| |
| Eklenme Tarihi: 18.10.2006 Saat: 20:14 |
|
|
“ mum ışığı, şimşekten ayrımı söyler acısını dünyanın.”
İçine kapanık dizeler ve kendine bile itiraf etmekten kaçınan satırları çalıyorum yaşamın zulasından. Konuşmak için konuşuyorum desem latife sayma. İnsan olduğumdan şu dudaklarım değmeli tümcelerin ışığına. Ama suya yazıyorum su renginden harflerle. Suya, toprağa ve acının doğurduğu çığlığa güvenmeli. Söylenecek bir şey onun kulağına söylenmeli. Ben sana uydum ey ıssızlık, sana uyup ta içime aktım. Ne vakitsiz gel nede git. Ben sınırlarımı hiçe saydım şu saçma sapan didişmelerin ortasında, evcilleştirdiğim öfkelerimin yalın samimiyetiyle… Literatürlere başkaldırıp yürüyorum. Şu bıkkınlık şu kısır döngünün ölümüyle yeni bir sözlükle yaşıyorum, zaman zaman anlamlandıramazsam da. Ekolsüz ve akortsuz hesabının faturasını kendisi kesen yani. Ey ıssızlık, vaktime gel ve bana uy. Gidersen bana yeminli kalabalık hısımlar yanaşır. Yerini kalabalık doldurur ve kimsesiz kalırım. Dönüp dönüp aynı yere varan dünyanın, denizleri aşıp yine yerinde sayan gemilerin, topraktan yükselişiyle ipi koptuktan sonra yine toprağa düşen uçurtmanın döndüğü yer aynı değil mi? Yönsüzlüğe dönüyorum, yorulmadan yönsüzlüğe varıyorum. Burada ne varsa onunla yetinerek. Bir zerrenin içinde nice dünyanın tohumu. İnsanlığım sığar buraya yetinmesini bilirsem. Yetinmenin içinde mutluluğu bilmemektendir savaşlar. Bu hırs, bu dipsiz nankörlüğün kaçınılmaz ve sonu gelmez yayılan meyvesi… Şimdi kaç öğün, kaç ömürdür bu meyveden yemeyeli bu dünyada mülteci gibi yaşayan rütbesiz bir insanım. Bir yemin ediyorum bedduaların en okkalısını şiirlerle söylüyorum. Ruhsuzlar için en büyük korku bir metelik. ‘Yüreğiyle yaşayan’lar için manasız bir saniye değil mi? Delik cebimden çoktan düşürdüm ömrümü. Yasasız ve umursamaz bir korkuyla yürüyorum bildiğimden aynı yöne döneceğimi, yönsüzlüğe… Ey ıssızlık! Ben biletimi yırttım. Soframda yerim, tuzum da, ekmeğim de senin. Şimdi emirerliğinin listesine savur beni. Sen ketumluğun sergüzeştini. Ben sana iki de bir düşüp dizlerini kanatan yaramaz çocuk aşkı anlatayım.
Kırılıyoruz
Biraz Kürtçe biraz Türkçe okuyoruz kaderimize Ben içeride Dışarıda Şu yaşamın derme çatma arenasında Yalın yürek aklım sende
Tarih öncesi bir milat O kadarda yeniyiz İkide bir kırılıyoruz Yinede varız işte Sen benim noktam Aşınmışlığımın gidişatına esaslı bir çıkmaz Ben bile bile tapınağındayım değişmez mecburiyetinin
Kırılıyoruz Yalnızlığın kavmine sığınarak Ve sonra yokluğunun sancısından Aldatarak bütün bu kavmi Firari çocukları oynuyoruz Birbirimize koşarak
Anladım Kırılganlık aşkın cilveli hüznü Hüzün kanayan tebessümü mutluluğun Ben senin kırılganlığın Sen benim hüznüm Bizsiz mutluluk Solgun bir sözcük Sadece bir sözcük…
Susacaksın, şu koskoca alemi incecik, şeffaf çizgilerinle sarmalayarak. Varlığın, çokluğunla hep aranırlığını kalbimde örerek… Sus, ama hep çalmadan kapıyı gelsen de olur. Öyle ya… Kımıldasa dudakların, gizin bozulur. Bir titreklik düşse çehrene, arlansa kirpiklerin ve saç teli kadar ipince bir ışık sızsa gözlerine kör, bir çıt çıksa adından olursun. Sen, sen olmaktan çıkarsın. Dedim ya konuşmak için konuştuğumu söylersem latife sayma, sıradan deliliğimin hallerine yor. Olsun, susanda çalmadan kapıyı gel. Paçamı yukarı çeke çeke geçtim caddelerden, ezberlenmiş taklitçiliğin sıçrayan çamurundan kirlenmeyeyim diye. Ne yaman çelişki. Ağzı