|
Ayrupa da yaşayan Kürdistanlı göçmenlerin yeni neslin geleceği tehlike altında.
Kürdistanlılar
sürgünde’de olsalar gelecek’kaygısı zaman ve mekan
tanımıyor,Kürt halkı üzerinde yürütülen
30 yılık kirli savaş nedeniyle kendi öztopraklarını terk
etmek mecburiyetinde kalan Kürdistanlıların gençleri
tehlike altında!
Kürdistanlılar
üzerinde hertürlü soykırım ve imha denemeler
yapılsada sonuç almayan geri kalmış beyinler’kürtlerin
bu şekilde sindiremediğini anlayınca’’ savaş taktiğini
inceleştirdi.Bu inceltmeler şu şekilde oluştu.Kürdistanda
1990 ların başında Hüzbullah (Hüzbül-Kontra
halk içinde adlandırılan) bu kontra hareketı ortaya
çıkarıldı.Kontra Kürdistan’da dini silah olarak
kulandı.Aynı süreçte Dönemin Türkiye
başbakanı Tansu Çiler tarafında liste alimdedir diyerek
resmi olarak kamuoyuna açıkladığı bilginin Kürdistanlı
kürt işverenlerin isim listesi oldğu daha sonra Türkiye
basınıda manşetlere geçmişti.Ayrı kurulan kontar ekipleri
tarafından katliamların çemperleri genişletirildi.Tabiki
Ortadadoğuda kürtlere karşı kulanılan şarkın acımasız
katliamların tarzı biraz daha geliştirelerek dahada incesi
geliştirildi.Geliştirilen öbür soykırım Kürdistanda
göç etirme ve Kürdistan coğrafyasının hem kürtsüz
bırakma! Hemde coğrafik eko’sını bozma : tarihi eserlerini yok
etme ve Kürdistanı bir umut yerinin aksine bir kavos korkulu
coğrafya’ya dönüştürmeye gidildi.
Bu ortamda kalan
Kürt halkı kaçışları Türk metrapolları ve ya
Avrupa’da noktalandı.Tabiki metrapollarda yaşayan kürt
insanların peşi okadar kolay bir şekilde bırakılmıyordu’bu
sefer kürtlerin çok karabalık yaşadığı yerlere mit
elamanları yerleştirilip gençleri ya uyuşturucuya
alıştırılmak oldu’ yada Avrupaya kaçak bir şekilde
çıkarmak için bir rant haline dönüştürüldü.
Bunları
tekrarlamakla şukonuya getirmek istiyoruz: Kürdistanda yapılan
tüm asimile ve katliamın aynısını uygulamada yurdışında
yaşayan kürtlerıde unutmuyorlardı.Yurdışında her hangi
ülke olursa olsun fark etmiyordu kı elle düşen fırsat ve
boşluklar boş bırakılmıyor.Örnek versek son dönemlerde
türk basınında itraf edilen bir çok yazılar ortaya
çıkmaktadır şöyleki Hürriyet köşe
yazarlarından tabiki yeminli barış düşmanı! Emin Çölaşan
(Pazar, Haziran 11, 2006) tarihinde yayınlanan yazıda
Danimarkada yaşayan Kürt siyasetçisi İmdat Yılmaza
Türk devleti tarafında suyukast düzenlediği itraf eti:
yazı şu şekilde devam ediyor: Emin Çölaşan,
Türkiye’nin yurtdışındaki özel harekatlarını
ballandıra ballandıra anlattığı bir yazı kaleme aldı..
Kahraman
Geçen yıl
yayınlanan “Şu Benim Gazetecilik. Yaşadıklarım” isimli
kitabımda “Kahraman” başlığı altında birini anlatıyordum.
Orada ismini vermemiştim. Şimdi
veriyorum: Sabah Ketene. Türkmen kökenli. Önce
kitabımdan o bölümü birlikte okuyalım: “Bir
devlet büyüğüyle konuşuyorduk. Bana şöyle
dedi: ’Tanıdığım gerçek bir kahraman var. Sizin
yazılarınıza hayranmış. Mutlaka tanışmak istiyor. Bir gün
buralara yolu düşerse haber vereyim, tanıştırayım.’Aradan
yaklaşık bir ay geçti, devlet büyüğünden
haber geldi. Konuğu Ankara’ya gelmiş. Üçümüz
onun evinde buluştuk, tanıştım. İlginç
bir adamdı. Sokakta görseniz süklüm püklüm,
sıradan bir insan olarak tanımlardınız ve dikkatinizi bile
çekmezdi.
Mensup olduğu kurum adına yurtdışında
PKK’ya karşı ekibiyle birlikte büyük işler yapmıştı.
Uzun uzun sohbet ettik. Hiç çekinmeden anlattı.
Onları olduğu gibi yazabilmek isterdim. Ekibinden ’aslan gibi
çocuklar’ diye söz ediyordu. Verilen görev
doğrultusunda hedef ülkeye ayrı ayrı gidiyorlar, orada ekibin
öteki bireyleriyle buluşup gerekeni yapıyorlardı. Bir ülkede
kendilerine hedef verilmişti. Anlatıyor ve aynı zamanda
hayıflanıyordu: ’Kaldığı apartmanda asansörün önünde
sıkıştırdık, en az on kurşun yedi. ’Ölmüştür’
diye bırakıp gittik. Fakat adam yedi canlıymış. Altı ay
hastanede yoğun bakımda kaldı ve sonunda düzelip çıktı.
Onu bitiremedik. Fakat bundan sonra işe yaramaz.’Kuzey Irak’ta
(Erbil’de) PKK’nın bir binası var. Burada hem gazete
basıyorlar, hem de binayı karargáh olarak kullanıyorlar.
Bina birkaç katlı. Altında boş dükánlar var ama
kepenkleri kilitli. (Sabah Ketene ve ekibi) binayı havaya uçurmak
için gidiyorlar. Fakat çevrede sıkı güvenlik
önlemleri alınmış. Görev dönüşü bir gün
bana gazeteye geldi, anlatıyordu:
Not: ismi
anımsanan kişi Danimraka'da Kürt kültür derneğinde
çalışma yürütmüş sayın İmdat Yılmaz
olduğu idda ediliyor: bu konuyla ilgili sayın İmdat Yılmaza
sohpet etmiştik.Bakın sayın Yılmaz konuyla ilgili ne diyor:
İmdat Yılmaz
şöyle söyledi:
Olay 7 Şubat
1994 sabahı oldu. Kaldığım apartmanın giriş bölümünde
asansör kapısının hemen önünde olay cereyan etti.
