|
“Baskı yapan devletler kaplanlardan daha korkunçtur.” (Konfüçyüs)
Konfüçyüs’ün dediği gibi, baskı yapan devletler kaplanlardan daha korkunçtur. Ve baskı altına aldıkları zümrenin de gazabına uğrayacaklardır. Türk devleti de zulüm ettiği Kürtlerin gazabına uğramıştır.
Bildiğimiz gibi PKK silahlı mücadelesini Eruh ve Şemdinli’de başlattı. Ya da Kürt’ün makûs talihine Şemdinli ve Eruh’ta kurşun sıkıldı. O günden bugüne kadar çok şey değişti. Kürtler adeta bir Rönesans dönemi yaşadılar. Herkesin yüreğine özgürlük aşkı ekildi. Kolay olmadı tabii. Ülke toprakları kanla yıkandı. Varılan sonuç istediğimiz seviyede olmasa da, mücadelenin mutlaka hedefine ulaşacağını açık ve net bir şekilde görebiliyoruz. Bezelê karakoluna yapılan baskın kurtuluşun emarelerini veriyor.
Şüphesiz gönül ister ki hiç kimsenin burnu kanamadan demokratik bir ülke için omuz omuza verelim. Ama olmuyor. PKK’nin defalarca ateşkes ilan etmesine rağmen, hatta gerillanın Türkiye topraklarının dışına çekilmesine rağmen, Türk ordusu saldırılarına aralıksız devam etmiştir. Çünkü savaş biterse Türk ordusu mutlak hâkimiyetini yitirecektir. Başlatılan barış süreci Türk ordusunun işine yaramıyordu. Komutanlar için önemli olan iktidarlarıdır. Gencecik insanların ölmeleri zerre kadar onları ilgilendirmiyor.
PKK yüzlerce militanını yitirdi ateşkes sürecinde. Barış süreci başlatılmıştı. Ve barış sürecini baltalayan Türk ordusudur. Sivil faşistlerini devreye sokarak insanları sokak ortalarında linç ettiler. Küçücük çocukları öldürdüler. Yine gerilla cenazeleri paramparça edildi. Gerillaya yönelik yapılan operasyonlar daha da fazlalaştırıldı. Kısacası topyekûn imha siyasetinden taviz verilmedi.
Hükümetin tavrını belirtmeme gerek yok. Çünkü AKP bir tüccarlar teşkilatıdır. Çıkarları için satamayacakları bir değer yoktur. Oldukça yıpranan din maskesini kaldırdığımız zaman altında faşist yüzleri çıkacaktır.
Silahlı mücadele daha da güçlenerek devam edecek gibi görünüyor. Eskisinden daha katmerli olacağı da kesin. PKK tarihinde ilk defa gündüz bir eylem gerçekleştirdi. Hem de hasımlarına çok büyük zayiatlar verdirerek. Bu eylem öyle sıradan sayılabilecek bir eylem değil. Psikolojik etkisi olan, daha önce de imajı sarsılan ordunun imajını daha da altlara çekebilecek bir etkiye sahip. Dağlıca karakol baskını ve Zap Direnişi’yle başlayan Türk ordusunun baş aşağı gidişi daha da hızlandırılmıştır. Türk basının kasap entelektüeli İlker Başbuğ’un eylemden sonra saklanması da bunu gösteriyor. Darbe aldılar. Halka hesap verecekleri günlerin yakın olduğunu anlamış durumdalar.
Türk askerinin morali darmadağın olmuş bir durumda. Gerilla psikolojik üstünlüğü çoktan beri ele geçirdi. Ve bu eylem bir ilki daha başardı. Türk basını tarihinde görülmemiş bir şekilde eleştirel yaklaştı. Yeterli derecede Türk ordusuna yüklenilmedi doğru, ama bu bir ilk. Yalanlarına daha devam etmelerine rağmen böylesi bir yaklaşımı önemsemek gerek. Biraz önce de dediğimiz gibi, çok cılız da olsa ilk defa seslerini yükseltmeye çalıştılar. Açıkçası böylesi bir tepki de beklenmiyordu. Çünkü yıllardır Türk medyası savaş kışkırtıcılığı yaptı. Askerlerin bir dediğini iki yapmadılar. Yalan yanlış haber ve yazılar yazarak hep ordunun yanında olduklarını gösterdiler. Irkçılığı geliştirdiler. Peki, neden Türk medyası bu noktaya geldi? Çünkü ülkeyi bu hale getiren ordunun uygulamaya çalıştığı tekçilik siyaseti iflas etmiştir. Ordu kışlaya çekilmediği sürece de totaliter sistemden ısrar edecektir bu da Türkiye’nin sonu demektir. Medyayı kaygılandıran durum, ülkenin yeni gelişmelere gebe olmasıdır.
Bezelê karakol baskınıyla birlikte birçok şeyin değişeceğine inanıyorum. Olumlu veya olumsuz birçok şeyin iç içe gelişeceği de kesindir. Baskılar da artacaktır. Yalnız şunu da unutmayalım: Türk devletinin ordusu yenilmek zorunda. Türk halkından sesler yükseldikçe ordu çocukları öldürmekten vazgeçecektir. İnsanların ölmediği, baskının olmadığı, Kürt kültürü ve kimliğinin kabul edildiği demokratik bir ülke de askeri diktatörlüğün siyasette yeri olamaz. Türk ordusunu kaygılandıran da budur işte. Bu kaygı da ülkeyi yıkıma götürebilir.
Bezelê karakolunda aldıkları darbenin acısıyla halka yönelik baskının dozajını artırabilirler. Baskının dozajı yükseldikçe de direnişler de yükselecektir. Baş aşağı gidiş daha da hızlanacaktır. Baskılı, zora dayalı sistemler de yıkılmaya yargılıdır.
Bu savaş daha bir sürü insanımızın ölümüne sebep olabilir. Ama eni sonu bu savaşta kazançlı çıkacak olan da Anadolu ve Mezopotamya halklarıdır. Kaybedecek olan ise her taşın altında çıkan, boğazına kadar pisliğe batmış olan Türk ordusudur. |