Yaşamda herşey belli kaideler ve özgünlükler içinde red ve kabul ölçülerine paralel olarak şekillenir. Bunları yaparken herşeyde olduğu gibi sanatta da bunun belli bir işleniş biçimi, prensibi vardir. Yani ahlâki yönü de unutulmamalıdır.
Eğer etik, birey ve kurumsal olarak ,insanlara doğruyu ,güzeli ve en iyiyi verme olgusu ise, o zaman bunun yaratılan ve yaratılacak eserde yansıtılması ve mutlak bir emeğe dayanması gerçekliği de bir zorunluluktur. Yani sanatçının eserinde işlediği ve eserin yaratılması süreci öncesinde ve sonrasında sergilemiş olduğu tutum ve ruhsal şekillenisi, onun etik ölçülerini ifade eder.
Tabii ki bu ölçüler ve olgular gerçek sanat ve sanatçıyı ilgilendiren ve onlar için geçerli olan evrensel değerlerdir.
Bir önceki yazımda da dile getirmeye çalıştığım gibi, bu olgu popüler sanat ve sanatçısı için geçerli değildir. Çünkü onlar için emek –değer kavramı bir şeyi ifade etmez... Onlar için üretenler hamal, onlar sa tacirdirler. Yani hırsızlık ve emeğe konma ve onu allayıp pullayıp kısa sürede pazarlayıp, ondan palazlanmaktır.
Tabii ki öncelikle birinci dereceden ilgi alanıma girdiği için, değinmeden geçemeyecegim. Özellikle müzik te sıkça rastladığımız, bir başkasına ait olan bir eserin veya başka bir dilden çevrilmis olan bir tekstin kendi emeği imiş gibi gösterilmesi artık normal bir davranış halini almış. Hiç bir vicdani rahatsızlık duymadan çok rahat bir şekilde, artık neredeyse olağan bir hale getirilmeye çalışılan bu olçüsüzlük, kendisini dinleyen ve ona değer verenlere de saygısızlık ettiklerinin rahatsızlığını bile duymama ve kanıksatma çabasından başka bir şey değildir.
Nasil ki bize ait olan kültürel değerlerimizin çalınmasına vicdani olarak rıza göstermiyorsak ve bunu ahlaksızlık olarak değerlendiriyorsak o zaman bizlerde bize ait olmayana saygı duymak ve işlenecekse kaynak göstererek almamız gerektiğine inanıyorum.
Ornek vermek gerekirse... Binlerce eserimiz ve kültürel değerlerimiz, yüzyıllar boyunca hep
çalindi, Araplar, Turkler, Farslar bu değerlerimizi kendilerinin miş gibi gösterip onlardan nemalandılar ve günümüzde resmi kurumlar ve kaynaklarında kendi sanatçısının ismini ve kendi kimliğini vererek tescil etmeye çalışmaktadırlar. Ve bizler bu gün, bu değerlerimizi geri alma ve sahiplenme mücadelesi veriyoruz. Çünkü emek kutsaldır ve onlar hem ruh hem içerik ve hem de değer olarak bize aittirler. Ne kadar da uğraşsalar, farklı bir formatta ruh ve şekil almış bu değerler. Misafir gittikleri kültür içinde eğreti bir duruş sergilerler. Yani uyum sağlamazlar.
Bu nedenden dolayı, her kürt sanatçısı aynı duyarlılığı göstermeli ve eserini kendi emeği ile yaratmalıdır. Benzeşmek veya bir başkasının kopyası olmak farklılık yaratmaz. Sanat bir başkasının gölgesine sığınılarak yapılmaz. Sanat özgür olmaktır, sanat yanlışa, kötüye, çirkine baş kaldırmaktır. Sanat, eserinde etik değerleri işlemek ve bunun insanlığa mal edilmesini sağlamaktır. Eğer biz de bu kadar büyük iddiaları olan bir insanlık hareketi olarak bunu hayata geçirmez ve gelişimine önayak olmakta kendimizden başlamazsak o zaman bu enkazın altında kalmaktan kendimizi kurtaramayız.
Tabii ki her şey de olduğu gibi, asıl önemli olan ölçüdür. Bu müzikal bir eserde de böyledir. Yani kaç ölçüye kadar benzeyebilir? Bunun belli kaideleri vardır. İki eser arasında benzerlik farklı şeylerdir ama aynısı olması farklı bir durumdur. Yani bir eser başka birine belli bir olçüye kadar benzeyebilir. Çünkü nihayetinde yedi tane nota ve aralığı içindeki seslerden faydalanma durumu söz konusudur. Ancak eğer olduğu gibi alınıp işlenirse, işte o zaman bunda ki ahlâk ölçüleri irdelenir. Bu duruma düşmemek ve emeğe saygı adına buna dikkat etmek gerekir.
Meşhur bir Kürt ata sözü vardır der ki :”Diza li diza dizî,erd û ezman tev lerizî’’
İşte önemli olan bu ata sözümüzde de dile getirilmeye çalışılan olgunun kahramanı olmamak.
|
|