| |
| Eklenme Tarihi: 12.10.2008 Saat: 18:30 |
|
|
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un şiddet dolu açıklamaları, Terörle Mücadele Kurulu’nun aldığı savaş kararı, AKP hükümetinin sınırötesi operasyon tezkeresini bir yıl daha uzatması ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinde sürdürülen baskı ve işkence Kürtlerde büyük bir öfke ve tepkiye yol açmış bulunuyor. Bunu kadınından gencine, emekçisinden orta kesimine, aydınından siyasetçisine kadar her Kürt insanında gözlemek mümkündür. Söz konusu öfke ve tepki eylem yapan sokaktaki insanın gözlerinden okunuyor. Bunun dozajını en açık ve net bir şekilde Bezelê’deki gerilla direnişi gösteriyor.
Biz uzun süredir AKP’nin izlediği politikaların Türkiye’yi bir felaketin içine götürmekte olduğunu söylüyoruz. Bugün bu felaketin nasıl olduğu adım adım gerçekleşiyor. Dış güçlere dayanarak içteki iktidar mücadelesini Kürdü inkar ve imha politikası üzerinden yürütmenin Türkiye açısından ne tür felaketler yarattığı açıkça görülüyor. Milliyetçiliğe ve dinciliğe dayanarak Kürdü aldatmaya ve ezmeye çalışmanın şiddet dışında bir sonuç vermediği ortaya çıkıyor. Şimdi bazı çevreler, o da alçak bir sesle “Çanakkale’den bugüne nasıl gelindiğini” sorma gücüne ancak ulaşıyorlar. Evet, “Çanakkale’den bugüne nasıl gelindi? Kimler ve hangi zihniyet ve politikalar bunu yaptı?” Bu soruları sormak elbette lazım, ancak acaba bunun için çok geç kalınmadı mı?
Şimdi Bezele çatışması ardından bu sefer de Türkiye’den tepkiler yükseliyor. Şiddet şiddeti, tepki karşı tepkiyi besliyor. Hükümet ve Genelkurmaylık toplantı üstüne toplantı yapıyor. Parti başkanları sert açıklamalarda bulunuyor. ABD ve Irak’a “nota verildiği” söyleniyor. Türk savaş uçaklarının Kuzey Irak’a ne denli başarılı saldırılar yaptığından övgüyle söz ediliyor. Bir “PKK’yi kınama furyası” başlamış gidiyor. “ Şu da kınadı, bu da kınadı” diye basın-yayın organları her gün yeni isimler sıralıyor. Evet, şimdi Türkiye de PKK’yi ve terörü “kınamaktan daha kolay bir şey yoktur. Ancak bu kınamalar acaba ne sonuç veriyor? Biraz da bu soru temelinde düşünmek ve tartışmak gerekmiyor mu?
Bazı basın-yayın organları öyle gösteriyor ki sanki sağdan-soldan kınama sesleri yükselince sorun çözülüyor ve Türkiye kurtuluyor! Oysa bunun gerçekle bir alakası yoktur. Kınamaların büyük çoğunluğu timsahın gözyaşından başka bir şey değildir. ABD ve AB açıklamaları böyledir. Yine Talabani’nin açıklamaları böyledir. Türkiye içindeki birçok çevrenin açıklaması da benzerdir. Bunlar politik açıklamalardır ve Türkiye kamuoyunu etkilemeye dönüktür. Türkiye insanının artık bunu anlaması gerekiyor. Kınama bir yana bırakılsın, şiddetin durdurulması için ne yapılıyor? Kimin tutumu ve politikası neye hizmet ediyor? Peki, PKK’yi kınamak kolay da acaba PKK’yi ortaya ne çıkardı? PKK’yi kınayanlar Kürt sorununun çözümü, Kürt halkının demokratik hakları, Türkiye’nin barışa ve demokrasiye kavuşması için neler düşünüyor ve yapıyorlar. Olaylara bir de bu sorular çerçevesinde bakmak gerekiyor.
