|
Aslında bu hafta Konda‘nın yaptığı yerel seçim anketini yazacaktım. Bundan bir ay kadar önce bana ulaşan bir bilgiye göre Tarhan Erdem‘in seçim sonuçlarını isabetle tahmin eden şirketi Konda, AKP için Kürdistan’da yerel seçim anketi yapmış ancak sonuçlarını yayınlamamıştı.
Anket çalışmasında görev alan demokrat bir Kürd‘ün verdiği bilgiye göre, DTP Diyarbakır’da yüzde 70, Van, Batman ve Siirt’te yüzde 55 ile 60 oranında oy alıyor, AKP çoğu ilde tepe taklak olmuş, gidiyor.
Önceki gün Vatan gazetesine konuşan Tarhan Erdem de bunu itiraf ediyor. Erdem, ‘‘AKP’nin genel seçimlerde Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da aldığı oy düşecek, 22 Temmuz’daki tablo bozulacak, DTP’nin Güneydoğu’daki oylarında bariz bir çoğalma olacak‘‘ diyor.
Konu önemli ancak, savaş meselesi ondan daha önemli. Bu nedenle yerel seçim konusunu erteliyor, savaşın gidişatına ilişkin olarak geçen hafta kaldığım yerden devam ediyorum.
Geçen hafta yazdığım Savaş bitti, bitiyor başlıklı yazıma epey tepki aldım. Türk ve Kürt okurlardan gelen tepkileri iki başlık altında toplamak mümkün. Türk okurlar çoğu zaman olduğu gibi yine tehdit ve küfür ediyorlar. Kürtlerse savaşın bitmesini istiyor ancak buna inanmıyorlar. Hatta bazıları ‘savaş daha yeni başlıyor’ diyor ve savaşın şiddetlenerek yaygınlaşacağını iddia ediyor.
Ne var ki geçen yazımda belirttiğim gibi savaşın daha fazla süreceğine inanmıyorum. Kürt sorununun çözümü zaman alsa da, yakın erimde çatışmalı ortamın sona ereceğini düşünüyorum. Bana göre Türkiye bu saatten sonra savaşı daha fazla devam ettirmez. Ettirmez çünkü;
1) İçeride gerginlik tehlikeli biçimde yükselmiştir. Bundan bir adım sonrası artık ‘iç savaş’ demektir.
Türkiye’de bugün Kürt, Türk için ‘öteki’ haline gelmiştir. Cumhuriyet’le başlayan ‘Türkleştirme’ politikası Kürt halkının direnişi sonucu iflas etmiştir. Cumhuriyeti kuran ordu bundan birkaç yıl önce Kürtleri ‘sözde vatandaş’ ilan ederek bu iflası kabul de etmiştir.
Bugün artık Kürtlerin Türk olmayı kabul edecekleri ve yeniden ‘biz’ olacakları kimseye inandırıcı gelmemektedir.
Buna karşın da Türkiye ordusu, siyaseti, üniversiteleri ve medyasıyla Kürt kimliğinin de Türk kimliği kadar saygın, Kürt halkının da Türk halkı kadar onurlu ve yaşamayı hak eden bir halk olduğunu kabul etmemektedir.
Kürtlerin varlığına ve haklarına riayet etmeyi düşünmemektedir.
Egemen bakış açısı hala ‘Türk olmayanı yok etmek’tir. Devletin derinliğindeki hesap Kürtleri ya asimile etmek, ya da ‘yok’ etmektir. Fakat içeride olduğu gibi uluslararası alanda da şartlar buna müsait değildir.
2) Bu koşullarda başlayacak olan Kürtleri ‘ yok etme’ girişimi Türkiye için de ‘felaket’anlamına gelecektir. Türkiye’nin ‘topyekün savaş’ startı vermesiyle ülke kan gölüne dönecek, Türk ve Kürt halkı birbirini tüketecektir. Tarihin şahit olduğu en kanlı ayrışma bu topraklarda gerçekleşecektir.
Ancak devletin derinlerindeki ırkçılar bu seçeneği yana yakıla gündeme getirseler ve ‘çözüm felakettedir’ deseler bile Türkiye- bu aşamada- bu adımı atmak istemeyecektir.
3)Türk devleti ‘topyekün savaş’ adımını atmak istemeyecektir çünkü, bugün artık Kürt sorunu uluslararasılaşmış ve küresel güçlerin bölgesel hedeflerinin bir parçası haline gelmiştir. Bu nedenle böylesi bir adım Türkiye’yi yalnız Kürtlerle değil, Kürtler üzerinden hesap yapan küresel güçlerle de karşı karşıya getirecektir.
Dolayısıyla Türkiye meselenin böylesi bir aşamaya; geri dönülmesi mümkün olmayan bir noktaya taşınmasını istemeyecektir. Buna izin vermeyecektir.
4) Aksine Türkiye çözümü küresel güç odaklarıyla birlikte hareket ederek bulmanın arayışına girecektir. Kerkük pazarlığının ortaya çıkardığı gibi Türkiye’ye yakınlaşmanın karşılığı da verilecektir. Türkiye ancak bu sayede Kürt ve Kürdistan konusunda kaybettiği inisiyatifi geri alabilecektir.
İç ve dış gelişmeler Türkiye’yi yeniden Amerika’yla birlikte hareket etmeye mecbur etmiştir. Her ne kadar Türkiye ile Amerika arasındaki yaklaşım farklılıkları tam olarak giderilememişse de belli bir uzlaşma zemini yakalanmıştır.
Amerika, BOP desteği karşılığında Kürtleri Türkiye’ye devredebileceğinin işaretlerini vermiştir.
Türk Genelkurmay Başkanı Başbuğ, ‘Amerika’yla ilişkilerimiz mükemmeldir’ derken bunu kastetmiştir.
Amerika’nın Kürtleri Türkiye’ye devretmek istemesinin birçok nedeni vardır ancak bence en önemli neden Kürt yönetiminin zaafiyetidir.
Aradan geçen on yıllık süreçte Kürt yönetimi kendisinden beklenen performansı gösterememiştir. Çağdaş bir sistemi hayata geçiremediği gibi demokratik dinamiklerin ortaya çıkmasının da önüne geçmiştir.
Bu durum Türkiye’nin avantajı haline gelmiştir.
Bu gelişme sebebiyledir ki Türkiye Kürtlerinin geleceğinde söz sahibi edilmek istenmektedir. Bu süreç Mesud Barzani’yle yapılan resmi görüşmelerin ardından derinleşebilir. Anlaşıldığı kadarıyla Özal’dan miras kalan bölgenin Türkiye’ye entegre edilmesi projesi yeniden devrededir.
Kürt egemenleri de kendi çıkarlarını korumanın yolunu Türkiye’nin himayesine girmekte görmektedir. Barzani’yle yapılacak olan görüşmeler PKK eksenli de olsa, asıl amaç bölgenin geleceğidir.
Dediğim gibi Türkiye bu konuda inisiyatifi ele geçirmektedir. Bunu daha güçlendirmesi için de içeride -ister istemez- yeni düzenlemelere gidecektir. Bazı adımlar atacak, geçen yıl verdiği ‚açılım taahhüdü‘‘ sözünün gereklerini yerine getirecektir.
Türkiye kendi Kürtlerini asimile etmekten vazgeçmese de, önceliği sorunu yumuşatmaya, zaman kazanmaya verecektir. Bu da savaşın bitmesi, sorunun siyasal zemine taşınmasını beraberinde getirecektir.
Elbette bu süreç inişli-çıkışlı, çatışmalı- tartışmalı gelişecek ancak sonunda bu noktaya gelinecektir. |