Görebildiğim sadece bir kişiydi. Polis araştırmasını çok
yönlü yaptı. Başta "iç hesaplaşma" dedi
ve bu tezini dayattı. Polis araştırmasının sonuçlarını
öğrenmek amacıyla açtığım’’ davayı, "devletin
güvenliği" gerekçe gösterilerek kabul
edilmedi. Olaydan takriben 6 ay sonra polis suikast silahını
bulduğunu bana bildirdi ve silahı gösterdi. Silah Italyan
yapımı idi, silah Irak devleti için üretilmişti.
Üzerinde arapça harfler vardı. Bu yüzden polis
suikastçının Kürt olma olasılığını dayatıyordu.
Şimdiki gelişmelere baktığımızda, Irak'lı Türkmen
olduğu ortaya çıkıyor.Devam eden Yılmaz: Olayin
faaili yakalanmadığı için Danimarka polisi davayı bir sene
sonra rafa kaldırmıştı diye süozünü noktalamıştı.
Sayın
Yılmazın bahsetiği silah daha önceden çokça
bahsedilen Saddam tabacası olduğu iddaları doğrultuyor: şöyleki
Türkiyede herkes tarafından bilinir 1994 tarihinde ortalıkta
satılan ve çok pahılı ve herkes tarafında kulanılmayacak
kadar özel bir silah olduğu dilendiriliyordu.Özelikle TC
ye askerlik yapan sahislar arasında çokça
konuşuluyordu. Ozaman bu olay bahsedilen katil
Sabah Ketene tarafından gerçekleştirildiği
ihtimalını artırıyor.Çünkü polisin sayın
İmda'ta verdiği bilgiye göre bu silah İtalyan yapımı ve
İrak devletine özel üretilmiştir.Demek oluyorki 1994
yılarında adından çokça bahsedilen Saddam tabancası
Iraktan gelmiş, peki Emin Çölaşanın bahsetiği ve
Türkiye devleti adına yılarca tetikçilik yapan Sabah
Ketene nerelidir? Cevap Kerküklü.Kontra eylemcisi Sabah
Ketene devlet adına suyukastlar düzenlemiş ve bu
suyukastlarının bir tanesıde Çölaşa’nın anlatığı
bilgiler ışığında yılar önce yazılı olarak karanlıkta
kalan ve bilinmeyen çinayetler dosyasına konulan bu olay'
şimdi aydınlanmış oldu.Kürt siyasetçisi sayın İmdat
Yılmazın kanına girenin Sabah Ketene isimli(Türkmen asılı)
ve Kerküklü bir TC tetikçisiymiş.Bu yazının
ardında suyukastçının ve azmetirenin devlet ismide beli
oldu.Çölaşanın yazısına kaldığımız yerden
devam edelim.
Abi bu
sefer canımız çıktı. Önce ayrıntılı keşifler
yaptık. Çevreyi öğrenmek için iki arkadaş
simitçi kılığına girdik. Çok iyi Arapça
bildiğimiz için dikkat çekmedik. Tam üç ay
sabah 4’te kalktım, fırından simit aldım ve binanın çevresinde
sattım. Böylece geleni gideni iyice
öğrendik. İş geldi bombaları yerleştirmeye. Bir gece sabaha
karşı dükkánların kilitlerini usulca söküp
içeri girdik ve patlayıcıları yerleştirdik. Bina
yok oldu. İçerideki yirmi sekiz (PKK’lı) kişi de aynı
akıbete uğradı. Ama bu sefer çok yoruldum. Zor bir işti.
Ankara’ya yolum düşünce size uğramak istedim.’
PKK
terörünün en yoğun olduğu dönemde turistik
yörelerimizde birbiri ardına bombalar patlamış ve tüm
turistler kaçmıştı. O yıllarda yöredeki ormanlarımızı
da cayır cayır yakıyorlardı. Bunları bir ülkenin yaptırdığı
belli olmuştu. Anlatıyordu:’Malzemeleri ayrıca gönderip o
ülkeye geçtik. Onların turistik yörelerinde birkaç
bomba patlattık, oraları da derhal boşaldı. Onların başkentinde,
metronun önünde bir patlama oldu ve halk paniğe kapıldı.
Sonra dikkat ettiyseniz, o ülkede de çok büyük
orman yangınları çıktı. Güzelim ormanlarına yazık
oldu. Ama bizi sabote eden yakınımızdaki ülke pabucun pahalı
olduğunu ve ne ekerse onu biçeceğini görmüş oldu.
Bir daha bu gibi işleri açıktan yapamadılar.’
’Biz
çalışmalarımızı gizli tutmak zorundayız. Ama
belli yerlerimiz olması gerekir. İstanbul’un göbeğinde bir
yerde göstermelik turizm bürosu açmıştık. Bizim
ekipten ve amirlerimizden başka geleni gideni yok. Yani turizm falan
yapmıyoruz, bir şey alıp satmıyoruz. Bir gün büroya
maliyeciler gelip vergi defterlerini istediler. Tabii bizde böyle
bir şey yok. Adamlara buranın ’çok özel’ bir yer
olduğunu söylememiz de mümkün değil. O gün
savdık. Ertesi gün yine gelip zabıt tuttular. Vergi
kaçakçılığından işlem başlatıldı.’ Sonrasını
devlet büyüğü anlattı:’Bana telefon etti. ’Başımız
derde giriyor, büronun kimliği açığa çıkabilir’
dedi. Maliye bakanına durumu bildirdim, vergiciler çekildi.’Onu
uzun zamandan beri görmedim. Bana cep telefonu bırakmıştı,
birkaç kez aradım ama numara kullanılmıyor. Acaba şimdi ne
yapıyor? Bilmiyorum. Yukarıda anlattığım kişiyi görseniz,
asla dikkatinizi çekmez. Aklınıza onun bir kahraman olduğunu
kesinlikle getirmezsiniz. Türkiye’de birileri her dümeni
çevirirken, birileri de kelle koltukta en büyük
işleri başarıyor. Keşke mümkün olsa da, kamuoyu onları
tanıyabilse.
