kürtler değişmişti. Kimliklerinin kabul edilmesini ve demokratik iradelerine saygı gösterilmesini isteyen
Kürtler, Türkiye için artık bir tehdit unsuru değil, bir demokrasi dinamiğiydi.
Aradan geçen sürede Türkiye’nin Irak Kürtleri ve Amerika ile olan ilişkileri de kökten değişti. On yıl öncesi Barzani Türkiye ile işbirliği içindeydi bugün değil. Amerika stratejik müttefikti, o da artık değil. Buradan dış gelişmelere geçecek olursam; burada asıl önemli olan Türkiye ile ABD arasındaki 5 Kasım 2007 tarihli mutabakatın sonuç vermemesidir. Amerika, Türkiye’den önce ‚siyasal açılım‘ tahhüddü almış, daha sonra sınır ötesi operasyon izni vermişti. Türkiye verdiği sözlerin gereklerini yerine getirmedi. Kürt sorununa kalıcı ve köklü bir çözüm üretemedi. Aradan bir yıl geçti ancak kara ve hava harekatlarına rağmen PKK de tasfiye edilemedi. Edilemediği gibi aradan geçen sürede daha da güçlendi. Zap direnişiyle başlayan süreçte psikolojik üstünlük PKK’ye geçti. Bunu gören Amerika bir süre önce istihbarat akışını kesti. Bu bilinmeyen birşey değildi. Konuyla ilgili herkes bu gerçeği bilmekteydi. Türk yetkililer halka açıkça yalan söylüyorlar. Türkiye verdiği sözleri tutmadığı için Amerika anlık istihbaratı kesti. Iraklı Kürtler de Türkiye‘ye destek vermedi. Barzani, Türkiye’ye destek verebilmesi için öne sürdüğü Kürt sorununa kalıcı çözüm bulunması şartında ısrar etti. Türkiye’nin yeni Genelkurmay Başkanı Başbuğ ayağının tozuyla Barzani’nin bu tavrına tepki gösterdi ve ‚bize akıl vermeyi bırakın‘ dedi. Bezele baskınından sonra ise Türkiye yeniden Amerika ve Irak Kürtlerinden işbirliği yapmalarını istedi. 5 Kasım öncesi süreç adeta geri geldi. Türk ordusu yeniden Irak Kürdistanı’na girmek isteyecektir. Ancak girse bile bir öncekinden farklı bir sonuç elde edemeyecektir. Prestiji kurtarması için Amerika kendisine bir kez daha izin ve destek verse de sonuç değişmeyecektir. Oysa artık herkes ‚kesin sonuç, istiyor. Türkiye’de hemen herkes ABD ve Avrupa yerine Kürtlerle konuşulmasını, uzlaşma zemini sağlanmasını istiyor. Askeri- gerillasıyla kırka yakın insanın hayatını kaybettiği Şemdinli baskınıyla birlikte Türkiye kamuoyu da uzlaşmanın kapısını aralamış bulunuyor. Türkiye’nin siyasal önderliği basiretsiz, yeteneksiz ve sorumsuz da olsa, ordu içindeki savaş yanlıları etkinliklerini korusa da uzlaşma arayışı bundan böyle kendisini daha etkin hissetirecektir. Türkiye er veya geç Kürtlerle eşitlik ve özgürlük temelinde yeni bir ilişki kurmayı kabul edecektir. Ankara’nın derin kulislerinden ‚5 milyon kişinin‘ gözden çıkarıldığı haberleri gelse de, nesnel süreç Kürtleri Türkiye’nin stratejik partneri haline getirecektir.
|
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
| |
|