|
Özgürlük mücadelesine damgasını vuranların, ilklerimizin insanlık uğruna efsaneleştirdiği direniş geleneğimize iz bırakan bir döneme dönelim, dönelim ve bu günümüze bizi getiren bu dalganın neresinde olduğumuzu bir kez daha hatırlatalım kendimize...
Kürt halkı olarak tarihten bu yana varlığımız uğruna verdiğimiz mücadelelerin her birisinin farklı farklı anlamı olmuştur. Ancak tarihin derinliklerine gömülmek istenilen kimliğimizi en fazla yeryüzüne yeniden çıkarmayı başaranın, Önderimiz Abdullah Öcalan öncülüğünde gelişen Kürt ulusal özgürlük mücadelesi olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz.
O dönemler sol hareketlerin en fazla zirveye çıktığı dönemler olduğu gibi, buna karşı egemenlerin en hunharca saldırılarını arttırdıkları yıllar olmuştur. İnkarın ve imhanın insanların her bir hücresine sindirilmeye çalışıldığı o günlerde teslimiyete karşı adım adım ilerleyen devrimin ayak sesleri gürleşmeye başlamıştı...
Yaşama yaşam demek için her türlü kavramın tükendiği o devirde onu anlamlandırmaya and içenlerin, onları tek yürek yapanların günümüzde destanlaşan bu iki söz; ‘yaşamak direnmektir’ Diyarbakır zindanında kulaktan kulağa fısıldanmaya başladı...
Bu sözler insanı insan yapan iradenin dirilişini ifade etmekteydi. Söz ve söylemden öte devrime kendini feda edenlerin yaşama olan tutkusunun bir felsefesiydi. Yaşama değer verenlerin onu besleyen, insanlığa olan verilmiş sözleriydi bunlar. İlklerimiz... Belleğimizden asla silinmeyecek olan öncülerimiz...
Bir devrim, insanın kendi içinde gerçekleştirdiği devrim ile anlam kazanır. Bir devrimci yaşama ve onu çevreleyen her türlü varlığa karşı sorumluluğu, emeği ve fedakarlığı ile tanımlanır. Mehmet Hayri Durmuş, Kemal Pir, Ali Çiçek ve Akif Yılmaz yoldaşların 14 Temmuz direnişleri yaşamı uğruna ölecek kadar sevilebileceğinin bir sembolü olmuştur. Ölüm orucu direnişi özünde yaşama bağlılığın ta kendisi idi. Yok edilmeye karşı bir varlık mücadelesiydi... Bu arkadaşların duruşları daima takip edilmesi gereken bir kılavuzdur... Kendisinden önce başkalarını düşünmesini öğrenmenin bilincine kavuşmanın adı... Kendi acısını insanlığın kanayan yarasının içinde görmek ve onu geliştirenlere karşı iradesini güçlendirerek savaşmayı bilmekti onlarınkisi...
Bir devrim ya da devrimci olmak bize miras bırakılan değerlerin sözcülüğünü yapmak ile bitmiyor, sloganlar atarak bitmiyor... Devrimcilik her şeyden önce bir yaşam tarzıdır. Devrim gelişimin sürekliliği, yaratma ve yaratılanları paylaşma yeteneğidir. İnsan olabilmenin onurunu bilmek ve ona layık bir seyir izlemektir. Yalnızlığa ve ruhsuz bir dünyaya mahkum edilmek istenilen insanlar topluluğu içerisinde bir kıvılcım olmaktır. Devrimcilik gerçekten yaşamı sevebilmek ve sevdirebilmektir. En kötü anlar ve durumlarda duruşu ile güven verebilmek, yarınlara umut olabilmektir... Özcesi, devrimcilik soyut bir kavramdan öte anlamlı bir yaşamın gerçekleşmesidir. İlklerimizin izi yüreklerimizde dövme iken, üzerindeki yayılmak istenilen sisleri kaybettirmek bizim elimizdedir...
Devrimin evrenselliğine inanmak insanlığın öz değerlerine, köklerine yeniden kavuşabilmenin yoludur... Peki bizler bunların neresindeyiz? Öğrenelim... Hayat en iyi öğretmenidir insanın. Yaşamın öğretisi ise tarihte gizlidir... Hatırlayalım her zaman için...
‘Kazanılacak özgür bir dünya, kazanılacak özgür bir yaşam var.’ Önder APO.
Berfîn Dilav |