Ama onlar hep gizli.
Hep perdenin arkasında. En kutsal görevleri canları pahasına
yerine getiren, kendilerini vatana adamış insanlar. Namussuzları,
üçkáğıtçıları, vurguncuları çoğu
zaman biliyoruz da, vatana millete hizmet eden o kesimi tanımıyoruz
bile.” Sabah Ketene için kitabımda aynen bunları yazmış,
ancak ismini doğal olarak vermemiştim. Halen görevde olmayan
devlet büyüğü beni birkaç gün önce
aradı:“Duydunuz mu, Sabah Ketene’yi Kuzey Irak’ta
öldürdüler... Taradılar. Zaten oralıydı, Kerkük’te
gömüldü.”Demek Türkiye bir kahraman evladını
daha yitirmişti. İsimsiz kahraman Sabah Ketene, Allah sana rahmet
eylesin, nurlar içinde yat. Hürriyet Emin Çölaşan
(Pazar, Haziran 11, 2006)
Görüldüğü
gibi sadece Avrupada değil Kürdistan ve kürtlerin
bulunduğu tüm yerlerde suyukastlar düzenlenmiş.Bu
yazdıklarımız sılahla yapılan ve yapılmak istenen
işlerdir,birde Avrupada pilandıkları dini komplolar ve başarıpta
başaramadıklara bakalım.Örneğin Kürdistan ulusal
mücadalesinin Kürtler içerisinde oluşturduğu
örgütlüğü bozmak için sistamatik olarak
Kürt halkı içinde değişik dini gruplar kurma
eylemlerden bir başka itrafa bakalım: 21.08.2006
Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu’nun öldürüldüğü
Beykoz operasyonu sırasında, örgüt üyelerinin tahrip
ettiği 24 bilgisayar hard diskinin çözümü
tamamlandı. İşte disktekiler...
FBI
tarafından ABD’de yapılan bilgisayar çözümlerinde
örgütün işlediği cinayetler, iç ilişkileri
ve istihbarat faaliyetleri konusunda çarpıcı bilgiler ortaya
çıktı.Hizbullah’a vurulan darbe, örgüt lideri
Hüseyin Velioğlu’nun öldürüldüğü
Beykoz operasyonuyla başlamıştı. Bu baskında örgütün
arşivi de ele geçirildi. Ancak operasyonda yakalanan Cemal
Tutar İle Edip Gümüş, örgüte ait bilgilerin
polisin eline geçmemesi için, bilgisayar hard
disklerini kurşunlayarak tahrip etmişlerdi.Polisin ele geçirdiği
41 hard diskten 24’ü kullanılmaz haldeydi. Türkiye’de
çözülemeyen 24 hard disk ABD’de Federal Soruşturma
Bürosunca çözüldü. disk ABD’de Federal
Soruşturma Bürosunca çözüldü. Yapılan
çözümlerde ortaya çıkan bilgilerden biri,
mezar-evde cesetleri bulunan İbrahim Sarıaltun ve Nezir Aslan
isimli kişilere dair. Aslan’ın Hizbullah tarafından öldürülmeden
önce yapılan sorgusunun kayıtları, Hizbullah ve Milli
İstihbarat Teşkilatı arasında içiçe geçmiş
ilişkileri ortaya koyması açısından çarpıcı.
Aslan sorgusunda, PKK içinde Hizbullah yanlısı fikirleri
yaymak için faaliyet gösterirken, MİT adına çalışan
İbrahim Sarıaltun’a da taşeronluk yaptığını anlatıyor...
Nezir Aslan’ın Hizbullah sorgusu’na ilişkin kayıtlarda şu
bilgiler veriliyor: “Adım Nezir Aslan. MİT’teki kod adım
Melle. İrtibatlı olduğum kişiler İbrahim Sarıaltun ve A.H.Ç.
1988 yılında İstanbul’da arkadaşlarım vasıtasıyla İbrahim
Sarıaltun ile tanıştım. Bana çok yardımcı oldu.
Onun
Kürt İslam düşüncesi bana çok tesir etmişti.
Bu düşünceyi yaygınlaştırmak ve bu uğurda çalışmak
için onun teşvikiyle Almanya’ya gittim. PKK’ların içinde
Dindarlar Grubu diye bir örgütlenme çalışması
yaptık. Ancak pek başarılı olamadık. 1991 yılında Almanya’da
yanıma gelen İbrahim, kendisinin MİT’le çalıştığını
söyledi ve gizli olarak kendisiyle çalışmamı teklif
etti. Avrupa’nın çeşitli kentlerinde çalıştım.
1998 yılına kadar Hizbullah içinde görev almaya
çalıştım. Bu tarihten itibaren ders görevi verilmeye
başlandı. İbrahim ile telefonlaşıyordum. En çok Avrupa
ile Türkiye arasında gidip gelen kişileri soruyordu.
Hollanda’dayken aradı. Karlsruhe’de buluştuk. Avrupa’da
görevli olan militanların listesini İbrahim’e verdim.”
Nezir Aslan, bu arada Hizbullah’ın da İbrahim Sarıaltun’un
faaliyetlerinden haberdar olduğunu, hatta Sarıaltun ve
arkadaşlarının Almanya’da yapacakları toplantıyı teybe
kaydetmesi için Hizbullah tarafından görevlendirildiğini
anlatıyor: “1999 kışını tam geçmemiştik. İbrahum
Sarıaltun Hohenstadt’ta (hoğenştat’ta) kayınpederim Yusuf
Akdeniz’in evine gelmişti. Oraya gidip onları dinleyip teybe
kaydetmemi istediler. Gittiğimde İbrahim dışında 2 kişi daha
vardı. Molla Süleyman ‘Bunlar Hizbullah değil,
hizbu-zulümdür. Devletle beraberler, adam öldürüp
hemen karakola sığınırlar. Halk arasında kıymetleri kalmadı. O
yüzden hepsi büyükşehirlere kaçtılar. Biz
büyük bir halk hareketi başlatacağız’ diyordu. Dışarı
çıktığımızda İbrahim’le benim arabama binince durumu
anlattım. ‘Beni sizi dinlemeye
gönderdiler’ dedim. ‘Kim’ diye sorunca ‘Ali Demir’ ve
‘Nimet Bayka’ dedim. ‘Hiçbir
şey yapamazlar’ dedi. Bu kişilerin yanına gidince teybin kayıt
yapmadığını, kendiliğinden kapandığını söyledim. Benden
şüphelendiler. 2 ay sonra İbrahim kayboldu. Bir süre
sonra Ali Demir’in bilgisi dahilinde İstanbul’a gelince buraya
getirildim....”
