Günay Aslan
Günay AslanAvrupa’nın PKK raporu
Rotînda Yetkîner
Rotînda YetkînerPKK her Kürt için kimliktir, namustur, onurdur.
Mehmet Sögüt
Mehmet SögütYaşarken Roza olabilmek!
Ahmed Aktaş
Ahmed AktaşEz 32 salî me!
Kakşar Oremar
Kakşar OremarLi Îranê Binpêkirina Mafê Mirovan berdewame...
Cemil Bayık
Cemil BayıkRonahiya hêviyê gihiştiye hemû mirovahiyê
Özgür BİLGE
Özgür BİLGE"UTANIRDIK KÜRTLÜKTEN"
Selahattin Erdem
Selahattin Erdemİmralı gerçeği
Ahmet Dere
Ahmet DereHilbijartinên herêmî û kurdên li Ewropayê
Songül Beyazgül
Songül BeyazgülBir ömür: 30 YIL
Erkan Kobanlı
Erkan KobanlıÖcalan karşıtları ne yaparlar!
Mahmut Aslan
Mahmut AslanKürt halkının değerlerine saygı gösterilmelidir!
Teman Dep
Teman DepVeli Küçük-Veli Göçer
Cemo Devrim
Cemo DevrimAteşler içinde Kürdistan
Mihemed ORHAN
Mihemed ORHANMizgêniya Sedsalê
Serbest Rêzan
Serbest RêzanKî Dibêje Başûr bê Deng e?
Mizgîn Bîngol
Mizgîn BîngolCîhan, Obama û tirk
Kasım ENGİN
Kasım ENGİNOmurgasız Bir Kişilik, Mukallit Erdoğan
Fırat Penaber
Fırat PenaberŞiirlerim kadar eski/ kalbim kadar yenisin
Mîr Qasimlo
Mîr QasimloAlastina rastiyên veṣartî (1)
Nurhak Erdal
Nurhak ErdalİKİNCİ 5 KASIM DÖNEMİ
Konuk Yazarlar
Konuk YazarlarDawî nêz dibe, dijmin hartir dibe
Hozan Dîno
Hozan DînoKÜRT MÜZİĞİNİN TARİHSEL DİRENİŞİ
Abdullah Öcalan
Abdullah ÖcalanEn Etkili Birey Herkese Bir Şeyler Verendir
SONGÜL BEYAZGÜL
 SONGÜL BEYAZGÜL ‘Her şehit için bir DTP’li öldürülmeli’
Mahir Deniz
Mahir DenizFELSEFEYE GİRİŞ -17-
Hemîd DILBIHAR
Hemîd DILBIHARŞEVA ÇÛYÎ
Ömer Dilsoz
Ömer DilsozHer însan siwarê hêviyên xwe ye
Ülkem Zeremya
Ülkem ZeremyaEBEDİ KOMUTAN’A
Siyamed Sipan Uğurlu
Siyamed Sipan UğurluNobedarên Azadiyê
Ömer Yüce
Ömer YüceAvusturya’nın Graz kentinde Amara Gençlik Festivali heyecanı başladı.
Halil Uysal
Halil UysalEylül…
Hayri Cewlik
Hayri CewlikBir Newrozun Anlattıkları
RC TEC
RC TECBu Haftaki Oyunumuz : Icindeki Dj
Berfîn Dilav
Berfîn DilavYüreğin Aydın yaşamın Yılmaz dı senin
Umut Özgür
Umut ÖzgürGÜNEŞİN GERÇEK SAHİPLERİ
Sedat İnci
Sedat İnciDağlara nakış ettik izlerimizi
Mehmet Mekin Yıkın
Mehmet Mekin YıkınKürt basını üzerine bir kaç söz
Zana-Qenco
Zana-QencoOPERASYON ve GELİŞMELER
Polat Can
Polat CanGERYANEK DI CÎHANA WÊJEYA NÛJEN YA KURDÎ DE
JÊHAT BÊRTÎ
JÊHAT BÊRTÎAnlatılması zor anlar
Rızgar Azad
Rızgar AzadŞaşırmayın; yanlış yapmayın!
İbrahim Güney
İbrahim GüneyEy TC! Senin gücün Kenan Güzel'e yetebilir mi?
Mehmet Alagöz
Mehmet AlagözUluslaşma ve Sanat
Firaz Baran
Firaz BaranBüyükanıt'ın yaptıkları
Hevîdar Munzur
Hevîdar MunzurTîrêjên Roja me îro ji herdemê geştirin
Argeş Arjin
Argeş ArjinGençlik eyleme, zafere....
Remzi Zilan
Remzi ZilanÖzgürlüğün Dili: ÇIĞLIK !!!
Cudi Arif
Cudi ArifÖzlemin patikalarında

 
Bêrîtan Filminin çekimide bir filmdir.



Yazar Adı: JÊHAT BÊRTÎ


Yazarın Tüm Yazıları

Eklenme Tarihi: 10.10.2006 Saat: 20:28

JÊHAT BÊRTÎ
Bêrîtan Filminin çekimide bir filmdir.

Gece ve ay var. Boğucu bir sessizlik. Bitirici. Yaratıcı. Hüzün verici. Tebessüme ve umuda bulaşmış bir hüzün. Tedirgin edici. Gerilmiş bir sessizlik. Ayın gölgesine saklanmış koca yıldızların pırıl pırıl, gürül gürül sessizliği. Ay, yıldızların üstünü örtmüş. Gökyüzü, ezeli zamanların erozyonunda toza bulanmış. Işık tozu. Işığın kaynağı yıldızlar, gökyüzünde aşınan toprağın altında gülümseyen mayınlar gibi duruyor. Aya bakıyorum. Gözümü aydan kaçırsam hangi yıldıza değse, o yıldız yüreğimde patlayacak sanıyorum. Yüreğim patlayan yıldızdan geriye kalan kara deliğin çekiminde darmadağın olacak. Yok olacak. Hiç olacak sanıyorum. Gökyüzü mayın tarlası. Ay, halesiyle dikenli teller içindeki bir güzel kadın. Ne zaman aya baksam, gözümü oradan kaçırdığımda karsılaşacağım ilk şeye aşık olacağım hissine kapılıyorum. Gözlerimin takılı kaldığı ay, bir kurtarıcı. Kör eden bir kurtarıcı. Biliyorum, gözlerimi aydan kaçırsam gördüğüm ilk pırıltıya, ilk karartıya, ilk kıpırtıya vurulacağım. Aşık olacağım. Yani, dipsiz, sonsuz, sınırsız bir güzelliğin çekimine kapılıp bütün kütleni yitireceğim. Bütün hücrelerime atomlarıma dek paramparça olacağım. Salt ben olacağım. aydan kaçırırsam gözlerimi, bir mayın tarlasındaki ‘ben’imi bulacağım. Doludizgin mayınların üstüne süreceğim yüreğimi. İlk mayında salt yürek olacağım. Biliyorum. Ay beni doğurur. Beni emzirir. Beni benden kaçırır. Beni ışığa boğar. Sessizliğe….
Gece ve ay var. Her yer, her şey ölüm ötesi bir sessizlik içinde. Sessizliğin bile sesi kısılmış. Sessizlik kendi gölgesinden kaçmış sanki. Sessizlik bütün kütlesini yitirmiş. Ay ışığında sessizlik, sadece gölgesiyle var. Bir karınca yürüse, yıldızlar patlayacak. Her şey karıncaların adım sessizliğine gömülmüş. Rüzgâr var. Sessiz. Cırcırböcekleri sessiz konserler veriyor. gecede yolunu kaybetmiş bir kelebeğin kanat çırpınışları sessiz fırtınaların ilk esintisini yaratıyor. Ve sessizliğin içinden sessizliği bile sessizleştiren bir ıslık. Tanıdık bir melodi. Sessizliğin coğrafyasında bütün çığlıkların içinde boğulduğu bir melodinin ıslığı. Bir aya bakıyorum, bir daha bakıyorum. Sessizliğin içindeki o kulakları sağır eden sessizlik gözlerime hükmünü kabul ettiriyor. Önce aya kilitli gözlerimi yumuyorum. Usulca başımı öne eğiyorum. Bir kayalığın arkasında mevzideyim. Aydan indirdiğim başımı, önümdeki taşa dayıyorum. Birazdan kıyamet kopacak. Biliyorum.
Gece ve ay var. Dağ zamanlarımın en çok görmeyi istediğim ve en çok kaçındığım, korktuğum anı geldi. Gözlerimi yavaşça açıyorum. Önce toprağa bakıyorum. Sonra, yavaşça kafamı kaldırıp önümdeki taşa. Orada yavaş yavaş ucu omzuma batan dikenli telin projektör ışıklarıyla aydınlanmış kısmına bakıyorum. Işığın karanlıkla buluştuğu yerden bir karartı usul usul dikenli tellere yaklaşıyor. Işık önce yerde sürünen parıltının göz aklarında parıldıyor. Bu parıltı bir yıldız parlaması. Gözlerim kamaşıyor. Patlayan ışık giderek yaklaşıyor. Bütün zaman duruyor. Her şey donuyor. Karanlığın içinde bir çift gözün parıltısında bir ışık fırtınası karanlığın içindeki sessizlik yerini ışığın oldurucu sessizliğine bırakıyor. Bir çift göz dikenli tellere doğru yavaş yavaş akıyor. Gözlerdeki ışık, projektörün ışığıyla buluştukça gözlerin etrafında masal ormanlarını andıran kapkara birbirine girmiş kılları görüyorum. Giderek kirli bir burun, gergin bir çift dudak. Dudakların arasında çeliğin parıltısı, hançer parıltısı. Isırılmış bir kasatura. Bir baş. Arkasından sürüklenen bir gövde. Tanıyorum. Yüzünde sakalıyla bir heyula gibi, dikenli tellere sürünen bizim Rêzan. Işıkların en yoğun olduğu mayınlı tarlada sürünerek asker mevziilerine doğru yaklaşıyor. Üst kayalıklarda mevzilenen askerlerin nöbetçisi ıslık çalıyor. Melodi tanıdık. ‘Türkiye’m’ şarkısının melodisi. Bir subay gece karanlığına doğru küfürler savuruyor. Rêzan birden duruyor. Dişlerinin arasında tuttuğu kasaturayı yavaşça sol eline alıyor. Sağ eliyle önce toprağı okşar gibi kontrol ediyor daha sonra, kasaturasıyla önündeki toprağı eşeliyor. Hızlı ama, sakin. Birden elindeki kasatura toprağa saplı donup kalıyor. Derin bir nefes alıyor. Sonra yavaşça elleriyle toprağı eşeliyor. Toprağın içinden bir mayının şekli beliriyor. Asker ıslık çalmaya devam ediyor. Subay küfre. Dikenli telleri aydınlatan projektör Rêzan`ı gösteriyor. Rêzan bir tarafta mayını çıkarmaya çalışırken, diğer taraftan arkasından kendisine doğru sürünen gerillalara işaretlerle beklemelerini söylüyor. Mayını çıkarıp bir kenara koyuyor, arkasındakilere işaret ediyor, Bêrîtan uçları çatal bir çift çubukla sürünerek yanına geliyor. Rêzan çubukları alıyor, dikenli telleri yukarı kaldırıyor, çatallarla bir insanın altından geçebileceği yükseklikte sabitliyor. Sonra ardından sürünerek gelen gerillalara el işaretleriyle gelmelerini söylüyor. Rêzan`ın kaldırdığı tellerin ardından önce Bêrîtan geçiyor, sonra da diğerleri. Asker mevzilerinin altına kadar sürünüyorlar.
