|
Sonbahar’ın hüzünlü ama umut kokan senfonisi ile, bir masal kuşu kanadında özlem, sevgi, acı ve hüzün yüklü bir name gönderiyorum düşlerinize zifiri bir gecenin ayazında....
Masal kuşu ile ulaşmaz diye beyaz guvercin ayagina takilmis eski bir papirus ile değil ama kara kalem ile karalanmış beyaz bir sayfa ile gönderiyorum kırık, dağınık, mahçup ama dokunulmaz, ama unutulmaz, ama yokedilemez besteyi. Bu senfoni yüreğimin ezgisidir, ırmaklara, dağlara, ayrılığın acı hüznünü yaşayanlara, serüvencilere ithaf olunur...
Merhaba serüvenci... Al götür beraberinde zulamda yıllarca birikmiş olan özlem, sevgi, hüzün ve öfkeyi. Sırt çantana koy bu desteyi, gezdir diyar diyar ülkemin dağlarında ve zirvesine geldiğinde en yüksek dağın savur uçuruma sırt çantandakileri... Sen savur uçuruma savursun rüzgar toprağa. İnan alıp götürmez bilinmeze rüzgar, muhakkak iletecektir toprağa... Ve toprak, alacak bağrına savurduklarını. Alacak ve yeşertecek tekrar baharla birlikte binbir çiçek ile ve o zaman inanki yüreğim tekrar heyecan, sevgi ve özlem ile dolup taşacaktır.
Evet serüvenci... Bir baharı daha savaş kalıntısı, yıkık dökük bir şehrin pine’lenmiş harabe bir binanın küçük odasındaki minnacık pencereden karşıladım. Bu betonik yıkılası sanal mekanlar ağır geliyor artık, her gün daha fazla kemiriyor beynimi.
Söyler misin bana, sığar mı kocaman bir iklim küçük bir cam mekana hiç...?
Ama buralarda o kadar anlamsızlaştırılmış ki bahar sığıyor maalesef küçücük bir kutuya bile...Ve ben; bir “umut iklimi”ni daha geçirdim buralarda ve bir güz’ü daha karşılıyorum hüzünlü ve buruk yüreğimle...
Bilirmisin bilemem ama şimdi öfkem özlemimden daha baskın... En hassas, en incinitesi haberleri bile ‘haber bültenlerinden’ alır olduk ve bir acının, bir kaybın yassını bile tutamaz olduk bu diyarlarda, soruyorum –kime bilmem- ama neden? Neredeyse en insani, en hassas konularda bile yitiriyoruz reflekslerimizi. ‘Hayallerini ve ideallerini çalmak’ dedikleri bu olsa gerek... Ve bir soru daha ve bin soru daha...
Ve zaman... Hani her sayfasına bir asrı sığdıran çok sayfalı Roman olan zaman. Hani bazen yaşamda şok edesi kabusları yaratan. Hani durmadan birçok şeyi hiç acımadan akışında alıp götüren... Hani bazen ayrılıkların adı, bazen kara haberin habercisi olan. Nedense olumsuzlukların habercisi oldu son vaktinde zaman...
Kulaklarımızı tıkasak da alıyoruz maalesef istemediğimiz haberleri. Ve donup kalmaktan başka, yumruk olmuş yüreği teselli etmekten öteye yapamiyoruz o an hiçbirşey... İnsanın “ne yapacağını bilemediği nadir anlardan biridir bu anlar. En endamlı sözler bile çok anlamsız geliyor. Belki de birşey söylememeli, sadece susmalı susmalı ve susmalı. Hayır sessizlik cevap değil hakikata diyor içimdeki ses... biliyorum sessiz kalınmamalı hiçbir zaman... ve şimdi yüreğimdeki derin sessizliğin çığlığı ile yazıyorum, sorguluyorum...
Söyler misin serüvenci... Sanki tarih öncesinde birileri bir büyü yapıp lanet okumuş halkımız üzerine... Öyle kötü bir büyü ki sanki en derin acıları, hüzünleri reva görürcesine. Toplu katliamlardan teke tek katliamlara kadar nedense hep ölüm ve katliam düştü payımıza. Şu işe bakın hele, barışın basamağı olan ateşkes sürecinde bile yoldaşlarımızın şehadet haberini alır olduk. Bir yanlışlık var bir yerlerde, ters giden birşeyler var...
Bir portre çizin beyin ve yüreğinizde. Bir genci düşünün; kendisinde barındırdığı dinamizm ve özlemden dolayı kabına sığmayan, heyecanını gözlerinden parıldayan, mütevaziliğini gülüşüne damıtan ve tek hayali sükunetli bir ortamda sevdikleriyle yaşama hayali kuran sevecen bir genci... İstemez miydik biz de kuralsızlıklarımızla, okuldaki başarılarımızla anılalım. Ama yaşamının en anlamlı en güzel yıllarında toprağa düşüyor gençliğimiz! Bilirim, bilirim cevabını serüvenci ve bildiğim için de sen olmak ve ahını almak isterim alnından öpülesi toprak ananın kucağına düşen gençleri...
Ey serüvenci... Evladının yolunu yıllarca bekleyen ve sonunda ölüm haberini alan ananın yangın yüreğine kim söz geçirecek, kim teselli edecek küçük çocuğun yüreğini vurulan babasının haberinin şokundayken...? Kim anlayacak düğün hazırlığı telaşındayken abisinin şehadet haberini alan genç kızın duygularını... Yıllar boyunca birbirine buluşma sözü veren ama sonunda şehadet haberini alan yoldaşın yürek acısını kim anlayacak... Kim verecek hesabını dağ yürekli onlarca delikanlının kursağında bırakılan sevincin ve yüzünde yarım asılı kalan tebessümün? Özgür bir gelecek için yollara düşen ve bedel olarak canını ortaya koyan canların hesabını kim verecek? Kim verecek hesabını Nurhak, Sedat, Şiyar, Nezir ve nicelerinin, kim verecek hesabını barış güvercinine sıkılan kurşunun... Evet gezginci bilirim sabrımız barışadır, ama umut ederim ki, taşırılmasın bu sabrın sınırları...
Evet bilirim; onlar ölümlere gitti seve seve başı dik, Apocu ruhla donanmış bir yürekle, yeni bir yaşam ekmek için bu insan bitirici zamanlara...
Yemin ettiler halkına özgür bir gelecek için. Çocuk gülüşünde, zafer eşliğinde dinleyecekler türkülerini... Onurlu bir kavmin soyundandılar, söz verdiler bu kavme gözleri hep güneşi görecek, mehtabında mevzilenecekler Ay’ın. Alevi yıldızlı semaya ulaşan ateşin görkemi ile tutuşacaklar halaya. Bilirim yeminleri yemindir aziz ve azizelerin, ne mutlu ki onlara bildik bilmedik tüm diyarlara saldılar binbir serüvenci masallarını...
Evet merhaba serüvenci... Gelecek iklimleri zamanın anlam kazandığı mekanlarda, çocuk sevincinde, gerilla ateşi sıcaklığında, güneş tadında karşılamak üzere merhaba... |