Almanya’da işçi olarak çalışan
kayınpederi Yusuf Akdeniz ile birlikte 4 Mart 1999 tarihinde
kaçırılan Nezir Aslan’ın cesedi, 17 Ocak 2000’deki
operasyonun ardından, Kartal’daki mezarevde çıktı.
Kendisinden birkaç ay önce kaçırılan, hesabına
çalıştığı İbrahim Sarıaltun’un cesedi de aynı evde
gömülü olarak bulunmuştu.Kaynak:NTV/Erdoğan Durna
Tabiki bunlar şuan görülen ve orataya çıkan
yazılı ispatlardır.Kürt halkı tarafından günlük
sıca sıcağına zülümleri yaşamıştı ve hala
yaşamaktadır.Daha önceden kürt meddyası tarafından ne
kadar yazılı ve ispatlı dünyaya açıkladıysada
karşılığı gene suyukast ve zülmle olmuştur. Avrupa’da
kürt halkının örgütlülüğünü
parçalamak için yukrıda görüldüğü
gibi sadece görülen boyutuyla ne kompololar içine
girildiği açıktır.Tabiki Almanyada istedikleri gibi
olmadıysada görülen o ki örgütlüğü
bozmak için sadece Almanyada çalışmamışlar !
Danimarka boyutunda üzerinde dursak,Kürt gençleri
üzerinde epeydir çalışılmaktadır.Danimarkada görülen
çalışmları aşağıda veriyoruz.
Danimarka
genelinde İslami örgütlerin kürt gençlerine
yönelik tehlikeleri
1999
yılında TC nin kürt ulusal mücadalesine yönelik
kendi deyimiyle Avrupada lobi yaparak PKK yi zayıflatırız
’pilanlarıyla 1999 bu yana TC devletin Danimarka genelinde
saldırıları sadece karşıt diblomasi çalışmasıyla
kalmıyor’ 1999’de buyana özelikle Danimarka’da söz
konusu tarihten bu güne kadar aşırı bir islami örgütler
ve dini gruplar bahçesine dönüştü.Bunu
söylerken somut Türkiye kökenli islami gruplara
dayanarak dile getiriyoruz.Türkiye basınında 99 tarihinde
yansıyan haberlerinde devletin önde gelen mensupların şöyle
bir açıklamalar verdı : bizler PKK ye karşı her yerde ve
tüm yöntemlerle mücadale vereceğiz. Buda
anlaşılıyorki dediklerini yapıyorlar ve her yöntem
kulanılıyor ! Bunun ispatlarını sıralayım.
Halka karşı
ilk örgütlenme
2000 yılında
başkent Kopenhagında ismi Hüzbi tahir diye bir örgüt
peydahlandı.Bu dini örgüt özelikle kürtlerin
yoğun yaşadığı mahalelerde kahvehanelerde ve yerel okularda kürt
gençlerinin yoğun takıldığı mekanlarda gençleri
kendi grupların içine çekmeye başladılar.
Hüzbi
Tahir’in kadroları
Örgütün
kadroları özel olarak Türkiyeden geldikleri
gözükmektedir.Genelde gençlerden edindiğimiz
bilgilere göre bunların öncü kadroları daha önceden
Danimarkada yaşamamış ve Danimarkaya yeni geldiği orataya
çıkıyor.Özel olarak eğitimli'' ve özel olarak
bölgenin özgünlüğüne göre seçilmiş
insan yada aslen Konya kürdü’olduğu orataya
çıkmaktadır.Gelen çegirdek kadroların daha önceden
özel eğitildilği gözlenmektedir’ Danimarkada hangi
şehirde kürtler yaşadığı biliyor ve zaafları nelerdir,ve
hangi köyün adeti-kültürel yaşamı nedir iyi
biliyorlar.Bu şekilde gençlere yaklaşan kişilikler kaptığı
genci değişik özel evlerde özgürlük
mücadalesine karşıtt hale getirtiliyor.
Özelikle
daha önceden kürt kültür dernkelerde gençlik
calışmalarına giren gençleri hedef alarak kapmaya
çalışılmaktadırlar.Yanına aldığı gençlere ilk
enjekte etiği zehir genci kendi halkına karşıt bir duruma
getiriliyor, hem genci doğrudan özgürlük mücadaleden
koparmak hem gencin çevresini yurtseverlikten
uzaklaşmakta”dır.Danimarkada doğma büyüme gençleri
çok çabuk kapana atan bu örgütüler 1999
ve 2000 yılından buyana kendi kadrolarını oluşturmuş
bulunmaktadır.Son zamanda Avrupa ve özelikle Danimarka ortaya
çıkan anti İslamcılık politikasını kendilerine kılıç
edinen bu grup ve örgütler Danimarka doğma büyüme
kürt gençleri çok büyük bir hızla
elegeçirdığı ve Jylland Post gazetesinin krakatur
krızıylada turbo hızına geçmiş gözükmektedir.Son
dönemlerde tanıdık yurtsever çevrelerin çocuklarına”da
el atığı gözülenmektedir.
Örnek ler
vermekle bitmeyen birçok gencimiz bulunmaktadır.Adını
açıklamak istemeyb bir yurtseverin anlatımına Danimarkada
doğma büyüme 18 yaşindaki yakının söz konusu dini
gruplar almışlar arasina ve gence Danimarka krakatur meselesi için
olay yapmamız gerekir diye gençlere intihar eylemi için
kendinizi hazırlayın diye pisikolojik hazırlamalar söylendiği
dile getirdi,diye haberler edindiği söyledi.Artık radikal
sözlerin orataya çıkmaya başlandı.Tabki bu sadece
bilinen olaylardır.Anlşıldığı gibi demokrasi istemin nekadar
önemli olduğu görülmektedir.