Gece ve ay var. Dağda ilk defa bir çatışmaya tanık olacağım. Büyük bir sessizlik içinde gerçekleştirilen sızmanın ardından herkes yerini alıyor. Ve sessizlik, bir ateş topu eşliğinde B-7 roketinin tam karşımdaki mevziiye çarpmasıyla yerini mahşere bırakıyor. Sonrası anlatılacak gibi değil. Binlerce mermi ay ışığında sönükleşen yıldızlara karışıyor. Bomba sesleri, slogan sesleri, çığlıklar, barut kokusu her tarafı sarıyor. Mermi sesleri içinde doçkanın sesi, bazen hepsini bastırıyor. Gerillaların sloganlarına asker çığlıkları karışıyor. Onlarca mayın ve bomba patlıyor. Binlerce mermi. Ben arkasına saklandığım kayaya iyice yapışıp adres sormayan mermilerden ve bomba parçalarından korunmaya çalışıyorum. Sessizliğin yerini alan bu kıyamet gürültüsü nedendir bilmiyorum, ben de bir huzur yaratıyor. O bekleyiş gerginliği, o ölüm sessizliği yerini sese bırakıyor. Sessizliğin ölümü egemen kılan boğuculuğunun yerini, yaşamın ifadesi olan hareket ve ses alıyor. Ses huzur veriyor. Çatışma bütün yoğunluğuyla devam ederken ben, izliyorum. Arkasında gizlendiğim kaya çatışmaya en fazla otuz-kırk metre uzak. Kafamın üzerinden vızır vızır geçen mermiler, yanı başımda patlayan bombalar, sloganlar ve çığlıklar bir savaş, bir çatışma. Hiç bitmeyecekmiş gibi devam eden gürültü giderek azalıyor. Mermi sesleri artık sayılabiliyor. Bombalar tek tük patlıyor. Çatışma bitmemiş ama, planlanan zaman sona eriyor. Birden bir ses silah seslerini bastırmak istercesine karanlığı parçalıyor. Seste büyük bir coşku ve mutluluk var. Kelimeleri seçebiliyorum. Önce bir kişinin sesi, tanıdık bir ses, Halil, “Stop! Stop! Stop!” Sonra herkes bulunduğu yerden aynı şeyi haykırıyor, “Stop!”
Gece ve ay var. Gerilla film çekiyor. Bir film setindeyim. Kûrê Jahro`nun dibinde Şoreş Tepesinde bir grup gerilla film çekiyor. Bêrîtan`ın filmi. Tam filmlik bir film. Anlattığım sahne için bir doçka, dört BKC, yedi tane kalaşnikov, bir B-7, onlarca el yapımı mayın ve bomba harcanıyor. Hepsi gerçek. Gerilla filmi bir gerçek. Onlar film çekiyorlar. En gerçek filmleri çekiyorlar. Ekipteki bir gerillanın deyimiyle, “Bu filmin filmi yapılsaydı, filmden daha fazla seyirci toplardı. Vallahi heval, dünyanın en filmlik filmlerini biz yapıyoruz. Film insanlarız,” diyor. Yanımdaki, “Sendeki bu savaş tecrübesiyle gerçek bir çatışmaya girseydin, gerçekten filmlik olurdun ama, çizgi film,” diyor. Hepsi birden gülüyorlar. Dêrsim, kamerasıyla kamera arkasını çekiyor. Sahne bitmiş ama, herkes hala kamera karşısında olmanın heyecanıyla davranıyor. On yedi kişilik film ekibinde sinema tecrübesi olanların sayısı üçü-beşi geçmiyor. Hepsi amatör, amatör oyuncu, profesyonel gerilla. Bazıları yılların komutanları. Onlarca çatışma içerişinde yüzlerce defa ölüm çemberlerinden geçenler var. Ama, en çok heyecanlandıkları anların ilk defa kamera karşısında yaşadıklarını söylüyorlar gülerek. Aklıma en son gelebilecek bir şeye tanık oluyorum dağlarda. Bir film setindeki oyuncuların çoğunlukla esprilerle bezenmiş sohbetleri içinde kendimi onların deyimiyle, ‘tam filmlik’ hissediyorum. Halil, gerillayı ancak filmin anlatabileceğini tekrarlayıp duruyor. Tecrübeli gerillalar, “Vallahi heval Halil, biz eskisinden beri birbirimize ‘sen filmsin’ derdik,” diyor. Bu gerilla tam bir film.
Gece ve ay var. Şoreş Tepesinde, Kûrê Jahro`nun eteklerinde doçka mevzisinin etrafında oturmuş sanat, edebiyat, en çok da sinema üzerine sohbet ediyoruz. Gerillanın bugüne kadar yaptığı en idealli filmlerden biri olan Bêrîtan filminin ekibiyle sohbet ediyoruz. Sohbeti çekici kılan yaptıkları işin ilginçliği kadar, çevremizdeki görüntünün sohbetle uyumu daha bir çekiyor insani kendi içine. Bir şehirlinin ya da, ovalinin ancak filmlerde görebileceği bir manzara çepeçevre kuşatmış bizi. Dağlar, derin vadiler, uzaklardan kıvrılıp gelen Zap suyu, gecenin içinde bir gerdanlık gibi Tepeleri kuşatan karakolların projektörleri ve ay ve yıldızlar. Bütün bunların içinde koca doçka silahının çevresindeki mevziinin duvarlarına oturmuş, kucaklarında silahlarıyla gerilla siluetleri ve sohbetlerimizi kaydeden film kamerası. Genelde giyimine, kuşamına, temizliğine son yıllarda özen gösteren gerillaların film için, giydikleri eski elbiseler içinde saçları, sakalları birbirine karışmış görüntüleri gecenin içindeki dağlarla uyumlu bir görüntü.
Şoreş Tepesi, Kûrê Jahro`nun tam dibinde. Kûrê Jahro`nun heybeti yanında Şoreş Tepesi, sadece bir yükselti gibi kalıyor. Ancak hem barınabilme imkanları açısından, hem de çevredeki diğer Tepêlerin ve arazinin üzerinde hakim bir nokta olduğundan dolayı askeri açıdan büyük bir öneme sahiptir. Kuzey tarafında Garê ve Kuzey Garê arasına sıkışmış Metina bölgesi, batıya doğru Türk karakollarının ışıklarıyla aydınlanmış Tepê Girê, biraz daha yakında, güney sınırları içinde kalan Cehennem Tepêsi, Tepê Cudi, Tepê Hakkari, Tepê Heregol Şoreş Tepêsi`nin denetleyebildiği stratejik Tepêler. Tepênin hemen altında hem güzelliği, hem de derinliği ile askeri açıdan manevralara oldukça elverişli Zap vadisi ve bir doğa harikası olan Dol a Şivê vadisi. Kafanızı biraz çeviriyorsunuz, karsınızda `97 savaşlarında yaşanan çatışmalarda binlerce askere karşı küçük bir gerilla grubunun direnişine sahne olan ve bunun için de Türk askerlerinin ‘Direniş Tepêsi’ dedikleri Şikeft a Birîndaran. Şikeft a Birîndaran`in sonsuz heybetiyle Zagros silsileleri. Zagros silsilelerin içinden gökyüzüne uzanan Cilo ve Çarçela. Biraz daha doğuda halaya durmuş Govendê. Govendê`nin yani başında dev bir yumurta gibi duran Tepê Xwedê. Onların arkasında bir hançer gökyüzüne uzanan Evdal Kovi ve ancak siluetleri seçilebilen Helgurt ve Şekif. Biraz daha güneyde Garzan ve Şirin silsileleri. Dönüşünüzü tamamladığınızda bütün heybetiyle yani başınızda Kûrê Jahro. Kûrê Jahro`nun arkası Şeladizê, Delaluk kasabaları. Kasaba diyoruz ama, bir kasabın yaptığı toplama kampları aslında. Saddam döneminden kalma yapay kasabalar. Ötesi güney. Onun da ötesi çöl.
Daha çok Halil`i dinliyoruz. Zap`i kendi evi gibi görüyor. İlk göz ağrısı. Bir çok dağ ilkini buralarda yaşamış. Savaşlar görmüş, katliamlar, ihanetler ve anlata anlata bitiremediği kahramanlıklar. Halil`in gözüyle Halil`in dilinden dağların savaş hikayelerini, insan hikayelerini dinliyoruz. Yazılarından tanıdığımız Halil`in bir de sesinden dağları dinliyoruz. Bir insanin bu kadar her şeyi yeniden yeniden yaşayarak anlatması beni şaşırtıyor. Bir masal anlatıcısı gibi. Yanındaki yaşlı bir gerillanın deyimiyle, ‘o xiloxwari Kürtçesi’ ve anası Kürt olmasına rağmen daha çok, Türk olarak bilinen Halil`in dengbej tadındaki anlatımları doyumsuz. çok şey yaşamış, çok insan tanımış. Ve en önemlisi, çok canlı bir belleği var. Kameraman Halil olarak çıkmış adı. Şimdi film yönetmeni ama hala, herkes Kameraman Halil olarak biliyor onu. Galiba sadece kamera kullandığı için değil, hiç bir kameranın kaydedemeyeceği kadar çok şey kaydetmiş. O anlatmayı seviyor, biz dinlemeyi. Önce masal kadar gerçek hikayeler dinliyoruz. Bu toprakların belki de en basit gerçekleri efsaneler ve masallar. Anlattıkları masaldan daha masal, efsaneden daha efsane gerçekler. Söz arasında filmlerindeki her sahnenin, her repliğin yaşamdan biriktirilmiş gerçek masallar olduğunu öğreniyoruz.
Söz donup dolaşıp yeniden yeniden Bêrîtan`a geliyor. Burada her şey Bêrîtan. Gece gündüz en çok yankılanan ses Bêrîtan. Film çalışmasının adı Bêrîtan. Ekibin adı Bêrîtan Film Ekibi. Telsiz kodları Bêrîtan. Bêrîtan`ı oynayan oyuncunun adı Bêrîtan. Bêrîtan`ın yetiştirdiği gençlerden birini oynayan oyuncunun adı Bêrîtan. kim ne konuşsa, neyi konuşsa, nereden bir ses gelse, Bêrîtan`ın yankısı var içinde. Bêrîtan yankısı. Zap Bêrîtanlaşmış. Dağlar Bêrîtanlaşmış. Bu durumda biz neyi konuşabiliriz ki, Bêrîtan`dan başka.
Bêrîtan film projesi, uzun zamandır zaten gerillanın gündemindeymiş. En son gerilla kadın hareketinin toplantılarında ve Halk Savunma Güçleri`nin III.Konferansında film projesi, karara bağlanmış. Projeyi Jînda Baran, Dêrsim, Emine Türk ve Halil dağ hazırlamış. Arastirmalar, on hazırlıklar, senaryo çalışmaları bir yıla yakın sürmüş. Alınan kararın ardından çekim hazırlıkları başlamış. Alt yapı hazırlıkları ve oyuncuların secimi ve toparlanmasıyla beraber 2005`in baharında Bêrîtan için kamera, kayıt! Gerilla, film!