olan konuşuyor, kendisinden başka her şeyi de biliyor. Büyük bir maharetle noksan dinleyip, uçurumlarını başkalarının fal-sol’lu yanlarına ekerek görmezden geliyor. İşte bundandır yapmadığını, başkasından istemek, bozuculuğa ışık yakan ve sevgisizliği doğuran sebep. Buradan aramıza sızar ağulu çıyan. Ve böylece saygı ayak üstü birkaç tavırdan ibaret, bulsun yerini diye adet. sonuç; sohbetlerin manşetine başkasını taşı, kamufle olmanın en iyi yolu. Buda medeni cesaret yoksunu, astarsız vasıfsızın çocuk oyuncağı basit kozu. Ey ıssızlık… Ben şimdi geldim, sen benden daha önce buralardasın, odam da. Duvarda saz tezenesi parmak izlerinden ve tertemiz şarkılardan mahrum. Kitaplarımın üstünde toz bulutları dilediğini oynuyor. Gerçi ben muhabbet kuşlarının kafeste olması misali, kitaplıklarında, kitapların özgürlüklerini aldıklarına inanırım. Onların yeri elden ele dolaşmaktır, aşındırarak parmakları. Eskiyip ecellerine varıncaya değin. Ve ben boynu bükük duruşlarına üzülüyorum. Tamam! Ben duyuyorum seni ey yalnızlık ‘Kimi kime şikâyet ediyorsun’ deyişini. Bütün suskun ve kederli resimlerde bir karanfil gölgesi bulunur, yüreklere serinliğini salan. Sen orada konaklanır ve orada bekleyişlere tutunursun zamana karşı, kavga bayrağını açarak. Eskimiyorsun. On sefer dünyaya gelsem de yine de benden daha çocuksun. Ve öğüt veren iki kimliği taşıyorsun kimliğinde. Yalnızlığın kendisi misin? Yada… Yurdu mu? Sen mi yalnızlıktan önce varoldun, yoksa yalnızlık mı? Belki de bahsettiğim iki şey aynı kavramlardır. Sen olmazsan yalnızlık, yalnızlık olmazsa sen yoksun. Peki ya dizeler… Sen gelince mi aramıza katılır. Nereden gelir bu yakınlığınız. Sorular taşırsın rüzgârının dalgalarında. Gelirken yanıtlarla gel. Bir karanfilin kokusuna sığınalım ama kederden uzak…. |
|
Yazdır Yorum Ekle (Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.) |
|
|
|
 |
Yazan: diyarr_newal Tarih : 2006-10-19 15:30:01 Puan :      |
|
|
soluksuz okudum heval gundi.bize de yaz olur mu? |
|
Yazan: CiciTerorist Tarih : 2006-10-19 22:08:06 Puan :      |
|
Emegine saglik......süper bir calisma
Kırılıyoruz
Biraz Kürtçe biraz Türkçe okuyoruz kaderimize
Ben içeride
Dışarıda
Şu yaşamın derme çatma arenasında
Yalın yürek
aklım sende
Tarih öncesi bir milat
O kadarda yeniyiz
İkide bir kırılıyoruz
Yinede varız işte
Sen benim noktam
Aşınmışlığımın gidişatına esaslı bir çıkmaz
Ben bile bile tapınağındayım değişmez mecburiyetinin
Kırılıyoruz
Yalnızlığın kavmine sığınarak
Ve sonra yokluğunun sancısından
Aldatarak bütün bu kavmi
Firari çocukları oynuyoruz
Birbirimize koşarak
Anladım
Kırılganlık aşkın cilveli hüznü
Hüzün kanayan tebessümü mutluluğun
Ben senin kırılganlığın
Sen benim hüznüm
Bizsiz mutluluk
Solgun bir sözcük
Sadece bir sözcük… |
|
Yazan: deniz2121 Tarih : 2006-10-20 17:00:27 Puan :      |
|
sigara sondugunde usurdum
bir kaybolma isteyi sarardi beni gecenin bir vaktinde
bir sarhosun narasindan savrulmak istedim sesimi soklara
sokaklarin dingin sesizliginde kaybolmak
sehrin en huzunlu yerlerine saklamak isterdim kendimi
ve soylu yanlizligimin inzivasinda kalsaydim
gece kimsesizligin girdabi
siirlerle yamalanmis bir umut kirintisi
kaybolmak istiyorum bu gece dudagimi tarmalayan isligin sesinde
|
|
Yazan: kecamunzuri62 Tarih : 2007-03-05 13:32:57 Puan :      |
|
yürgine saglık heval..his ancak bu kadar dile getirilir..bir cok cümlen gercekten aforizma niteliginde..
|
|
|
|
 |
| |
|