Şu Türkiye’nin ordusu da, siyasal iktidarı da, basını da, çok acayip vesselam. Bezelê (Aktütün) baskınının yaşandığı sıralarda, golf safası yapmakla meşgul Hava Kuvvetleri Komutanının büyük ayıbını ortaya çıkaran duyarlı(!) Türk basını, aynı gazetelerin sayfalarından pornografik yayınları aratmayan yayınlar yaparak erkek toplumu uyuşturadursunlar, aynı toplumun kadınlarına da formda kalmanın, güzel kalmanın sırlarını veredursunlar, bu erkek ve kadınlara birbirini elde etmenin ve avuçta tutmanın yollarını öğretedursunlar, bazı duyarlı gazetecilerin belirttiği gibi, bu ülke kanıyor. Bu ülkede çok ciddi bir ölüme gönderme ve öldürme aşkı var.
Bu aşkla yanıp tutuşan ordunun ve onun işbirlikçisi müminlerin bu coğrafyanın emekçi ve yoksul halklarının çocukları üzerinden yürüttükleri kanlı rant kavgası çok acımasızca sürüyor. Öyle ki artık en ordu’cu kalemler bile bazı şeyleri gizleyemiyorlar. Golfçü Paşa olayının basına yansımasının ardından Genelkurmay Başkanlığı resmi açıklama yaparak olayın gerçekle alakası olmadığını belirtti. Oysa ki bir gün önce sözkonusu Paşa, kendisine yönelik eleştirilere, “Ne yapacaktım, Aktütün’e ben mi gitseydim” diye yanıt vermişti. Ne tesadüf. Aktütün olayında paşa golf oynuyor, Dağlıca olayında tabur komutanı düğünde halay çekiyor. Hala zavallılık sınırlarındaki ana babalar da vatan millet edebiyatı peşindeler. Vatan sağolsun naraları atılıyor her tarafta.
Ben de Türk basınının yalancısıyım ama iddialara göre, Aydoğan Babaoğlu adlı bu golf aşığı paşa, baskını kastederek, “Haber anında bana ulaşmadı ama sonrasında başlatılan her harekatın emrini Ankara ile koordine ederek bizzat verdim” demiş. Antalya’dan verilen emirlerin uygulama düzeyi de ancak bu kadar olur. HPG basın irtibat bürosunun verdiği haberlere göre, etkili gerilla baskınının verdiği ağır zaiyattan sonra, bir de askerlerin bulunduğu mevziler havadan bombalanmış. Bu, biz Kürtlerin yabancısı olmadığı bir durum. İnsana zerre kadar değer vermeyen bu militarist zihniyet sahibi komutanlar, bu savaş boyunca birçok kez kendi savundukları karakol ve tepelere yönelik gerilla saldırılarında, HPG güçlerine kayıp verdirebilmek için, kendi askerlerini de kıllarını kıpırdatmadan öldürme emri vermişlerdir. Zavallı ve yoksul bir Anadolu çocuğunun öldürülmesi ve kaybının bunların gözünde hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Bu nedenle ucuzdur yaklaşımları. Bu nedendendir Ankara’daki meclis kürsülerinde oturup, savaş naraları atmaları ve ellerini başkalarının çocuklarının öldürülmesi kararına kaldırmaları. Kendi çocuklarını ve bilmem kaçıncı dereceden akrabalarını savaşın yaşandığı alanlardan uzak yerlere bile askere göndermeyip, çürük raporları çıkaranlar, tatil alanlarında golf zevki yaşayanlar savaş kararlarını alıyor, ölüm emirlerini veriyor.
Bu adamlar OHAL uygulamalarının geri dönmesi ihtiyacını ve daha geniş yetkilere sahip olma talebini dillendiriyor. Meclis tezkereler çıkarıyor, AKP, CHP ve MHP gibi siyasi partiler kürsülerden kan kusuyor, daha fazla kanın dökülmesine davetiye çıkarıyor. Birçok kesimin sorduğu gibi, gerçekten bu çare midir? Tabii ki hayır!
Sayın Öcalan’a yönelik uluslararası komplo on yılını geride bıraktı. Komplonun ilk aşamalarından bu yana tutturulan, “bittiler, kökleri kazındı, parçalandılar” teranelerinin ne kadar boş olduğu anlaşıldı. Bu propagandaların ayyuka çıktığı her dönemde gerilla eskisinden de profesyonel şok baskınlar yapıyor, gündüz gözüyle karakollara giriyor ve onlarca askeri öldürüyor.
Türk generalleri Medya Savunma Alanlarının hiç de BBG evleri gibi olmadığını, teknik olarak tüm bu alanları denetlemenin mümkün olmadığını itiraf ediyor. Bu nedenle savaşı uzatmada ısrar, daha fazla kan dökülmesinde ısrardan başka birşey değildir. Bunu sadece Kürtlerin dillendirmesi artık faydasızdır. Bu sese tüm Türkiye halklarının katılması gerekir. Aksi, ölüme gönderme ve öldürme felsefesinin işbirlikçisi olmaktır.
|
|