Ekibin bileşimi çok ilginç. Bir yönetmen, iki kameraman, oyuncular. Toplam on yedi kişi. Ama, nereye gitseler, yani başlarındaki herkes film ekibinin bir parçası haline geliyor. Karargah yönetimleri yapımcı. Yakın çevredeki bütün kurumlar, filmin ihtiyaçları için gerekli teknik malzemeyi karşılamak için elinden geleni yapıyor. Kostümcü, ışıkçı, seslendirme ve diğer teknik işleri yapanlar, filmin teknik ekibi oluyor. Lojistikçiler, alımcılar, cephaneciler birden bire kendilerini Bêrîtan filminin birer parçası buluveriyorlar. Filmde en çok kullanılan teknik malzeme hiç kuskusuz cephane. Onlarca kilo TNT, havan mermileri, fünyeler, doçkalar, BKC`ler, el bombaları, ışıldaklar ve hepsi gerçek. bazi sahneler için kurusıkı mermiler alınmış ama uygun silah tertibatları olmadığından fazla kullanılamamış. Malzemeleri kullananlar askerlikte tecrübeli, sinemada amatör. Filmin teknik ekibi çok acemi değil ama, profesyonel de sayılmaz. En tecrübelileri Halil Dağ ve Jînda Baran. Dêrsim de daha önce bir filmde oynamış. Bêrîtan filmi Halil`in altıncı filmidir. Sohbetlerimizde daha önceki filmlerde karşılaştıkları zorluklardan bahsediyorlar. Film ekibinin diğer üyelerinin hemen hemen tamamı HPG`nin askeri birliklerinden bir araya gelmiş. Farklı alanlarda, farklı düzeylerde çalışmalar yürüten askeri güçlerin üyeleri. Bölük komutanları, takim komutanları, tim komutanları, yeni savaşçılar, eski savaşçılar, her kademeden HPG üyeleri Şimdi tek bir unvanla çalışıyorlar, sinemacı. Kişilik özellikleri, alışkanlıkları, kültürel düzeyleri, birikimleri birbirinden oldukça farklı ama, söz konusu Bêrîtan olunca, hepsi büyük bir uyum içinde ekipten birinin deyimiyle, ‘gökkuşağı’ ahenginde çalışıyorlar.
çalışmalar bildiğimiz film çalışmalarından oldukça farklı. Örneğin, normal bir film setinde yönetmeninden ışıkçısına, rejiden set çalışanlarına onlarca, bazen yüzlerce kişi iş bölümüyle bir çalışma yürütür. Burada ise, herkes hem hiçbir şey, hem de her şey. hiçbir şey çünkü, hiç biri sinema çalışmasının her hangi bir alanında profesyonel değil. Her şey çünkü, hepsi filmin her türlü çalışmasında yer alıyor. yönetmen bazen ışıkçı, bazen kameraman, bazen de figüran olabiliyor. küçük rolü olan bir oyuncu bazen, bir sahnenin çekiminde yönetmen yardımcısı haline gelebiliyor. Herkes hem ışıkçı, hem setteki diğer bütün işlerden sorumlu. Ekibin en değerli teknik malzemesi, hikayesi ayrıca anlatılması gereken, kamera. Kameraya gözleri gibi bakıyorlar. Sadece çalışmıyorlar, hepsi yaptığı işten bir şeyler öğrenmenin heyecanında büyük bir merakla bir şeyler kapmaya çalışıyor. diğer yerlerde de karşılaşmıştım. gerillanın bir özelliği de hangi işe el atarsa atsın, kısa bir süre sonra o işle ilgili birçok şeyi hızla öğrenmesi ve o çalışmaya hakim olabilmesiydi. Her şey öğrenilmesi gereken, zenginleştirilmesi gereken, aşılması gereken yaşamın öğretmeni haline geliyor. Neredeyse bütün film ekibi bu konularda biraz daha tecrübeli olan Halil`in öğrencileri gibi çalışmaya katılıyor. Ve kısa bir süre sonra hepsi, çalışmalara ortak sorunlu ekibin bir üyesi haline gelebiliyor. Her şey çok demokratik bir bicimde tartışılıp ondan sonra hayata geçiriliyor. Senaryo bile bütün ekibin katıldığı ve sahne sahne tartışıldığı platformlarla yeniden şekillendiriliyor. Bir sahnenin nasıl çekileceği, o sahnede neyi ve nasıl oynayacağı bile herkesin düşüncesi alındıktan sonra belirleniyor. Dışarıdan birisi bu tartışmalara tanık olsa, kimin yönetmen, kimin senarist, kimin oyuncu olduğunu zor ayırt edebilir. çalışma oldukça demokratik ve kolektif bir tarzda yürütülüyor. diğer taraftan asker olmanın getirdiği disiplin, hiç bir zaman elden bırakılmıyor.
Çalışmanın doğası gereği herkesin kendini rahatça ifade edebileceği atmosfer yaratılmış. diğer taraftan günlük yaşamın sorunları karşısında gerilla disiplininin kendine has yasaları devreye giriyor. Kiminle sohbet ederseniz, sözlerinin sonunda, ‘biz her şeyden ve her şeyden çok, gerillayız, askeriz,’ sözünü duyabilirsiniz. Daha önce de görmüştüm, dağda gerilla yaşamın en ince ayrıntılarına kadar bütün boyutlarıyla yeniden yaratılmasını gerçekleştirirken, dağda olma gerekçeleri ve bunun getirdiği zorunlulukları hiç bir zaman unutmuyorlar. Felsefeci, siyasetçi, edebiyatçı, tiyatrocu, müzisyen, ressam, sinemacı, doktor, şoför kısaca her şeyler. Ama, tek bir şeyler: Gerilla!
çalışma ortamı oldukça yoğun. çok yüksek bir tempoyla çalışıyorlar. Şoreş Tepesinde daha çok, gece çekimleri yapılıyor. Ve daha çok, çatışma sahneleri çekiliyor. Zap vadısi belki yıllar sonra ilk defa bu kadar yoğun silah seslerine tanık oluyor. Çekimler gece yarılarına kadar devam ediyor. Sabahları ise erkenden kalkılıp günlük yaşamın ihtiyaçları karşılanıyor. Tepede su bulunmadığı için, bir saatlik yoldan eşeklerle su çekiliyor. Fırına çıkılıyor, ekmek yapılıyor. Mutfağa çıkılıyor, yemek yapılıyor. Erzak getirmek için, bir kaç saatlik yoldan hêstirlerle lojistiğe gidilip geliniyor. Sinema ile ilgili seminerler düzenleniyor. Dramaturgi tartışmaları yapılıyor. Siyasal gelişmeler üzerine eğitimler yapılıyor. Ve fırsat bulundukça tavla oynuyorlar. çok iddialı maçlar yapılıyor. Turnuva bile yapıyorlar. Tabi beleş maç yok. Jînda Baran, her fırıncı çıktığında gerilla usulü kek yapıyor. Ona yardımcı lazım. Tavla maçının iddiası Baran`a yardımcı olma. Kaybeden ensesini kaşıyarak bir Jînda Baran yamağı olarak fırına doğru yol alıyor. Halil tavlayı epey geliştirmiş. Zar tutmasını bilmiyor ama, yenilenlerin tabiriyle, ‘acemi şansı’ hep yüzüne gülüyor. Herkesi sıraya koyuyor, yenileni fırına gönderiyor. En son Andok`la yaptığı maçta hezimete uğruyor, Andok-5, Halil-yamak!
Tavlanın dışında kim fırsat bulsa eline bir kitap alıp bir köşeye çekiliyor. Okuyorlar. Son günlerin en çok okunan kitapları Takovski`nin ‘Mühürlenmiş Zaman’ isimli sinema çalışması. Sinema Tarihi, Senaryo Kuramı, Sinema Estetiği, Einstein`in sinema üzerine kitapları herkesin elinde. fırsat bulan ya okuyor, ya da tartışıyor. Ve tabi ki Şoreş Tepesinde akşama doğru yapılan voleybol ve minyatür futbol maçları güne son noktayı, ya da bazıları için son ünlemi koyan bir uğraş oluyor. Bayan-erkek karışık oynanan futbol maçlarında yükselen çığlık ve kahkahaların sesini başka bir yerde duymanız mümkün değil. hele hele bayan ve erkek takımlarının karşı karşıya geldiği maçlar, kelimenin gerçek anlamıyla bir curcuna. Erkek oyunu olan futbolda taktiğin haddi hesabı yok. Bayan takımının temel taktiği, top kimin ayağına giderse topluca ve çığlık çığlığa oraya doğru hareket geçmek. Oyun düzeni diye bir şey kalmıyor. Taktik tutuyor. Bayanlar-5, Erkekler-3. Tabi maç sadece bu skorla bitmiyor. iddialı bir maç olduğu için yenilen takım, sütlaç yapacak. Halil`in sütlaçları meşhur. Hatta sırf Halil`in sütlacını yemek için erkek takımının şike yaptığı bile iddia ediliyor. O gece çekimlerden sonra, sütlaç yenilecek. Halil`in sütlacı.
Film ekibinin çalışmalarda en çok dikkat ettikleri konulardan birisi de, bu çalışmanın uzun vadede gerçekleştirilecek benzer çalışmalara güçlü bir zemin yaratmasıdır. Dağda film çekmek, ilk defa yapılan bir şey değil. daha önce ki deneyimlerde yaşanan sıkıntılar ve sorunlar, bazi yargılara yol açmış. Çalışmayı yürüten ekip yaşam tarzları ve ilişkileri ile ortaya çıkaracakları üründe bu yargıları değiştirme amacını da önlerine koymuşlar. Hem gerilla, hem de sinemacı olmanın kendine has zorlukları var. bir tarafta çok disiplinli ve her an tetikte olan bir yaşam gerçekliği içinde kendilerini var etmek zorunda kalmak, diğer taraftan da sanat ortamının o kendine has rahat ilişkilerini ve atmosferini oluşturup korumak oldukça zor.
Film ekibi, yaptıkları işin bir devrim işi olduğunu çok iyi biliyorlar. Ve devrim yapmanın hiç de kolay olmadığının farkındalar. Herkes devrim içinde devrimin sembolü olan Beritan`ı kendine esas alıyor. Beritan, sadece bir savaş kahramanı değil, ayni zamanda bir yaşam kahramanıdır. Gerillada kadın olmanın, aydın olmanın, komutan olmanın, direnisin, ihanete karşı duruşun, devrim içindeki geriliklerle mücadelenin ve hepsinin de ötesinde gerçek ask ve özgürlük arayışının bir simgesidir Beritan. yaşamın bütün alanlarında Beritan ölçüleri yaşama yon veriyor. ekipteki herkes Beritan`ın yaşamı ve mücadelesi konusunda en ince ayrıntısına kadar her şeyi inceliyor, anlamaya çalışıyor. Beritan sadece filmi yapılan bir kahraman değil, yaşamın bütün alanlarında bir öncü, bir devrimci, bir çizgi ve duruş. Bunlar derinden hissedildiği için, ekibin temel kaygısı Beritan`a layık olmak. Bunu da sadece filmini yaparak değil, onun ölçülerini ve duruşunu kendinde gerçekleştirerek yapabileceklerini soyluyorlar. Yani yapılan iş, geçmişte kalan bir kahramanı ve olayı film aracıyla yeniden üretmek değil, bizzat Beritan gerçeğini yeniden yaratmak. Ekibin sohbetlerimizde en çok vurguladıkları ve esas aldıkları iddia, Beritanlaşmak! Dediğim gibi gerilla, hiç bir şeyi herkesin bildiği gibi yapmıyor. Filmi de öyle. Film olsun diye film değil. Film aracılığıyla yaşamın yeniden üretilmesi hedefleniyor. Bu, yaşamın bütün alanlarında olduğu gibi sinema çalışmasında da görülüyor.
