|
Özgürlük mücadelemiz Rêber Apo’ya karşı gerçekleştirilen uluslar arası komplo ile stratejik bir değişim sürecine girmiştir. Rêber Apo’nun komployu boşa çıkarma ve aynı zamanda gerilla gücünü netleştirip barış sürecine hazırlamak için gerillayı sınırların dışına çekmiş, tek taraflı olarak bir ateşkes ilanına gitmiştir. Bu tek taraflı ateşkes Haziran 2004 sürecine kadar devam etmiştir. Sorunun demokratik bir yolla çözümü ve Kürt tarafının barıştaki samimiyetini beyan etmek için dağ ve Avrupa’dan iki barış grubu gönderilmiştir. Bu heder olan yıllar içerisinde Kürt tarafı barıştan, kardeşlikten ortak vatandan, sorunun kansız ve demokratik bir yola çözümünden yana olduğunu her fırsatta dile getirmiş, söylemlerine uygun bir pratik sergilemiştir.
Ne yazık ki inkar ve imha üzerine kurulu Türkiye Cumhuriyeti bu gerçekliği görmeyerek eskide ısrar etmiş ve tek dil, tek bayrak, tek vatan siyaseti ile sorunu kendi tarafınca görmezlikten gelmiştir. Kürt halkının 3 Kasım 2002 seçimlerinde iktidara gelen AKP hükümetinden Kürt sorununun çözümü noktasında bir beklentisi olmuş, fakat mentalitedeki inkar ve imha yaklaşımından dolayı bu güven suistimal edilmiştir. Erdoğan’a bu noktada güvenen Kürt halkı mevcut durumda güvenini kaybetmiştir. Bu süreç içerisinde savaşın tırmanmaması, şiddet ortamının tırmandırılmaması için fedakarlık yapan yine Kürt tarafı olmuştur.
Takke düştü kel göründü
İnkar sisteminin kırılması için fedakarlık yapması kaçınılmazdır ama bu, Kürt tarafının mücadele etmeyeceği anlamına gelmez. Türkiye’deki durum gelişimin tersine bir seyir izlemiştir. Hak ihlaleri başını almış gidiyor, faili meçhul cinayetler, köy boşaltmalar devam etmiş, düşünce özgürlüğü yine yargılanmış, meşru savunma konumunda olan gerillaya karşı askeri operasyonlar devam etmiş, operasyonlarda ele geçirilen Kürt gerillalarının vucütları üzerinde tam bir vahşet uygulanmıştır. Tüm bu imha amaçlı yönelimlere karşı 2004 Haziranı’nda başlatılan meşru savunma savaşı ile yeni bir döneme giriş yapılmıştır.
Meşru savunma savaşımı ile türk ordusu çok ciddi kayıplar vermeye başlamıştır. “Bittiler, dağıldılar, kalmadılar, savaşamazlar" gibi derin devletin derin medyasının sarf ettiği bütün tezleri çürütüldü.
Geçen süreci kısa bir film şeridi gibi gözönüne alırsak bugün gelinen aşamada bu sorun inkar edilemez ve ciddi bir yaklaşım gerektirmektedir.
İşsizlik, yoksulluk, sağlık, eğitim vs. bütün sorunların ana-anahtar kaynağı Kürt sorunu olduğunu bütün dünya biliyor artık. Ve Ortadoğu sorunlarının başında gelmektedir. Bu sorun çözülmeden Türkiye refaha kavuşmayacaktır hiçbir zaman. Bu sorun çözülmeden yargısız infazlar, katliamlar, tecavüzler, cezaevi boylarında, sokaklarda dizboyu işkenceler bitmeyecektir.
Geçmişte sorunu Kürt bölgeleriyle sınırlı tutan derin devlet bugün bunu da yapamıyor artık, çünkü takke düştü kel göründü... Ve şimdi ise sorun dalga dalga Türkiye’nin her karışına yayılıyor.
“Yağmur eken fırtına biçer” diye bir söz var, tam da Türkiye yönetim gerçekliğini anlatıyor. Oysa Kürt eski Kürt değildir, neyin ne olduğunu bilen, gören ve ona göre hareket edendir.