Kürt
gençlerini hem özgürlük mücadalelerinden
hemde kendi özlerinden uzaklaştırılması için hepimiz
Müslümanız kürt halklıda neymiş? nedir bu kürtçülük
bırakın şu kürtçülüğü! Diye ulusal
mücadeleden uzaklaştırma ve Newroz gecesine katılmamak
günahtır ulusal gelenklere göre düzenlenen,düğünde
kadın erkek bir arada bulunmak bile haramdır bu düyüne
gidilmemeli ve halay çekilinmemeli diye gençlerin
beyinlerine zehir saçılmaktadır! özünden
uzaklaştırılmaya uğraşılıyor. Hata Avrupanın meydanında ele
geçirdikleri ailelere masa üstünde yemek yemenin
haram olduğunu bile söylemişler, sebebi ise masanın alıt boş
olduğu için altından şeytan geçiyormuş,bukadar
alaycı bir şekilde insanlarımızla oynanır derecesine gelinmiş
durum yaşanmıştır.
Gençlere
CD dağıtılıyor
Halka karşı
özel grupların İslam adı altında gençlerimizi
halkımızın içinden koparmak için yöntemlerini
gün geçtikçe geliştiriyor. Teknolojinin geliştiği
bu dönemden çok iyi yaranan Dini grupları maskesiyle
hareket eden barış düşmanın Avrupa kolu gençlerimize
başta hepsini once şu yöntemle zehirliyorlar: Bir demokrasi
düşmanlığı ardında Sosyalist karşiti sonrada bunların
hepsini tümünü birleştirerek özgürlük’’
karşıtı haline getiriyor tabiki özgürlük mücadalesi
üzerınden orataya atılan özünden boşaltma oyunları!
sonucu gençler rotalarını kaybetmiş gemi misali metrapolda
kirminalize alanlara sürükleniyor.
Eğer gençler
tarafından kapıldıkları tuzakçılara sorupta ‘’ ama
biz kürdüz dedimi ? yok kürtçülük
müçülük diye bir şey yok diye gençlere
biz milliyetçiliğe karşıyız diye bu sefer Özgürlük
Mücadeleyi’’ gençlere milliyetçidir diye
gözünden düşürme savaşı vereyiyorlar.Elinde
yetiştirdikleri gençlerin çoğu artık okuları
bırakmış sadece formalite icabı okularda duruyorlar sadece okulda
başka gençleri örgütlenmek için
duruyorlar.Tüm gençlere ulaşmak için Harun Yahya
yayınlarından hazırladıkları DVD ve CD lerden
Sosyalizim,Kominizimin ne kadar çok kötü olduğu ve
artı Darwin bağlı olara Darwinnizim (sapıklığı) diye özel
hazırlanmış yayınları gençlerin içinde çok
yoğun dağıtılıyor.
Gençler
yaşamdan soğutuluyor
(Demokrasi
bir kafir icadıdır),buranın herşeyi haramdır diye günlük
yaşamda soğutulan gençler günden güne elini
ayağını yaşamdan çekiyorlar.Artı kendilerine bu gavır
ülkelerin neyinden ne koparırsan kardır diyerek verdikleri
eğitimlerle beyinleri boşatılıyor.(Domuzdan ne koparırısan
kardır misali) verilir derecesinde genler kurlsızlaştırılıp,
işte bunların paralarını çalsan,malına zarar varsende
helaldir anlayışıyla gençlerimizi hem hayatan soğutuluyor
hemde bulunduğu ülkede gelecekte potansel bir suçlu
kitle konumuna hazırlamaktır.yaşadığı ülkenin sistemiyle
karşı karşı kalan bir halk konumuna dönüştürülmek
isteniyor’! Bunlar şimdiden pilanlı bir şekilde Danimarkanın
malına mülküne hor yaklaşım sergileyen yeni bir kuşak
yetişmektedir.Uzun vaade hesaplanmış kürtler için yeni
sorunlardır.Çok sorunlu bir ailenin kendi mücadelesine
bir faydası olmaz hesabını güden düşman anlayışı’
o nedenli dirki şuanda Danimarka yaşayan Kürdistanlıların
geleciği olan binlerce genin büyük bir bölümü
tehtit altındadır.!
Gençler
kişiliksizleştirip korkutuluyor ! Dünyaya boş bakan birer
kişiliksizlere toplumu dönüştürme peşindeler Kürt
gençlerin büyü bir kısmını dinle kendilerine alet
etiriliyorlar’ ve geride kalan kısmıda bu sefer uyuşturucuyla
ele geçiriliyor -Yada pisikolojik bir beyin sarsma yötemiyle
üzerine gidiyorlar.Bunun bir çok yöntemi var örnek:
okularda arkadaşlık kuruluyor ve genci bir çok yerlerde
gezdiriyorlar diskotektir bardır ve sonunda uyuşturucunun kölesi
ediliyor.Pisikolijik hasta halinde aşırı derceden kafa karıştırıcı
meselelerle beyni odaklanıyor ve kafa karıştırma pilanlamayla :
bu kafır ülkede nasıl yaşıyacağız bakasana hepsi bize
düşman ve aşırı korku pisikolojisi (zaten daha genç
13-14 yaşlarında) hayata toz pembe bakacak olan genci birden bir
korku pisikolojisine kapıtıyorlar.Birde ençok kulanılan
oyun özelikle erkek çocuklar üzerinde kulanıyorlar
örnek : ya baksana ortam bozuldu yarın bu kafirler senin kız
kardeşinide diskoteğe kötürürler, diyerek daha
gercek hayatı anlamadan gencin beyni karişiyor.Tüm dengesi
bozulan genç artık hayatan korkar devamlı savunmacı
pisikolojisi bozuk ön yargılı ve korku fobilerle uğraşır
bir yaşayan ölüye dönüşür.Bunlar şuanda
ortaya çıkmış örneklerdir’ sayılarıda günden
güne artmaktadır.