Filmin hazırlık ve çekim çalışmalarında birçok zorlukla karşılaşılmasına rağmen film ekibinin coşkusu ve canlılığı herkesin dikkatini çekiyor. Film hazırlıkları ve çekimleri boyunca karşılaştıkları trajikomik şeyleri kendileriyle yaptığımız sohbetlerde hayretle gördük. Özellikle savaş sahnelerinde kullanılan gerçek cephanenin yarattığı riskler karşısında ekipteki bazi oyuncuların refleksleri karşısında şaşırmamak mümkün değil. örneğin bir sahne çekiliyor, sahnede yıllarca savaş içinde kalmış Jînda Van isimli oyuncunun yani başında patlayan bombalar ve silah sesleri içinden heyecanla koşarak bir mevziiye gitmesi gerekiyor. Doğal olarak burada heyecanlı bir yüz ifadesi olması öngörülüyor. Patlayıcılar ve mermiler gerçek olduğu için, oyuncunun zaten heyecanlanacağı ve bunun da sahneyi güçlü kılacağı varsayılıyor. Ama çekimler başlıyor, Jînda`nın yani başında bombalar patlıyor, çevresinden mermiler sikiliyor, Jînda hiç istifini bozmadan çok soğukkanlıca patlamaların ve mermilerin arasında geçip gidiyor. Tabi sahne istendiği gibi olmuyor. Heyecanlanması gerekiyor, hatta biraz korkması gerekiyor. Ama, o hiç bir şey olmamış gibi, “ne yapayım, o kadar alıştık ki artik fazla heyecanlanmıyorum” diyor. çekimler esnasında ekibin yanına misafir olarak gelen bir sivil, bu sahne karşısında Amed`in kendine has üslubuyla, “Yaw heval, ben anlamiyem. Bu qadar bomba patliye. Bu qadar fisek siqiliye. Bizim arqadas, hala da havaya giremi. Bunu havaya soqmak için daha ne yapmak lazım? Atom bombası patlasa, onun umurunda değil. o da biz de yox,” diyor. Sahne tekrar çekiliyor. Yine patlamalar, vızır vızır gecen mermiler, yine Jînda`nın umurunda değil. En son herkesin dayı dediği misafir kendini tutamıyor, yönetmenin issine el atıyor, “Yaw heval, rol yap! Rol yap! Anladıx, qorkmisen,” Jînda bu sefer rol yapıyor. Sahne çekiliyor.
Filmin en ‘kritik’ sahnelerinden biri Beritan ile nişanlısı Hüseyin`in vedalaşma sahneleri. Beritan sıradan biri değil. Onun aşkı ve bunu paylaşma bicimi mutlaka doğru yansıtılmalı. sıradan olmamalı. Bu sahnenin nasıl çekileceği çok tartışılıyor. Beritan Kürt tarihinin bilinen bütün destansı aşklarını assan bir ask sembolü. Yazdığı günlük duygularını çok güçlü ifade ediyor. Bunun üzerinden sahnenin çekimi için ön tartışmalar yapılıyor. Ortak kanı Beritan`ın bir sembol olduğu kadar, bir model de yarattığı üzerinde odaklanıyor. Beritan`ın ve Hüseyin`in birbirleriyle baş başa kaldıklarında söyleyecekleri her sözün, her mimiğin, her bakisin bu farkı yansıtması gerekiyor. Tartışmalarda kıyaslamalar yapılıyor. Mem û Zîn, Sîyabend û Xecê, Derwêş û Edûlê anlatılıyor. Bunlar Kürt aşkının sembolleri. Ama, Beritan bunları da aşan bir gerçeği ifade ediyor. sadece aşık olunan ve uğrunda savaşılan değil, kendisi aşık olan ve kendisi savaşan özgür kadın aşkının sembolü. Uğruna yiğitlerin olduğu bir güzel değil, kendisi yiğit olan ve yiğitçe seven ve savaşan yeni kadını temsil ediyor. karşısındaki Hüseyin de Beritan`ı sadece bir sevgi nesnesi olarak değil, bir özgürlük savaşçısı ve yiğitçe yiğitliğine layık olunması gereken bir yoldaş olarak görüyor. Yani Hüseyin ve Beritan, özgür insanin aşkını temsil ediyor. bunu filme yansıtmak oldukça zor. Sinema diliyle bunun nasıl olabileceği tartışmaları oldukça yoğun yapılıyor. Bir diğer zorluk da belki de gerilla sanatında özellikle sinemasında ilk defa iki gerillanın birbirlerine olan aşklarını böyle açık ve gözle görülür bir bicimde ifadeye kavuşturmanın yarattığı zorluk. savaş gerçeğinin kendine has şartları ve toplumsal gerçeklik, böyle bir aşkı doğru ifadeye kavuşturmayı oldukça hassas bir konu haline getiriyor. tartışmalar öyle bir noktaya geliyor ki böyle bir sahneyi çekip çekmemenin bile gündeme girmesine neden oluyor. En sonunda Beritan`ı yaşadığı büyük aşkının ifadeye kavuşmadığı bir bicimde anlatmanın eksik bir anlatım olacağı sonucuna ulaşılıyor. Sahne çekilecek.
Filmin gece çekimleri Şoreş tepesinde tamamlandıktan sonra, esas sahnelerin çekimi için Xakûrkê`ye, Çil û Çar`a, yani Beritan`ın eylemini yaptığı alana gidilecek. Ekip yolculuk hazırlıklarını tamamladıktan sonra Xakûrkê`ye doğru yola çıkıyor. Yürüyerek gidecekler. Normal gerilla yürüyüşüyle beş günlük bir yol. Ama ekibin hem ağırlıkları var, hem de yoğun çalışma temposunun ardından dinlenmeye ihtiyacı var. bu yüzden yolculuk on güne göre planlanıyor. Yani, geze geze gidecekler. Yol hattı Zağroslardan geçiyor. Avaşin ve Basya suları geçilecek. Tepê Xwedê aşılacak, Deşta Heyatê`den kendilerini Xakûrkê`ye bırakacaklar. Erzaklarını ‘hirço’ adını verdikleri ve bu yolculuğun ardından neredeyse ekibin on sekizinci üyesi haline gelen katıra yüklüyorlar. Yol boyunca birçok şey yaşanıyor. Yorulanlar, yürümekte zorlananlar, verilen molalar, Basya`da balık avlama, gerilla ateşi etrafında yapılan doğal moraller. Moral kavramı gerillada kendine has bir anlama sahip. Gerillaların bir araya gelip şarkı söyledikleri, şiir okudukları, çeşitli oyunlar oynadıkları zamanları adı oluyor. Eski bir gerilla kültürü. Her eylem öncesi halaylar çekilir, şarkılar söylenir, oyunlar oynanır. Ve yine her eylem sonrası, ‘qurmilo, bablekan, ez xelefim’ nidaları eşliğinde çekilen halaylar ve yapılan moraller.
Film ekibinin morali kendiliğinden gelişiyor. Herkes bir şarkı söylemek ya da, şiir okumak zorunda. İstisnasız hepsi önce naz yapıyor. Ve istisnasız hepsinin zulasında böyle zamanlar için ayrılmış bir şarkı, bir şiir ya da bir ani saklı duruyor. Biraz nazlandıktan sonra, çoğu zaman herkesi şaşırtan zenginlikte ve güzellikte şiirler okunuyor, şarkılar söyleniyor, anılar anlatılıyor, skeçler yapılıyor. Ekiptekiler birbirlerine takılıyor. Sadece asker değil, artik birer ‘artist’ olduklarını ve bundan sonra morallerde herkesin kendilerinden bir şeyler isteyeceğini onun için bol bol moral yapıp antrenmanlı olmaları gerektiğini soyluyorlar. Tabi ki moralin başlatıcısı ve yıldızı Jînda Baran. Sesi çok güzel. Ve çok güzel ses taklitleri yapabiliyor. Filmin bir sahnesinde de söyleyeceği bir türküyü istekte bulunuyor Halil. Soyluyor. Herkes marifetlerini ortaya dökerken moralin ve hiç kuskusuz ekibin kendine has gülüşüyle dikkati çeken genci Gêşbûn, ha bire gülüyor. Onun gülüşlerine Beritan Soran`ın çın çın öten kahkahaları eşlik ediyor. Gêşbûn ve Beritan Soran, ekibin en gençleri. Neşe ve moral kaynakları. Birbirlerini daha önce hiç tanımamış olmalarına rağmen, herkes onları kardeş sanıyor. Birbirlerinden neredeyse hiç ayrılmıyorlar. Ve neredeyse sürekli neşe içinde gülüp duruyorlar.
Gêşbûn, bir Maxmur çocuğu. Maxmur`un bütün acılarını gülüşlerinde yok etmek istercesine inatla gülüyor. Gülüşü biraz tuhaf. önce çın çın ötüyor, sonra boğazına takılıp kalıyor. Ekipten eski bir gerilla, gülmenin Gêşbûn`da bir tik olduğunu soyluyor. Beritan Soran, ondan geri kalmıyor. Doğu Kürdistanlı. İran rejiminin boğmak istediği kadın sesini, kahkahalarıyla özgürleştirmek istercesine hırsla gülüyor. Her gülüşünde dağlar çınlıyor. Gêşbûn ve Beritan, filmde şehit Beritan`ın yetiştirdiği iki genci oynuyorlar. Yeni ve özgür kadının öğrencileri. Ekipteki herkes sadece film içinde değil, gerçek yaşamda da onların, Beritan`ın öğrencileri gibi olması için çok yoğun olarak ikisiyle ilgileniyor. Bir taraftan kendileri olabilmeleri için, kendilerini rahatça ifade edebilmeleri için çok hoş görülü yaklaşılırken diğer taraftan, birer militan oldukları ve en önemlisi de Beritan`ın öğrencileri oldukları için yaşamın neşe kaynağı oldukları kadar, militanlığın da sembolü olmaları isteniyor. Bu yüzden bütün hoşgörüye rağmen kendilerinden beklenebilecek en yüksek ölçüleri isteyen eleştirilere de maruz kalıyorlar. Hızla buyuyorlar. Ekibin yaşlı gerillalarından biri, ‘biz onları büyütüyoruz. Onlar ise bizi gençleştiriyor. Biz burada büyüdükçe gençleşen insanlar haline geliyoruz,’ diyor.
Moralin sonlarına doğru gençlerin kahkahaları Basya suyundaki balıkları bile neşelendiriyor. Gêşbûn her zamanki gibi muziplik yapıyor. Israrla Halil`in şarkı söylemesini soyluyor. Özellikle Barış Manço`nun ‘Gül Pembe’sini söylemesini istiyor. Yılların gerillası, kameraman, yönetmen, birçok farklı sosyal ve kültürel ortamda yaşamış olan Halil, bir gerilla moralinde kendisinden şarkı söylenmesi istendiğinde, daha dün köyünden çıkıp gelmiş utangaç bir çocuğa dönüşüyor. Yüzü kızarıyor, sesi titriyor. Israrlar karşısında utangaçlığı daha da artıyor. Bu, gençlerin çok hoşuna gidiyor. Halil yasayı biliyor: Gerilla moralinde kaçış yok! Kurtuluş yok! Herkesin kendisine eşlik etmesini istiyor. Gece, sinema ekibinin kahkahalarının fon müziğindeki korosuyla sona eriyor. Basya suyunun kıyısında kumların üzerinde herkes uygun bir köşeye çekilip gecenin sessizliği içinde yıldızlarla baş başa kalıyor. Yıldız parıltıları ve Basya`nin usul usul sesine, kendi köşelerine çekilmiş Beritan Soran ve Gêşbûn`un kısmak için kendilerini zorladıkları belli olan kahkahaları katılıyor. Beritan filminin sinema ekibi Basya ve Avaşin`in buluştuğu Zağrosların derinliklerinde uykuya dalıyorlar. Daha doğrusu gülmeye dalıyorlar. Beritanlılar dağlarda gençleşerek ve gülümseyerek film çeviriyorlar. Nereli olduklarını sorduğumda yaşlı bir gerilla, ‘onların vatanı şimdi sadece Beritan. Yani, onlar Beritanlı’ demişti. Galiba bu ekip bizden. Beritanlı. Bêrtî.