Örneğin ABD’nin tutumunu ele alalım: ABD’li yetkililer “PKK ortak düşmanımız” diyorlar ve bu temelde “PKK eylemlerini kınadıklarını” açıklıyorlar. Bezelê eylemi ardından aynı açıklamayı birkez daha yaptılar. Buna ek olarak “PKK’yi şiddet eylemlerine son vermeye ve silah bırakmaya çağırdıklarını” belirttiler. Peki, güzel de daha üç hafta önce ABD Genelkurmay Başkanı’nın Ankara’da yaptığı açıklamalar neydi? “PKK’ye karşı Türk ordusuna her türlü desteğin verileceğini” söyleyen kendisi değil miydi? Peki, bu durum şiddeti ve savaşı desteklemek, hatta tahrik etmek olmuyor mu? Bir yandan bunu yapanların, diğer yandan “PKK şiddetini kınamaların ve PKK’yi şiddeti bırakmaya çağırmaları” anormal bir tutum ve tutarsızlık, bir çelişki değil midir?
Eğer ABD gerçekten “PKK’nin şiddeti bırakmasını” istiyorsa, öncelikle aynı çağrıyı Türkiye yönetimine de yapması gerekmez mi? Türkiye yönetimine “PKK ortak düşmanımız, her türlü desteği vereceğiz” diyeceğine, “sen de şiddeti bırak ve Kürt sorununu demokratik siyasi yöntemlerle çöz” çağrısını yapması gerekmez mi? Eğer ABD, gerçekten PKK’yi “şiddeti bırakmaya çağırıyorsa, aynı zamanda Kürt sorununun siyasi çözümünü de gündemleştiremez mi? “PKK şiddeti” durduğu yerde değil Kürt sorununun varlığı ve çözümsüzlüğü nedeniyle vardır. Dolayısıyla yok olması da Kürt sorununun çözümüne bağlıdır. Bu gerçeği ABD yönetimi bilmiyor mu? Kuşkusuz çok iyi biliyor, ancak dikkat edilirse açıklama ve politikaları buna hizmet etmiyor. Aslında Kürt sorununun varlığı ve yaşanan çatışma üzerinden çıkar politikası yürütüyor. Yoksa ABD gerçekten PKK’nin şiddeti bırakmasını ve Kürt sorununun siyasi çözümünü istese, bunu en kısa zamanda yapacak güce sahiptir. Çünkü Türkiye’yi demokratik siyasi çözüme yöneltecek yegâne güç ABD’dir. ABD Türkiye’nin inkar ve imha politikasını desteklemese, Türkiye’yi PKK’ye karşı şiddete yöneltmese Kürt sorununun siyasi çözümünü gerçekten istese, bu sorun bir ayda çözüm yoluna girer. Kürt sorununun demokratik siyasi çözüm yoluna girmesi de Türkiye’deki şiddeti bitirir ve barışı yaratır. Her şey bu kadar açık ve nettir.
Demek ki Türkiye kamuoyunun artık gerçekleri doğru görmesi ve anlaması gerekiyor. Basit “kınama” oyunlarına aldanmadan onun altındaki çıkar ve savaş politikalarını bilmesi gerekiyor ve yüksek sesle “Türkiye’nin Çanakkale’den bugüne nasıl geldiğini kendine sorup, hiçbir öfke ve tepkiye kapılmadan bu soruya doğru yanıt verilmesi gerekiyor. Açık ki bir yerde hata yapılmıştır. Peki nerede? Açık ki birileri hata yapmıştır. Peki, kim? Türkiye’nin bu temelde kendini sorgulaması ve çözümü kendinden üretmesi lazım. Bundan doksan yıl önce Türklerle Kürtler Çanakkale’de birlikte savaşmadı mı? “Kurtuluş Savaşı’nda” birlikte hareket etmedi mi? Süleymaniye Miri Şeyh Mahmut Berzenci bile Türkiye’yle birleşmek istemiyor muydu? 1923-24’te Musul- Kerkük’te halk oylaması yapılsaydı Kürtlerin yüzde doksan beşi Türkiye’yle birleşmekten yana oy vermez miydi? Bunların hepsi birer tarihi gerçektir. Peki, şimdi durum nedir? Neredeyse Türkiye’den yana yüzde beş Kürt kalmamış. Ek olarak Kürtler Türkiye’nin inkar ve imha politikalarına karşı savaşıyorlar, direniyorlar. Peki bu duruma gelinmesinden kim sorumlu! Kürtler mi, yoksa dış güçlerle ittifak yaparak Kürdü inkar ve imha sürecine alan Türkiye gericiliği ve despotizmi mi!
Her türlü tepkiden uzak ve şapkayı öne eğerek bu gerçekleri derinden düşünmenin vakti çoktan geldi ve de geçiyor bile!..
|
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
| |
|