Gençlerde
intihar olayların görünmesi
Son 7 yılda
gençlerimizde intihar vakalarında artması! çok dikkat
çekici.Bunların çoğu kendi ailesine hisetirmeden
ortaya çıkması apayrı derinleşen
sorunlardır.Şöyleki:ailesi son durumundan şühpelidir ama
kendisini intihara edecek kadar tehlikeki olacağının aklarından
ucundan bile geçirmiyorlar.Ama şu gerçektirki sosyal
yaşamımızın eğitimsizliği”de eklendimi! sonuçlar
intihara kadara varmaktadır.Ailenin çocukların kimlerle
arkdaşlık etiğini iyice analiz etmediği ve çocuklarının
gitikçe kendi ailesinden soğutulduğu kendisinin mesup olduğu
kültür-yaşam değerini çok küçümseme
eğilimlerin hareketlerin nereden kaynaklandığı?konusunda hiçbir
soru kafalarından geçirilmiyor. Araştırılmadığı
görünmektedir. Gençlerin içinde bulunduğu
tuzakkları gitikçe kendilerini derin bir girdaba
sürüklediğini bilse bile ancak kendisiyle yürütüğü
savaşın ortasında birde ergenlik yaşın sorunları ve ilgizlikte
eklendiyse? zaten sistamatik olarak ayarlanmış süreç
olduğundan kurtulma sansı zorlaşıyor.Bu çıkmaz intihara
giden yolu açıyor.Gençlerin söylemleri ve
değerlerndirmeleri kesinlik kazanıyorki gerçek bir
sahiplenme yaşanmıyor aileler tarafından.Düşman güçlerin
bukadar ince hesaplamaları sonucu 1999’dan bu yana bir çok
insanımızı Dini maske altında intihara kadar götürüldü.Şuanda
Danimarkada gençlerimiz bunların eline düşmüştür,1990
ların başında yüksellen mücadaleyle yükselişe
geçmişken şimdide çok büyük bir baş
aşağıya doğru hız almaktadır.Normal bir hastalık değil bu
seferki,çok tehlikeli bir hastalık olan hiçleştirilme
hastalığıdır!
Arap
örgütleri ve Fetullah Gülencilik
Danimarka da
yaşayan kürtlere gizli örgütlerin saldırı hedefi
altındaiken birde resmi örgütler ve gönülü
ajan yetiştirme kurumlari ve harekatleri’de Danimarkada okul açıp
kürt ailelerin içine resmen girmiş ve girmektedir.Kadın
örgütlenmesi,çocuk örgütlenmesi,esnaf
örgütlenmesi için hepsine bir kılıf
bulmuş.Ailelere kadın hoca gönderip sohpet geliştiriyor,Deniz
Feneri diye yardımlar için toplantılar ve yardınmlar
toplatılıyor.Çocuklarımızıda Kuran dersi islami ders
vereceğiz diye okularına tıkayıp geleceğin gönülü
ajanlarını yetiştiriyorla(tabiki geleceğin (keklikleri)de diye
biliriz’kendi soydaşlarını daha iyi avlamak için kadro
yetiştiriliyorlar iyi avlamak için: keklik kekliği çeker)
Esnaf örgütlenmesinide elerine aldıkları Zaman
gazetelerin aboneleri üzeri hep beyin yıkama hem yurtsever kürt
esnafların mücadaleden uzaklaştırmak için iyi
kulanıyorlar.İşte Zaman gazetesine abone olun size bu kadar
çiltkitap bedava vereceğiz diye abone etiriyorlar.Müslüman
gaztesidiri diye insanlar abone olmasa dinden çıkıyormuş
gibi hava lanse ediliyor.Abone toplanaya kürt gençleri
yolanıyor.Tabiki bazende Pizalara bazende zebze yada piza malzeside
satarakta ulşmaya çalışmasıda gözlenmektedir.
Sonarada iyice
tanışmalar oldumu ya sen falan köyden hangi kişi ençok
seviliyor diye sitratejik isimleri öğreniyorlar.Öğrendikleri
isimle kontağa geçiyorlar yanında götürdükleri
bir kürtle gidiyorlar,ardında sözkonusu köyün
ileri gelen kişiyle tanışıp yeni sıtratejik isim ve köyler
tespit ediyorlar.Bu ilişkilerin üzerinde danimarkadaki kürtler
üzerinde istediği şekilde sömürü ve
kürtlüğünden ve amacından bir kaç adım
uzaklaştırılmaya uğraşılıyor.Eline geçirdikleri
herhangi bir kürdün üzeri tüm ailesine
ulaşiyorlar.Her eve bir Zaman gazetesi girecek şekilde
örgütlüyorlar.Bu şekilde Danimarkada’ki kürt
kitlesi üzeri aşırı oyunların olduğu aşikardır.1980
lardan once nasılki Kürdistan’nın dört parçasından
ziyade Kuzey Kurdistan’da yaşayan insanlarımızın kendisini
ifade edecek herhangi bir mücadele hareketi bulamadıklarından
dolayı nasılki tüm kürt gençleri Dini yöntemler
kulanılarak kürtlerin örgütlüğü nekdara
parçalanırsa okadar kardır, yaklaşımları artık çıplak
gözle görünmeye başlandığı duruma gelindiği her
yönüyle hisedildiği görünmektedir. Kürt
milleti 50 - 55 milyonluk bir nüfüsla tabiki bunun büyük
bir bolümü islam dinine mensüptür ama kürtlerin
özgürlük mücadalesine karşi karanlık güçlerin
kürtlerin safiyane temiz niyetlerini dini bir savaş silahi
olara kulanmaya çalışdığı ne ilktir nede son
olabilir.Dini kendisine karşi kendi özünden utanır
derecesine döştürmeye çalışmaktadırlar.Bu konuda
çok sayıda taşaron gruplara iş verildiği gün geçtikçe
beraklaşiyor.Danimarkada yaşayan kürt gençlerin büyük
bir bölümü bu tuzağa tüştüğü artık
her yönüyle pıratikte canlı yaşanmaktadır.