Basya`da balık sefası ve moralin ardından yola çıkan ekip, bir kaç gün daha yürüdükten sonra Tepê Xwedê`den Deşta Heyatê`ye ve onun arkasında duran Evdal Kovi ve Şekif`e bakıyorlar. Deşta Heyatê, kuzey ve güney Kürdistan`ı birbirinden ayıran Haci Beg suyuyla ikiye bölünmüş. Bir tarafta güney güçlerinin denetimindeki köyler, diğer tarafta Türk karakolları. Ekip bir akşam üzeri kendini Deşta Heyate`ye bırakıyor. yolculuğun en zorlu safhası. On altı saate yakın hiç durmadan yürümek zorundalar. Beritan`ın ilk yarasını aldığı Rubarok (Derecik) karakolunun yanı başından geçecekler. Gece yürüyecekler. Yürüyorlar. Patikaları bir ara sınır taşlarının içinden geçiyor. Ekibe, Botan yolculuğundan çevrilip katılan ve film çalışmasından sonra Botan`a, yani kuzeye gitmeye hazırlanan Rubar Qamişlo, sınır taşlarını görünce hemen patikadan çıkıp taşın etrafında bir kaç sefer donuyor, “Way be! Bir dakikada kaç sefer kuzeye gidip geldim,” diyor. Betondan sınır taşları gerillanın oyuncakları. Sınırlarla oynamayı ne kadar çok seviyorlar. Zamanın ve mekânın sınırlarını yok etmek, hiçe saymak en güzel oyunları. Rubar, yılların gerillası. Güneybatı Kürdistanlı. Bölük komutanı. En çetin savaşlardan, en zorlu zamanlardan kendinden hiç bir şey kaybetmeden süzülüp gelmiş. Bir insanin bu kadar şey yaşamış olması ve çocuk kalması gerillaya has. Sınır taşlarının arasından seksek oynayan çocuklar gibi güle oynaya, ellerinde silahları, emniyetleri açık, mermileri namluda, parmakları tetikte, yaşam vadisinden Beritan kayalıklarına doğru Beritanlılar yürüyor. Aşılan neyin sınırı? Vatan sınırı mı? Mekân sınırı mı? Zaman sınırı mı? Yürek sınırı mı? Bir Beritanistan`dan başka bir Beritanistan`a geçiyorlar. 2005 yılının sonbaharından 1992`nin sonbaharına yürüyorlar. Her yer Beritan. Beritan, bir vatan. Vatanın çocukları Beritan filmini yapmak için Deşta Heyatê`den Rubarok karakolunun yani başından Beritan`ın yürüdüğü patikalardan Şekif`e doğru usul usul yürüyorlar. Vatan yıldızlar altında, çocuk sevincinde yürüyen çocuklarını kucaklıyor. çocuklar Şekif`in eteklerinde zamanlardan zamanlara köprüler kuran Beritan`ı kucaklamaya gidiyorlar. Vatan, Beritan ve çocuklar, bilinmez bir zamanda, bilinmez bir mekânda kucak kucağa masal yürüyüşlerinde buluşuyorlar. Bu olsa olsa, bir film olabilir. Beritanistan`da Beritanlılar filmlik filmlerini tamamlamak için Beritani yürüyüşlerde, sınır aşma yürüyüşündeler. Her şey Beritani. Beritan ne kadar masal, ne kadar gerçek? Ya gerçek! Ne kadar masal? Ne kadar Beritan? Filmlik sorular bunlar. Neden mi soruyorum bu soruları? Çünkü ben de bir Beritanlıyım. Beritanlılar, zaten biliyordum, filmlik insanlar. Filmlerini yapmak gerekir.
Yorucu bir yürüyüşün ardından sabahın ışıklarıyla bütün heybetiyle Evdal Kovi, Deşta Heyate`nin üzerinde beliriyor. Yaklaşık on yedi saat sürüyor yolculuk. Onun dalga buluştuğu yerde küçük bir köye giriyor grup. Herkes yorgun. Yolculuktan kısa bir sure önce bir kayadan düştüğü için, belini incitmiş olan Dersim, takatinin son sınırında. Ekibin fiziki olarak en güçlü olan üyesi, Stêrk Amed, Dersim`le birlikte yürüyor. İki Jînda, grubun arkalarında gerillanın en yavaş yürüyüşündeler. Beritan Soran, yorgunluğunu her şeyine yansıtıyor. Daha önce uzun bir yürüyüşte yine dağdaki en eski gerillalardan biri olan Eli Kiçê, Beritan Soran`ın rahtını ve silahını alıyor, buna rağmen Beritan yine zorlanınca elinden tutup yürümesine yardımcı oluyor. O yolculuktan sonra, birçok gerilla Beritan`a ‘Beritan Kiçê’ demeye başlıyor. Gerillacılık kariyerindeki bu hezimetin ardından Beritan, hiç bir yolculukta, hiç bir şeyini hiç kimseye vermiyor. Çok yorgun olmasına rağmen gelen bütün yardim tekliflerini reddediyor. Herhalde Beritan Kiçê ismi ona yeterli geliyor. Ve galiba Beritan`in yolculuklarında en ağır yükü ‘Kiçê’ oluyor. Halil bütün yolculuk boyunca kamera çantasını kimseye vermiyor. Yorgun ama, dinç görünüyor. Ne de olsa kameraman. Belki de dünyanın en çok haber kovalayanı. Arkadaşlarına takılıyor, “Yardıma gerek yok. Ben antrenmanlıyım,” diyor. Yolculuk boyunca hirço ile ilgilenen Şahin ve Xebat, aslında en çok yorulanlar. Ancak, belli etmemeye çalışıyorlar. Köyden geçerken, Rêzan, köylülerden yoğurt alıyor.
Dağların başladığı yer, Geliyê Reş. Evdal Kovi`nin ovaya bakan yüzünün yamacındaki vadiye, Geliyê Reş deniyor. Özellikle sonbaharda yosun tutan kayaların ortaya çıkardığı simsiyah renk, az güneş gördüğünden dolayı sürekli gölgelik olmasıyla birleşince her görenin aklına ilk gelen şey, karanlık oluyor. Bu yüzden adı, Kara Vadi. Geliyê Reş, Beritan`in günlüğünde çokça bahsettiği bir yer. Artik atılan her adım Beritan`in ayak izleriyle buluşturuyor. Herkes biliyor ki Beritan bu patikadan yürümüş. Bu sudan içmiş. Bu kayaların dibinde uyumuş. yürüyüşün Beritani rengi daha bir elle tutulur hale geliyor. İlk mola Geliyê Reş`in ovayla buluştuğu yerde veriliyor. Evdal Kovi`nin yamacından akıp gelen suyun kenarında, ağaçların altında mola veriliyor. Molanın verildiği yerin yapımında köylülerin bostanları var. azıklar açılıyor, sofra kuruluyor. Jînda Mamxurî, Mamxurî olmanın gereği bostana küçük bir ziyarette bulunuyor. Sofraya taze soğan getiriyor. Herkes Jînda`ya takılıyor, ‘iste gerçek bir Mamxurî,’ diyorlar. Mamxuriler, Kurdistan`in en çok tanınan koçer aşiretlerinden biri. Aşiretler arası ilişkilerde çok renkli bir yerleri var. hep dağlarda yaşıyorlar. Hayvancılıkla uğraşıyorlar. İnatçı ve özgürlüklerine tutkun bir aşiret. Cevre aşiretler daha çok, takılmak amacıyla Mamxurilerin ‘keçi hırsızı’ olduğunu yaymışlar. Bu yüzden Mamxurilere takılmak isteyen herkes, onların ‘hırsız’ olduğunu ima ediyor. Jînda Mamxurî de aşiretinden miras kalan takılmalardan kurtulamıyor. Tebessümle karşılıyor hep. Ama onun ki hırsızlık değilmiş, kamulaştırma! Ya da, halktan gerillaya çaktırmadan yardim topluyor. Kendileri verse belki başları belaya girebilir, diyerek köylülerin gönlünden kopup gelen hediyeleri gerilla adına çaktırmadan kabul ediyor. Allah bilir, köylüler ona minnettardır! Ve hepimiz biliyoruz ki gerilla sofrasına gönülden kopup gelen soğanlar, gerillayı da minnettar kılıyor.
Yemek yeniyor. Çaylar içiliyor. Herkes rahatlamak için akarsuyun içindeki gollerde yüzmeye gidiyor. Xebat, Şahin ve Andok, yüzmeye gitmeden önce hirço yu getirip suyun ortasında durduruyorlar. Tabaklarla su döküp ellerindeki naylon çuval parçalarıyla hirçoyu bir güzel yıkıyorlar. aslında huysuz bir katır olan hirço, bundan çok hoşlanmış olacak ki hiç bir aksilik çıkarmadan sakin sakin duruyor. Yemekten ve temizlikten sonra, herkes uygun bir bulup yorgunluk uykusuna dalıyor. Rubar, gönüllü nöbetçi oluyor. Botan yolcusu komutan ve en tecrübeli gerilla, böyle zamanlarda gafletin sonuçlarını çok iyi bildiğinden tedbiri elden bırakmıyor. Aksama doğru Xakûrkê askeri karargahına doğru gidip gitmemek üzerine tartışılıyor. Herkes yorgun. Aksam dinlenip gece yarısından sonra yola çıkma kararı alınıyor. Gece serinliğinde yürüyüş daha rahat. Evdal Kovi tırmanacak. kısa ama zorlu bir yol. Nöbetçiler belirleniyor, tekmil alınıyor. Yolculuk değerlendiriliyor. Olumlu bulunuyor. Rubar, tedbirsizliği ve dağınıklığı eleştiriyor. Herkes katılıyor. Gerillada hiç bir gerekçe güvenlik tedbirlerinin gevşetilmesini hakli göstermez. En ağır suç, gaflet. Herkes özeleştiri veriyor. hele hele Beritan`in mekanında bu, affedilmez. Biliyorlar, yasaya karşı çıkmıyorlar. Gerilla yasaları yaşamın acımasız gerçeğinde kanla, canla sınanmış ve ispatlanmış doğrular. yürüyüş hazırlıkları tamamlanıp nöbetçiler çıkarıldıktan sonra, ateş yakılıyor, cay yapılıyor. Çaylar içilip gecenin sessizliğine halel getirmeyen fısıltılı sohbetler yapılıyor. Bazıları erkenden yerlerini yapıp uyumuşlar bile. Bazıları uzandıkları ateşin yanında yıldızlara dalıp gitmiş. Bazıları cay içiyor. Yorgun gerilla dinleniyor. Yıldızların altında ateşlerin etrafında usul usul sohbet eden, cay içen, yıldızları izleyen, nöbet tutan gerilla. Bir film sahnesi gibi.
Gece yarısından sonra, nöbetçiler ekibi uyandırıyor. Evdal Kovi`ye doğru yola çıkılıyor. Bir kaç saatlik yürüyüşten sonra, Geliyê Reş`te üslenen taburun özgün bölüğüne ulaşılıyor. Tabur kısa kadar alanda bölükler halinde hareket ediyor. sadece kadın gerillalardan oluşan bölüğe, özgün bölük deniliyor. Ekibin ulaştığı saatlerde onlar da taşınma hazırlığı yapıyorlar. kısa bir mola veriliyor. Kahvaltılar yapıldıktan sonra, tekrar yola çıkılıyor. Artik, güneş iyice yükselmiş, hava sıcak. Temmuz ayinin ortaları. Evdal Kovi dağının zozanları, koçer zomlarına ev sahipliği yapıyor. Ekip aceleye getirmeden suyun kenarında yavaş yavaş Geliyê Reş`ten Xakûrkê vadisine bakan boğaza tırmanıyor. sıcak ve yorgunluk yürüyüşün temposunu etkiliyor. Ekip ikişerli-üçerli gruplar halinde yavaş yavaş zomların yanından geçiyor. Çocuklar gerillayı görünce, hemen el sallayıp zafer işaretleri yapıyorlar. boğaza yaklaşmışken iki kız çocuğu başlarındaki bir kovayla gerillaların yürüdüğü patikaya doğru koşarak geliyorlar. Hava sıcak, herkes terlemiş. Çocuklar kovayı patikanın yani başındaki bir kayanın üzerine bırakıyor. Ayran getirmişler. Zom ayranı. Ama, beklenmedik bir bicimde soğuk. İçinde kar var. temmuz`un ortasında bu dağ başında buzlu ayran! Daha güzel bir şey olabilir mi? Ekip üyeleri gelip çocukların yanında duruyor, birer-ikişer bardak ayran içiyorlar. Çocuklar utangaç. Ve olabildiğince güzel. Bir gerilla, “İşte, dünyanın en güzel iki şeyi, dağ başında buz gibi ayran ve güneş kadar güzel ve sıcak çocuklar,” diyor. Rubar, ayranını içtikten sonra, çantasını indiriyor, çantasından yolculuk için yanına aldığı bisküvi, seker ve çekirdekleri çocuklara veriyor. diğer gerillalar da ayni şeyi yapıyor. Birden bire çocukların kucakları seker ve çerezlerle doluyor. Çocuklar şaşkın. böyle bir şeyi beklemiyorlar. Dersim, kamerasıyla bu anların fotoğrafını çekiyor. Herkes çocuklarla fotoğraf çekiyor. çocuklarla vedalaşıp yola devam ediliyor. boğaza tırmanılıyor. Tırmanış bittiğinde Xakûrkê vadisi ve Şekif dağı görünüyor. Boğazdan Xakûrkê askeri karargahına kendilerini bırakıyorlar.
Öğlene doğru Xakûrkê`nin en güzel mekanlarından biri olan Ermuş`a ulaşılıyor. Hemen karargah yönetimiyle konuşuluyor. Ekip karargaha yakın bir yerde konumlanıyor. Hızla hazırlıklar yapılıp Çil û Çar`a, Cemal Zêdayî boğazı denilen tepenin yanındaki eski bir kamp yerine gidilecek. Ama, hazırlık yapılması biraz zaman alacağından, zamanı değerlendirmek amacıyla bazi çekimlerin burada yapılmasına karar veriliyor.
Ekip Xakûrkê`ye geldiğinde, Xakûrkê`de, diğer alanlarda olduğu gibi bir şehitliğin yapıldığını ve alandaki şehitlerin toplandığını öğreniyoruz. Ve şehit Beritan`in 13 yıldır nerede olduğu bir türlü bulunamayan cenazesinin bulunduğu haberi geliyor. Cenazesinin nerede olduğuna ilişkin birçok rivayet vardı. Ama bu sefer cenazenin yerini bilen, `92`de Güney Savası`na Xakûrkê cephesinde katılan bir arkadaş, cenazenin yerini bildiğini soyluyor. Adı, Xemgin. Cenazenin yerini göstermesi için çağırmışlar. O da gelmiş. Ekiptekiler çok heyecanlanıyorlar. Özellikle Halil, cenazenin çıkarılmasını çekmek istiyor. Bunu, alan yönetimine de soyluyor. Aşağıda bazi sahnelerin çekimi devam ederken bir aksam, Beritan`in cenazesinin çıkarıldığı haberi geliyor. Ekipten habersiz yeri bilen arkadaş, acelesi olduğu için cenazenin yerini göstermeye gitmişken cenazeyi çıkarıyor. Cenaze sağlammış. Elbiseleri, şutik’i ve cebinde bulunan bazi eşyalar o dönemlerde Xakûrkê`de Beritan`in takımında kalmış olan Nuda Karker`e gösteriliyor. O da, o olabileceğini söylüyor. Cebinden çıkan eşyalar paketlenip getiriliyor. Karargah yönetimine teslim ediliyor. Dört tane küçük pil, bir küçük laska, bir makas ve çakmak bulunmuş.
Beritan`in cenazesinin bulunmuş olması, herkesi sevindiriyor. Ama Halil, çok üzgün. Biraz da kızgın. Kendisine haber verilse, ekip olarak gidip cenazenin çıkarılmasını çekecek. Hatta, cenazenin bulunmasıyla birlikte senaryonun kurgusu da değişiyor. Ekiple tartışılıyor, ve filmin cenazenin bulunma sahnesiyle başlaması kararına ulaşılıyor. Ama artik olan olmuş, cenaze bulunmuş ve çıkarılmış. Çıkaran arkadaşlar, cenazeyi tekrar ayni yere saklamışlar. Şehitlik bitene kadar orada kalacak. Cenazenin yeri ekibin üslenmeyi düşündüğü yere on beş dakikalık mesafedeki bir boğazda. Cemal Zêdayî boğazından eski bir kamp yeri olan bir düzlüğe gidiliyor. `92 yılında burası yeni şervanların kamp yeriymiş. Kampın doğusunda Çil u Çar vadisine inen bir boğaz var. tam boğazın bulunduğu yerin bir kaç metre aşağısında yamaçta gömülmüş Beritan. ekip tartışıyor, Beritan`in cenazesinin çıkarıp çekme kararına ulaşılıyor. Cenazenin yerinin gösterilmesi, kazılması ve çıkarılması kurgulanıyor. Ekipteki herkes buna katılıyor. Aşağıda çekimler bitip hazırlıklar tamamlandıktan sonra, bir aksam üzeri Beritan filminin sinema ekibi, Beritan`in eylem yaptığı yerin yarim saat, cenazesinin bulunduğu yerin 15 dakika uzağındaki eski bir kamp yerine doğru yola çıkıyor.
Erzak ve teknik malzemeler katırlara bindirilip tepeye gönderiliyor. ardından ekiple birlikte yola çıkılıyor. Bir saate yakın dik bir yokuşu tırmandıktan sonra, Cemal Zêdayî boğazına yerleşilecek kamp yerine ulaşılıyor. Sabah erkenden kazma ve kürekler alınarak cenazenin bulunduğu yere gidiyoruz. Xemgin`e haber verilmiş, o da gelmiş. Cenazenin yerini gösterecek, ekip de mezarı açıp çekim yapacak. Gün doğumuyla birlikte Xemgin önde, ekip peşinde boğaza ulaşılıyor. Kamera kuruluyor, Xemgin`in gelip mezar yerini bulması ve göstermesi, ekiptekilerin gelip mezarı açmaları çekiliyor. Küreklerle mezardaki toprak atılıyor. Eski naylon çuvallara sarılmış cenazeye ulaşıldığında, toprak elle atılmaya başlanıyor. Ekipteki herkes mezarın başında cenazeyi kendi elleriyle çıkarıyorlar. Toprak bitirilip cenazenin üzerindeki beyaz çuvallar kaldırılınca karşımıza rengi bozulmuş ama sapasağlam duran bir gerilla elbisesi çıkıyor. Yeleği, gömleği, şalvarı, şutik’i, ayakkabıları, çorapları olduğu gibi duran bir cenaze çıkıyor. Kafatasına bakıyoruz, alnının üst kısmında mermi izi var. kafatasını delmemiş, ama merminin çarpıp sektiği yer çökmüş. Bizden önce çıkaran gerillalar yerinden kımıldattıkları için kemikler birbirine karışmış. Mezarının yani başında bir yağmurluk açıyoruz. çıkan kemikleri ilk haliyle olduğu gibi yeniden düzenlemeye çalışıyoruz. Bu arada cenazenin Beritan`a ait olduğuna dair işaretler arıyoruz. Cenazenin boyu oldukça uzun. ayakkabıları hala sağlam olduğu için, numaraları okunabiliyor. 44 numara ayakkabı giyiyor. Tartışıyoruz. O donemde ayakkabı bulunamadığı için, bayan gerillaların bazen büyük ayakkabı giydikleri söyleniyor. Elbisede göğüs hizasında mermi izlerini görüyoruz. çıkan eşyalar yanımızda. açıp inceliyoruz. Beritan`a bir işaret arıyoruz. Xemgin`e soruyoruz, kendisi bizzat gömmemiş. Ama, o donemde ayni alanda bulunduğu başka bir arkadaşla çatışmaların ardından gelip mezarı görmüş. yanındaki gerilla, mezarın Beritan`a ait olduğunu söyleyerek kamuflajını yapmış. Bilgileri bir araya getiriyoruz, Beritan olma ihtimali var. çekimleri tamamlayıp cenazeyi bir yağmurluğa sardıktan sonra, tekrar mezara koyup üstünü örtüyoruz.
Noktaya donuyoruz. Üslenme hazırlıkları tamamlanıyor, mangalar yapılıyor. Ekibin morali genelde iyi. Özellikle gençler, Beritan`in cenazesini görmenin yarattığı etkiyle biraz durgunlar. Mangalar yapılıyor, kamp yerindeki çeşme temizleniyor, eksikler tespit ediliyor. Cephane ihtiyacı var, bunun Xinere alanından temin edilmesi gerekiyor. Halil, yanına Andok`u alarak Xinere`ye gidiyor. Bu arada ekibin geri kalan kısmi ön hazırlıkları ve üslenmeyi tamamlamak için çalışmaya devam ediyor.
İki gün sonra Halil ve Andok, yanlarında sürekli gülümseyen, sivil giyimli birisiyle çıkıp geliyorlar. Halil sürekli gülümsüyor. Selamlaşıyoruz. Oturuyorlar. Halil hemen söze giriyor, “arkadaşlar, çıkardığımız cenaze Beritan arkadaşa ait değilmiş. O cenaze Sarı Agirî isimli bir arkadaşa ait. Cenazeyi bizzat Yaşar arkadaş gömmüş,” diyor, yanındaki sivil giyimli Yaşar`i göstererek. Yaşar, 1992 yılı Xakûrkê savaşında Çil u Çar`da Beritan`in eylem yaptığı kayalığın hemen üstünde mevzilenmiş olan doçka takiminin komutanı. Yıllarca savaşta kaldıktan sonra, Şimdi Hav-Par adli bir örgütte çalışmalarını yürütüyor. Beritan`in son çatışmasında onun da kulak zarları hasar görmüş. Bu yüzden iyi duymuyor. Kiminle konuşursa ya da, kim konuşursa direk yüzlerine, özellikle dudaklarına bakıyor. zamanla insan yüzlerini okumayı öğrenmiş. Dudak okumayı değil, yüz okumayı.
Biz sohbet ederken de herkesin yüzüne bakıp sürekli gülümsüyor. Halil, kendisini bizimle tanıştırırken de yine yüzünde ayni ifade var. Halil`in konuşması biter bitmez, “Size her şeyi anlatacağım. Ne eksiği, ne de fazlasıyla. Beritan üzerine çok spekülasyon yapıldı. Bunları bitirmenin zamanı geldi,” diyor. “Ama önce, bir şeyler getirin de karnimizi doyuralım,” diyor. Konuşurken o kadar vurgulu bir ses tonu ve kendinden emin bir ifadesi var ki ekipteki herkes büyük bir dikkatle onu dinliyor. çok acelemiz var. Beritan`i bulduk.
Hemen arkadaşlar harekete geçiyor. Yiyecek bir şeyler hazırlıyorlar. Bu arada Halil, Yaşar`i nasıl bulduğunu anlatıyor. Tesadüfen karşılaşmışlar. Xinêre`deki arkadaşlarla konuşurken Yaşar da orada oturuyor. Halil, bulunan cenazeden bahsediyor. Yaşar sürekli gülümseyerek onu dinliyor. Sonra birden söze giriyor, “O Beritan değildir,” diyor. Halil şaşırıyor. “Kimdir?” diyor. Yaşar, “O doçkacı Sarı Agirî,” diyor. Halil, “Sen nereden biliyorsun?” deyince, “Çünkü, onu ben gömdüm,” diyor. “Peki, ya Beritan?” diyor Halil. “O, Sarı Agirî`nin hemen üstündeki yamaçta yatıyor,” diyor. Halil daha da şaşırıyor. “Nereden biliyorsun?” diyor. “Çünkü, onu da ben gömdüm,” diyor. “Bize gösterir misin?” diyor. “Evet!” diyor. “Zaten ben de yönetimdeki arkadaşlarla konuşmak için arkadaşların yanına gitmiştim. Şimdi oradan geliyorum. Biraz islerimiz vardı, isimiz bitince Hav-Par`in çekim ekibiyle birlikte gidip Beritan`i çıkarmayı düşünüyorduk,” diyor. Halil ne diyeceğini bilemiyor. “Peki, neden şimdiye kadar kimseye söylemedin?” diyor. Yaşar, özellikle son yıllarda birçok kişiye söylediğini ama kendisi burada olmadığından dolayı ve Beritan`in yeri üzerinde birçok spekülasyon geliştiğinden ve sitemle arkadaşların da ilgisizliğini eleştirerek sonuç alamadığını soyluyor. Kendisi alana gelince yaptığı ilk islerden biri de bu durumu netleştirmekti. Yönetimlerle konuşuyor, gerekli hazırlıkları yapıyor. Tam gidecekken Beritan film ekibini öğreniyor. Tesadüfen Halil ile de karşılaşınca bu iş için en uygun kişiyi bulduğu sonucuna varıyor. Hiç oyalanmadan Halil`e Xakûrkê yoluna düşüyor.