Kürt
gençleri kırminallaştırılıyor
Danimarkada genç
yaşta kırmınalaşan bir kürdün yaşam mücadalesini
sizlerle paylaşacağız.Yaşadığı acımasız tuzaklar arasında
yaşam mücadalesi veren bir kürt gencin kendisinden
okuyalım.Danimarka’da yaşayan kürt gençlerden birisi
olan Kemal Polat (28) Konya Cihanbeyli Kütükuşağlı
doğumlu.Polat 19 yaşında iken Danimarkaya işçi ailesi
olarak gelir.Kemal Polat şöyle devam ediyor:baba sevgisini tam
göremedim diye devam ederek’Avrupa hevesiyle geldiğim
Danimarkada umduğumu bulamadım.İlk 2 üç senem
iyidi,ama sonradan yağnış arkadaşlıklarım oluştu’’bu
arkaşlarla sıgara,içki derken gece kuluplere ve diskoteklere
gidip gelmeye başladık.Tabiki kötü huylu arkdaşların
oldumu ister istemez onların ilegal çevreleri olması
mümkündür.Ben onlarla dolaştığımda onlar ne içerse
bende içiyordum.Ben sonradan farkına varaktımki benim
üzerimde hesaplar başladıkların öğrendim.Malevsef
farkına çok geç vardım! Benim üzerimde şu şekil
hesaaplar yapılıyordu:tüm belalı konularını benimle bertar
ediyorlardı örneğin bana diyorlardı sen güçlüsün
hiç korkmasın denirek adam dövtürüyorladı.Gitiğimiz
her yerde ila kavgalar çıkıyordu.Benim arkadaşlarım
olduğundan onları korumaya çalışıyordum.Ama bir gün
geldi artık Polis benim peşime düştü ve yakaladı.Burada
bir kere Polisin yanına bu konulardan düştünmü artık
kırmınal dosyaya giriyorsun.
Anlatmaya devam
eden Polat: ben ilk hapisaneye girdikten sonra ne kadar kendime
çekidüzen vermeye kalkışamda fayda etmedi,çünkü
meselelerin tümü kötü arkadaşlardan
kaynaklanıyordu.Bende bu arkdaş çevreden kendimi
kurtarmadığımdan sebebiyle artık benim hapise girmelerim
çoğalmıştı.Burada eğer hapisane olayların fazlaştımı
artık yapmadığın olaydan bile Polisi gelip sana soruyor ve peşine
takılıyor.Bende artık bu pisikoliji altında yaşam mücadelesi
vermeye çalıştım ama ne yazıkki her olayda benim ismim
kulanılıyordu ve o konuda ismim bilinçli veriliyordu.
Uyuşturcu
tehtidi
Kemal Polat ile
yaptığımız sohpet gençlerin nasıl kırmınalaştığı
konusunda kendisine göre bazı analizleri vardı.Devam eden
Polat : Burada doğan göçmen gençlerin % 80 çevre
kurbanı oluyor! çevrelerindeki değişik tuzaklardan dolayı
her türlü suça bulaşıyorlar.Bu gençlerin
yüzde 80 ni esrar kulanıyor yada değişik uyuşturucu madeleri
deniyorlar.Esrara başlayan gencin Erohin bağimlısı olma tehlikesi
devamlı bulunmaktadır.Ben zindana girdiğimde dışarda görmediğimi
orada buldum! Zindanlarda yüzlerce kürt gencini gördüm,
hepside esrar kulanıyorlardı.Zindan da anlamdığım bir yüntemle
esrar dağıtılıyordu.Dışarda bulamdığını zindanda
bulman nerdeyse çok basitti.Y.ÖZP:Polata bu
uyuşturucu dağıtımı dışarıda kimler ve nerelerde
dağıtıldığını sorduğumuzda? Bize şunları
söyledi:dışarıda uyuşturucuları genelde danimarkalardan
fazla göçmen kökenliler dağıtıyorlar.Bunlar
genelde danimarkanın büyük şehirlerinden gelip küçük
şehirlerdeki bazı evlerde pılanlayarak gençlerin
takıldıkları diskoteklere gençlere veriliyor.Ama şuanda
görülen ençok bu işi araplar yapıyorlar.
Polatan kürt
gençlerine çağrı!
Bu acılı
yaşama yakalanmamak için benin gençlerimize tavsiyem
ilk önce arkadaş edinirken arkadaşının kım olduğunu ve
onun çevresininde kımler olduğunu iyi bilmelisiniz
gerekiyor! Birde eğer arkadaşınızın kötü
alışkanlıkları varsa hemen ilişkiyi kesmeniz gerekiyor.Devamlı
iyi arkadaş ve iyi çevreye takılmasınız gerekiyor.Yoksa
geleceğiniz tehlike altına girebilir.Yok zaten böyle bir
ortama girmiseniz korkmadan ya abinize yada annenize yada babanıza
anlatınız,hiç çekinmeden en yakın arkaraba çevrenizi
yardımınıza çağırabilirsiniz.Bu şekilde daha fazla
batmadan kendinizi kurtara bilirsiniz.Okuyun okamada başarı ve
güzel gelecek saklıdır.
Benim burada
kürt ailelere bir iki çağrım var: sakın demeyin
artık çocuğumuz nasıl olduysa 18 yaşını doldurdu ve
kendi başının çaresine bakar, adresini ayırsın’ ben
burada aslında gençler aslında bundan sonra en çok
yardıma ihtiyac konumundadır diyorum.Her hangi bir genç,dışarıdaki
gerçek yaşamından hiçbir tercübesi bulunmayan ve
önüne yüzlerce tehlike var yaşanılmaktadır diyorum
ve dikkarınızı çekiyorum .Bu gençlerin girdiği tüm
sıkıntılarda siz ailelerin haberleri olması gerekiyor.Devam eden
Polat:Ama malesfe aileler çocuklarından habersiz bir şekilde
onları kendi halerine bırakıyorlar.Bu gençlerin herhangi
bir ekonomi sıkıntısı geçirmesi beraberinde çok
tehlikeler getirebilir.Eğer aileleri tarafından haberdar olması
belkide birçok tehlikeden çocuklarını kurtarmış
olurlar.Ama malevsef gençerlerin bir çoğu çok
basit bir ekenomi sıkıntılardan dolayı birçok suça
bulaşmaktadırlar.Eğer aileler çocukların kımlerle
arkadaşlık etiklerini ve sorunlarının ne olduğunu bilseler
tehliklerin önüne geçmleri çok
kolaylaşır.Birde genel olarak eğer bizlerin gidebilecekleri
dernkler olsa gençlerin tehliklere karşi eğitimleri
verilirdi.Yoksa bu şekilde işler çok zorlaşıyor.Bizim
gençlerin ilgilenecek insanlara ihtiyacı var.Gençlerimizin
kendi mekanları olması gerekiyor,diye sözlerini tamamladı.