Bir taraftan yemeklerini yiyip çaylarını içerken, diğer taraftan merakla bekleyen film ekibine Beritan`la ilgili gelişmeleri anlatıyorlar. Yaşar, her bir kahramanın zamanla efsaneye dönüştüğünü ve hakkında onlarca, belki de yüzlerce hikaye anlatıldığını ama, Beritan`in sadece bir efsane değil, bir tarihsel kişilik ve gerçek olduğunu soyluyor. “Bunun için de,” diyor. “Beritan`i tarih içindeki yerine doğru koymak önemlidir. Beritan, yazılan tarihimizin en zorlu sayfasının en berrak ifadesidir. Bunu muğlaklaştırmak, tarihle oynamak olur. O yüzden Beritan`la ilgili bütün gerçekleri titizlikle açığa çıkarıp belgelemek gerekir,” diyor. “Ben size gördüğüm, bildiğim ve duyduğum her şeyi anlatacağım. Siz bunu belgeleyeceksiniz,” diyor. Hemen hazırlıklara başlıyoruz. Bir gün sonra, ekibi alıp Beritan`in bulunduğu yere doğru yola çıkıyoruz. Bu arada Yaşar ve Xemgin de tanış çıkıyorlar. Yaşar`in anlatımlarını Xemgin de onaylıyor.
Birbirleriyle sohbet ederken hem kendileri, hem de biz gülmeden edemiyoruz. Çünkü, Xemgin`in de kulaklarında sorun var. yüksek sesle ve dikkatle birbirlerinin yüzüne bakarak konuşuyorlar. Konuşmaktan çok, birbirlerini okuyorlar yüzlerinden. Yaşar, Xemgin`e takılıyor, “Sansa bak, iki sağır tarihin sesi olacaklar. Aklıma, Timur`la Beyazıt`in hikayesi geldi,” diyor. Herkes daha yüksek sesle gülüyor. Xemgin, bulduğu cenazenin Beritan`a ait olmadığına üzülmüş ama, onun yerini bilen eski silah arkadaşı Yaşar`i bulduğunu da çok sevinmiş. Biraz mahcup, “Vallahi heval, ben arkadaşlara söyledim. Bu cenazenin Beritan`a ait olup olmadığını kesinlikle bilmediğini ama, duyduğumu anlattım. İyi ki sen geldin. Yoksa biz de tarihe karşı suçlu duruma düşecektik,” diyor. Yaşar, sürekli Xemgin`in omuzlarına vuruyor, sanki kucaklayıp başını okşamak istermiş gibi bakıyor. çünkü o savaşta Yaşar, takim komutanı iken, Xemgin alandaki başka bir kampın 13 yaşındaki portatif gerillasıymış.
Aradan gecen yıllar içinde Xemgin büyümüş, değişmiş. Ama Yaşar`in gözünde Xemgin hala 13 yasındaki sevimli portatif. Yaşar`in yüzündeki sevecenlik çevredeki herkese yansıyor. Xemgin biraz mahcup. Yaşar elini Xemgin`in omzuna koyarak, “O günün tanıklarından çok az kişi kaldı. İkimiz de tarihimizin en onurlu ve zorlu zamanlarının tanıklarıyız. Birlikte tanıklık yapacağız, hiç bir kaygıya düşmeden. Olduğu gibi anlatacağız. Biz, tarihsiz bir halkın tarihiyle en çok oynanan bir halkın tarih yazma savaşının tanıklarıyız,” diyor. Ekipteki eski bir gerilla, “Sadece tanıkları değil, ayni zamanda yaratıcıları ve yazıcıları da…” diyor.
Aksama doğru Xemgin ve Yaşar önde, ekip arkalarında Çil u Çar boğazına doğru yola çıkıyoruz. Herkes büyük bir heyecan içinde. Boğaza çıkıyoruz. önce Sarı Agirî`nin mezarı başında toplanıyoruz. Yaşar, onu nasıl getirdiklerini ve kendisinin onu nasıl gömdüğünü anlatıyor: “Savaşın sonlarına doğru ateşkes yapılmıştı. arkadaşlar kendilerine yakın tepelerdeki peşmerge komutanlarıyla diyalog kuruyorlardı. Bir ara cenaze değişimleri gündeme geldi. Görüşmeye giden arkadaşlar, cihazla benimle bağlantı kurdular. Ve bana, bir cenaze göndereceklerini, onu gömmek için hazırlık yapmamı istediler. Ben de yanıma iki arkadaş alarak kazma ve küreklerle buraya geldik. Aksama doğruydu. Bir grup arkadaş cenazeyi getirdi. Baktım. Sarı Agirî`ydi. Tanıdım. Cemal Zêdayî tepesinde doçkacıydı. Kelimenin tam anlamıyla bir ateş parçasıydı. Alandaki herkesin tanıdığı ve sevdiği bir arkadaştı.
Agirî`yi buraya gömdük. Tam gidiyorduk bir grup arkadaş üç cenazeyle çıkıp geldiler. Hava kararmak üzereydi. Onları da gömmem için göndermişlerdi. Cenazeleri getiren arkadaşlar, diğer cephelerden takviye için gelen arkadaşlardı galiba. Cenazelerin kime ait olduklarını sordum, iki bayan ve bir erkek arkadaş olduklarını ama isimlerini bilmediklerini söylediler. Ama cenazeleri teslim eden peşmerge komutanı, bayan arkadaşın yaralı olduğunu ve kendilerinin onu öldürmek istemediklerini, teslim olmasını istediklerini ama bayan arkadaşın teslim olmayıp kendisini uçurumdan attığını söylediğini söylediler. Beritan`in kendini attığı kayalık benim doçka tepemin tam altındaydı. Çatışmaya müdahale de etmiştim. Ama mevzi düşüp, arkadaşlar geri çekilmişlerdi. Beritan`in tek başına orada kaldığını biliyorum. Bu Beritan`di. diğer iki arkadaşın ismini öğrenemedim. Hava karardığı için aceleyle üç cenazeyi de şu üstteki yamaçta sakladık,” diyor. Yirmi-otuz metre üstümüzdeki yamacı gösteriyor.
Yamaç kumluk. Her yer dümdüz. Mezara ilişkin her hangi bir işaret göremiyoruz. Yaşar çevreye bakıyor, işaretlerini bulmaya çalışıyor. Yaşar, “Bir ağaç vardı. Bir ara yorulup ona sırtımı dayamıştım,” diyor. Dikkatle çevreye bakıyor. aradan 13 yıl geçmiş. Alanda birçok çatışma yaşanmış, ormanlar yanmış, yeniden yeşermiş. Yaşar yamaca dikkatle bakıyor. kayalıkları inceliyor. Toprağı inceliyor. Hem hatırlamaya çalışıyor, hem bir işaret bulmak için dikkatle etrafına bakınıyor. Biraz dolaşıyor, sonra bir yerde duruyor. Toprağı eliyle yokluyor, bir silah şişi istiyor. Şişi alıyor, gerillanın mayın ya da erzak gömmesini ararken yaptığı gibi elindeki şişi toprağa batırıp, toprağın sertliğini ölçüyor. diğer gerillalar da onun hemen çevresinde ayni şeyi yapıyorlar. bu arada bütün bunlar kaydediliyor. Yaşar en sonunda mezarın yerini bulduğuna ikna oluyor. Bir kaç metrelik bir alanı işaret ederek, “Burası,” diyor. Ekip hemen kendi içinde işbirliğini yapıyor. Bir grup kazı yapacak, diğerleri toprağı çekecek. çekim ekibi çekim yapacak. Halil kamerayı Yaşar`in tam karşısına kuruyor. Yaşar kazıya başlamadan önce bir iki şey söylemek istediğini belirtiyor, tarihin tanıklığında bu işi yaptığını belirterek, “Beritan 13 yıldır burada yaşıyor. Açın, bakin, göreceksiniz,” diyor. kazıya başlamadan önce mezarın içinde ne bulacağımızı anlatıyor, “üç cenaze var. biri Beritan, diğeri isimlerini bilmediğim bir bayan ve bir erkek. Cenazeler ayrı ayrı yağmurluklara sarılmış. Üstlerinde bir battaniye olması gerekiyor. Mezar fazla derin değil, acele ile yapmıştık. Üzerlerinde bir kaç karış toprak olması gerekiyor,” diyor. Ve kazmaya başlıyoruz. Toprak fazla sert değil. kazma ve kürek rahat çalışıyor. Çıkardığımız toprağı bir kenarda topluyoruz. Olabildiğince yavaş ve dikkatli çalışılıyor.
önce Rêzan`in kazı yaptığı yerde bir parça şutîk çıkıyor. Siyah. O bölgeyi hemen silah sisleri ve elle derinleştirmeye başlıyoruz. Bir parça kemik çıkıyor. Sonra yavaş yavaş elbiseler ve ayakkabı. Cenazelerin ortaya çıkan işaretlerden yönünü tayin etmeye çalışıyoruz. Ayakkabılar bulununca belli bir çerçeve oluşturuluyor. O çerçeve içinde kazı derinleştiriliyor. İlk bulunan cenaze, mezarın bir ucunu oluşturuyor. Bel kısmından kemiklerin bir kısmı dışarı çıkmış. Hayvanlar çıkarmış olabilir mi, diye soruyoruz birbirimize. Ama, toprağın altında olması farklı olasılıkları gündeme getiriyor. Ortaya çıkan cenazenin çevresi yavaş yavaş temizleniyor. Cenazelerin üstünde battaniyelerin kenarına konulan naylon bez olduğu gibi duruyor. Ama battaniyenin kendisi gecen süreç içerisinde toprağa karışmış. Daha önceki mezarlarda da görmüştük, uzun zaman toprağın altında kalan elbiseler ve pamuk bezler toprak olurken, naylon karışımı bezler uzun sure sağlam kalıyor.
kazı derinleştikçe iki çift ayakkabı daha gün yüzüne çıkıyor. Ayakkabılardan bas kısmına doğru kazıyı devam ettiriyoruz. İlk başta bulduğumuz ilk cenazenin tamamını açığa çıkarıyoruz. İlk cenaze ayakkabıları, şalı, şutik-i, şutik-in altında bağladığı kareli boyun bağı, askeri gömleği ve askeri gömleğin içinde düğmeleri ve bazi lifleri kalmış sivil kareli gömleğin kalıntıları. Onların da üzerinde ustu rengi beyaza çalmış, yağmurlukla örtülü bir yüzden ibaret. Cenazenin bağlanma bicimi dikkatimizi çekiyor. Kollarının omuz altından şutikle vücuduna bağlandığını görüyoruz. Ama her şeyden çok dikkat çeken, yağmurluğun örttüğü yüz oluyor. Herkes gelip yakından bakıyor. Halil yüze dokunuyor, “çok güzel bir yüz,” diyor. Ekibin diğer üyeleri de ayni şeyi soyluyor, “çok güzel bir yüz,”. Beritan Cudi, elini yüzün üzerinde gezdiriyor, “Sanki yeni uyumuş, her an uyanacakmış gibi duruyor,” diyerek oradaki herkesin ortak duygusunu ifade ediyor. bu arada kazıyı yapan ekibin diğer üyeleri diğer iki cenazeyi de açığa çıkarıyor. Cenazeler yağmurluklara sarılmış. İlk bulunan cenazenin dışındaki cenazeler hiç dağılmadan oldukları gibi duruyor. Yaşar, “İki bayan arkadaşı bir tarafa, erkek arkadaşı da onların yanında diğer tarafa gömmüştük,” diyor. Ortadaki kesin bir kadın cenazesi. diğer ikisinden hangisinin erkek olduğunu tespit etmek gerekiyor.
Bulunan ilk cenazenin yüzündeki örtüyü kaldırıyoruz. Kafatası sapasağlam. Elbiselerin içindeki kemikleri inceliyoruz. Boyun kemiği kirik. Sağ kaburgalarından bazıları ve sağ bacağının baldır kemiği kırılmış. Elbisede birçok yırtık var. mermi izi arıyoruz. Sadece kolunda, omuza yakın bir yerde mermi izine benzeyen bir delik görünüyor. Elbisedeki diğer yırtıkların çarpma sonucu oluştuğu kanısına varıyoruz. Gömleğinin bir cebinden beyaz ayna çerçevesinin parçaları ve parçalanmış mor renkli plastik çakmak parçaları çıkıyor. diğer ceplerinde bir şey bulamıyoruz. İkinci cenazeyi inceliyoruz. Kafatası sağlam. Kemiklerde fazla kirik görünmüyor. Gömleğinin göğüs kısmının düğmelerini açıyoruz. Kaburgaları sağlam. Ama göğsünün sol kısmının kalbin bulunması gereken yerde bir BKC mermisi çekirdeği duruyor. Rubar mermiyi alıp bakıyor. sonra elbiseye dikkatle bakıyor. göğüs hizasında mermi izi bulunuyor. büyük ihtimalle kalbinden oldurucu bir darbe almış. Cenazenin üzerindeki elbiseler yırtık değil. gömlek cebine iliştirilmiş bir rozet buluyoruz. Kırmızı zemin üzerinde Sarı orak ve çekiç etrafında bir yazı. Partîya Karkerên Kurdistan, PKK. hiç bozulmamış. Tuzunu alınca kıpkızıl ve pırıl pırıl duruyor. Bu cenazenin büyük ihtimalle Beritan`a ait olmadığı üzerinde anlaşılıyor. Cenazenin boyu diğer iki cenazeye Gore oldukça kısa.
Üçüncü cenaze uzun boyuyla dikkat çekiyor. Onun da utsunu açıyoruz. Kafatası sağlam. Kemiklerinde kirik yok. Elbiseleri sağlam ve oldukça geniş. Ceplerine bakıyoruz, bir şey bulamıyoruz. Elbisede mermi izlerine benzer bazi küçük delikler bulunuyor. Dişlerine bakıyoruz, düzgün ve küçük dişler. İkinci cenazenin kaplama bir dişi var. birinci cenazenin on dişleri tavsan dişi. Üçüncü cenazenin ayakkabıları diğer ikisinden daha büyük.
Tartışıyoruz. Üçüncü cenaze büyük ihtimalle erkek. İkinci cenaze genç ve ufak tefek. Aldığı yarayla hemen ölmüş olması gerekiyor. Birinci cenaze orta boylu, giyiminden kadın bir gerilla olduğu ihtimali yüksek. Beritan`in günlüğündeki fotoğraflarda giydiği ayakkabının aynısı ayaklarında duruyor. Belindeki şutik siyah. Fotoğraftaki ile ayni. Ayni donemde kendisiyle beraber yasayan Nuda Karker, Beritan`in şahadetinden kısa bir sure önce Beritan`la şutiklerini değiştirdiklerini söylemişti. Tarif ettiği şutik birinci cenazedekine çok benziyor. Şutik-in altında beline sardığı boyun bağı sağlam duruyor. Yaşar o donemde boyun bağlarının Iran`dan geldiğini ve birçok arkadaşta bulunduğunu soyluyor. bütün işaretler birinci cenazenin Beritan`a ait olduğunu gösteriyor. Herkesin düşüncesi ortak.
Cenazelerin çıkarılması bastan sona bütün ayrıntılarıyla kameraya çekiliyor. Bu çekimler filmde de kullanılacak. Cenazeler teker teker çıkarılıp yeni yağmurluklara sarılıyor. Mezar düzeltiliyor. Bulunan cenazelerin üzerine cenaze ile ilgili bilgiler yazılıp laskalandıktan sonra bırakılıyor. Birinci cenazenin üzerine BERITAN (Gülnaz Karataş) yazılı bir not bırakılıyor. Cenazeler şimdilik yerlerinde kalacak. Xakûrkê alanında Beritan adına yapılan şehitliğin inşa çalışmaları bittikten sonra Beritan`in şahadet yıldönümü olan 25 Ekim`de törenle cenazeler oturulup deflenilecek. Bu arada Yaşar , Sarı Agirî`nin cenazesinin de Beritan onlar için düzenlediğimiz mezara taşınmasını öneriyor. Törene kadar ayni mezarda birlikte uyuyacaklar. Sarı Agirî`yi de getiriyoruz.
1992, Xakûrkê alanında yaşanan savasın dört şehidi ayni mezarda yan yana uyuyor. İki tanesinin kimliği henüz bilinmiyor. Araştırılacak. Birisi doçkacı Sarı Agirî. diğeri Beritan (Gülnaz Karataş). Cenazeler mezara yerleştiriliyor. Kalın ağaçlarla üzerleri kapatılıyor. Yağmura karşı tedbir amacıyla üstüne naylon örtülüyor. Toprak atılıyor. Ve ağaç dallarıyla kamufle ediliyor.
Ekip üyeleri, Beritan filminin o anda başladığını soyluyorlar. Halil çok sevinçli. Daha önce de PKK`nin, 1982`nin 2 Mayıs`ında komployla katledilen merkez komite üyesi ve kurucularından Mehmet Karasungur ve onunla birlikte yaşamını yitiren İbrahim Bilgin`in cenazelerini bulup çıkarmış ve onlarla ilgili program yapmıştı. Şimdi ismi PKK tarihinde bir çizgi, Kürt özgürlük mücadelesi tarihinde bir efsane olan Beritan`i bulup çıkarmış. Hem de Beritan filminin çekimleri için Beritan mekanına gelmişken, tesadüfen oluyor bu. Ama Halil, “Bu bir tesadüf olamaz,” diyor.
Daha sonra Yaşar`la birlikte Yaşar`in 1992 savaşında doçkasını kurduğu ve savaştığı tepeye gidiyoruz. Yaşar yol boyunca `92 Güney Savaşını gördüğü ve yaşadığı kadarıyla anlatıyor, sanki o günleri yeniden yaşıyormuş gibi. Bazen ekipten birileri kendisine soru soruyor. Biliyorsa, dün yaşamış gibi en ince ayrıntısına kadar anlatıyor. Bilmiyorsa, herkeste hayranlık ve tebessüm uyandıran bir ifadeyle, “Görmedim, duymadım, bilmiyorum,” diyor. Tek tek mevzileri dolaşıyoruz. Yaşar`in doçka tepesi Beritan kayalıklarına yukarıdan bakıyor. gündüz gözüyle oradaki her hareketi görmek mümkün. Yaşar anlata anlata bizi kayalıklara götürüyor. Yol boyu her çeşitten mermi kovanı dikkatimizi çekiyor. kayalıklara çıkıyoruz. Karşımızda Şekif, aşağıda Çil u Çar vadisi ve Lolan suyu. Lolan suyunun karşı tarafında güneye açılan Şêxzade boğazı. Batıya dönüyoruz, Evdal Kovi ve güneybatı tarafında Lelikan tepesi. En iyi bildiğim tepe. Burada Beritan, orada Berti. Ayni savaşta ayni toprağa başkoydular. Şimdi Beritanistan`da Beritan tepesinden Berti`nin gömülü olduğu Lelikan tepesine bakıyorum. Kendimi evimde, benim ben olduğum yerde hissediyorum. Beritani, Beritanistanlı, Berti.
Beritan filminin ekibi Xakûrkê`ye gelir gelmez Beritan`in cenazesini bulup çıkarıyor. Yine, Yaşar`in anlatımlarından senaryoda kurgu olarak işlenmiş birçok şeyin savaş sırasında da aynen yaşandığını öğreniyoruz. Örneğin, “Harun neredeydi?” diye soruyor Halil. Yaşar, doçka tepesinin arkasındaki tepeyi gösteriyor. Bu tepe Beritan kayalıklarına bakıyor. Harun`un koordine tepesi. Filmde de yapılan kurguya göre Harun, Beritan`ı görebileceği yakın bir tepeden çatışmayı koordine ediyordu. Gerçekte de öyleymiş. Yine, film kurgusunda mevziiyi bırakıp giden bir gerilla var, filmdeki adı Xebat. Yaşar o çatışmada İsmail isimli takim komutanının Beritan`i çatışma ortasında bırakıp gittiğini soyluyor. Halil, “Bizim kurgumuzda da böyle bir şey var. ancak adı İsmail değil, bilseydik adını İsmail yapardık,” diyor. Buna benzer birçok tesadüf yazılan senaryonun ve yaşanan gerçeğin uyumunu gösteriyor. Halil ısrarla bunların tesadüf olamayacağını ama nasıl izah edeceğini de bilmediğini söyleyip duruyor heyecanla. Ve Beritan tepesine doğru yürümeye devam ediyoruz. Tepeyi geziyoruz. Kayalıklar arasında Beritan`a ait hatıralar dolaşıyor.
Tepede bulduğum bos kovanları topluyorum. 241 adet bos BKC ve kalaşnikov mermisi biriktiriyorum. Zamanla renkleri yeşile çalmış. Beritan`in kendini attığı yere gidiyorum. Mermileri tek tek yere bırakıyorum. yazı yazıyorum. Beritan`in mevzisinde Beritan`in mermileriyle bir isim yazıyorum. BERITAN.
Gerisini film anlatacak. Gerilla filmi. Halil`in deyimiyle, “gerillayı ancak sinema anlatabilir. Dağda yapılabilir gerilla filmi. Ve en güzelini de ancak gerilla yapabilir,” Gerilla film yapıyor. Beritan`in filmini. Yani, kendi filmini. Biliyor musunuz, bunlar gerçekten film insanlar. İyi seyirler…

YAZDIR Yazdır     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
 
Seçenekler
   Çıktısını Al
   Arkadaşına Yolla
   Köşe Yazılarına Dön

Arşiv
·Anlatılması zor anlar
·Dağı Resmetmek
·Anlamak soru sorabilmektir
·Bir Aborjin hikâyesi…
·Newroz gelsin...
·Unutmak mı?
·Ya Che ya da hiç! Ya gerilla ya da hiç!
·Zagros'ta 'Wanmara'nın intikamı...
·Toprak ananın çiçek çocukları...
·Bu Yazıya Siz Ad Koyun!

© 2004 Rojaciwan.com
Bütün HaberlerTürkce HaberlerNuceValid robots.txt


English: All the comments, articles and other contents are property of their owners.
German: Die Artikel und Kommentare sowie Foren- und etwaige Chatbeiträge und alle anderen Inhalte sind Eigentum der Autoren.
Turkish: Rojaciwan sitesi özgür bir tartışma platformu olup, sitemizde yayınlanan bütün yazılardan, yorumlardan ve hernevi multimedia dökümanlarından sahipleri sorumludur.


Sayfa Üretimi: 0.096 Saniye
SQL: 26
Rojaciwan Theme by Rojaciwan Webtasarim.