Kemal Polat,şuanda kendisi pizacılıta çalışıyor. Artı:
kendi anlatımlarına göre biri hafif ikinciside adam öldürmeye
deşabüsten mahkemerle uğramaktadır.
Genel göçmen
gençliğide tehtit altındadır!
Danimarka’daki
siyasi yaklaşımlarında bir çok konuda yukarda anlatığımız
problemlere zemin yaratmaktadır.Şöyleki: 2001 yılında 11
Eylül saldırıları ardında Danirmarka terör
saldırılardan kendisini koruma adı altında bir çok yabancı
yasalarını yeniden değiştirdi.Değiştirilecek yabancı
yasalarına okadar horyatça yaklaşıldıkki yangından mal
kaçırılcasına sosyal yaşam ve insani değer ve
geliştirilci hakların %60 varan kısıtlamalarla yer
değiştirildi.
Bu değişimler
beraberinde Danimarkada görülmedik irkçı
acıklamaların yapılmasının önüde açtı.Örneğin
Danimarka’da daha öncede fazla dikkata alınmayan aşırı
milliyetçi Danimaka Halk Partisinin birden bir sıçramayla
sözü dinlenir konumunda basında ve kamuoyunda yer edinmesi
dikkatları üzerinde çekti.Danimarka basının çokça
işlediği Milliyetçi Halk partisinin açıklamaları
artık göçmen be danimarka ve kültürler arası
üçürümlara zemin hazırladı.Bundan çok
hoşnut olan Halk partisi sırf oy kazanmak için artık
kendisine bir rantı kapısı bulmuş ve göçmenlerin
sıradan bir olayı ertesi günü eline sancak yapıp basın
açıklaması yapacak kadar gözü pekleşti.Bunu
yapmakla Danimarkadaki halklar arasındaki doğal denge ve
demokrasinin altına resmen dinamit yerleştiriyor hale geldi.Ortaya
iki karşıt denge oluşumuna imkan sunduğu çıkmaktadır.
Bu fırsatları
kaçırmayan değişik dini grupları özelikle Danimarkada
doğma gençlere ulaşmak için kulanılan enbüyük
malzeme olarak görülmektedir.Görünen o ki
entegrasiyon için ayrılan yılık milyonlarca para Milliyetçi
partinin bir iki açıklamasıyla havaya uçmaktadır.Danimarka
Halk Partisinin lideri Pia Kjaersgaard’in her açıklaması
dini grupların için ertesi gün gençlere nasıl
bir şekilde birer strateji olarak kulanılırız diye
değerlendirilmektedir.Çünkü Danimarkada doğma
gençler sadece Danimarkaca basının nedediğini iyice takib
etiğini iyibilirler.Buşekilde üzerlerine gidiliyor.konuşma
argumanları(Demokrasinin iyi olmadığı ve bakın işte demokrasi
dediğiniz bir parti başkanın sizin için ne açıklmalar
yaptığınızı sizde şahit olduğunuz bakın işte diyerek)
kafaları karıştırılıyor.
Danimarka
milliyetçi partisi göçmenler üzerinde
edindiği rantçi bakışında bir oy toplama malzemesi
anlayışı hakim oluyor.Güngeçtikçe radikal dinci
grupların ortaya çıkmasında birinci zemini siyasilerinde
büyük zemin olduğu ve oluşturmaktadırlar.Bu yaklaşımlar
ilerde bir Fıransa’da yaşanan durumuna gitme tehlikesi
yaratabilir.Tek önlem şimdiden sosyal ve yabancı kanunların
tekrar eski konuma getirilmesi gerekiyor.Gençliğe yünelik
demokrasi eğitimi ve sosyal hakların geliştirimesi gerekiyor.
Siyasi
ratnçılığın ortaya çıkardıkları eserler
2001 yılında
11 Eylülün ardından Danimarka’da göçmenlere
yönelik olarak başlayan sataşma, alay ve tacizler şiddete
dönüşmeye başladı. Kopenhag'da bir kürde ait bir
restorana yangın bombası atıldı.Kopenhag’da bundan iki hafta
önce tehdit mektupları alan işyerlerinden biri Cuma gecesi
bombalı saldırıya uğradı.
Danimarka’nın
başkenti Kopenhag’ın Valby semtinde Kürtlere ait bir işyeri
molotov kokteyli atılarak tahrip edildi. Valby semtinde bulunan
Napoli Pizzeria adlı restoran Cuma gecesi geç saatlerde
atılan bir molotov kokteylinin patlamaya neden olması ile tamamen
tahrip oldu. Restorant önünde park etmiş durumda bulunan
araçların da zarar gördüğü patlama esnasında
çevredeki binaların da camları kırıldı. Restoratın
bombalı saldırı esnasında kapalı olması daha büyük
bir faciayı engelledi.
Bundan iki hafta
önce aynı bölgede göçmenlere ait işyerlerinin
kapılarından atılan mektuplarda dükkan sahiplerinin
Danimarka’yı terketmeleri istenmiş, terketmemeleri durumunda
işyerlerinin yakılacağı, kendilerinin öldürüleceği
tehdidinde bulunulmuştu. Genelde bazı örnek konuları
Almanyadan esinlenen milliyetci düşüncelerin nekadar
zararlı olduğu herkes tarafından bilinir örneğin Demokrasi
ve insani değerlerin gelişitirme çalışmalara destek veren
gruplara daha çok destek sunulması gerekir.Şöyleki
barış ve demokrasiden bahseden hiçbir grup ve düşünceden
zarar gelmez.Düzen ve insani değerlerin yükselmesi için
ve demokrasiye inanan ve kendisine sancak yapan tüm kurum
kuruluşlara güç verilmesi gerkir.Aksi taktirde
Demokrasiye inan Ortadoğulu örgütlerin zayıf düşmesi
tersine ilkel düşüncelerin çoğlaması insanlığı
karanlık günlere götürür.
“Bu araştirma
yazisini benle paylaştiği için,değerli“Mehmet
Şeker“arkadaşima şukranlarimi iletiyorum“
Kaynakca - www.vegernu.com
Bir
dahaki yazi dizimiz´de buluşmak
dileğiyle,hepinize
en icten selamlarimla.
Ömer
YÜCE
E-mail-yucezagros@hotmail.com
|