Tek çözüm yöntemi tarafların bir araya gelip sorunu demokratik bir yolla çözmesi gerekiyor. Ama, yok, bunun yerine sorunun ismini “terör sorunu” diye adlandırmak ve Türkleştirmeyi dayatmak sorunu daha da kangrenleştirmekten öteye bir yere götürmez.
Yapılması gereken bir araya gelip savaşta ısrar eden kesimlere karşı mücadele etmektir. Aksi taktirde yarın savaşın tekrardan başlamasıyla daha büyük felaketlerin bizi beklediğini görmek gerekiyor. Filistin-İsrail’i geçebilecek bir potansiyeli taşıyor türk-kürt karşıtlığı. Bu halkın en doğal hakkı olan anadilini yasaklarsan, çocuklarının, şehirlerinin isimlerini değiştirirsen, bu halkı başkalaştırıp onursuzlaştırmak istersen işte bu noktada dur der bu halkın gençliği...
Türkiye'yi cehenneme çevirebilecek bir gençlik potansiyeli ile karşı karşıyayız
PKK ile kendi farkına varan, kendi hakkı için mücadele eden bir gençlik kesimi var şimdi. Barış sürecinin gelişimi için bütün dinamizmi ile seferber olan ama inkar-imha yönelimleri karşısında da Türkiye’yi cehenneme çevirebilecek bir gençlik potansiyeli ile karşı karşıyayız.
Uluslar arası komplo dönemini unutmayalım; yüzlerce Kürt genci kendini cayır cayır yakmadı mı…? Onlarcası bombalar ile düşmanını inflak etmedi mi?
Binlercesi intikam için yönünü dağlara vermedi mi? Bunları unutmak gaflettir, delalettir ve hakikata ihanettir. Tekrar belirtmek gerekiyor ki, sorunun çözümü herşeyden önce bu halkın dilini, kültürünü, kimliğinin tanınmasından, kabul görmesinden ve anayasal güvenceye kavuşturulmasından geçiyor. Tek vatan, tek dil, tek ırk, tek bayrak demogojisi geçerliliğini kaybetmiştir mevcut durumda. Bu sorun mevcut durumda çözüm aşamasına gelmiştir. Bunun en büyük adımını da Rêber APO’nun çağrısı ile KKK’nin başlatmış olduğu ateşkes sürecidir. Unutulmamalıdır ki, hiçbir savaş, hiçbir karşıtlık, hiçbir zıtlık ebedi değildir, nasıl ki karşıtlar gün gelir ortaklaşırsa, savaş kendisi de barışla sonuçlanacaktır muhakkak. Bırak kardeşim türkiye hepimize yeter. Bir insan anadili ile konuştu mu bu kimseye zarar vermez, bu kimseyi bölmez Sen illa da bölücüsün dersen ben de madem ben bölücüyüm, o zaman böleyim bari derim.
Yani bu ateşkes sürecine ciddi yaklaşmak gerekir. Bu ateşkes önceki ilan edilen dört ateşkes gibi sabote ve provoke edilmemelidir. Bu belki de son şanstır barışa ulaşmak için. Rêber Apo uyarıyor; “Bundan sonra bir şey yapamayacağını, bu sürecin iyi değerlendirilmesi gerektiğini. Yani sen askeri operasyonlarla ateşkes konumunda olan gerilla gücüne silah ile karşılık verirsen gerilla da kendini savunmanın gereği sana en büyük darbeyi vurmanın arayışı içine girecektir. Kürt tarafı yaşanan bu savaş sürecinde her iki tarafın işlediği suçları ayrıştırmak için ‘Hakikatleri Arastirma Komisyonu’nun kurulmasından yana. Evet hodri meydan! Savaş bilançosunun açığa çıkmasıyla beraber türkiye devletinin yaptıklarından dolayı ‘azılı terörist’ olduğu açığa çıkacağından dolayı uzlaşma sürecinden uzak durmaktadır.
Kendimizi savunacak alanlarımız çoktur
Kürt gençliği olarak bedeli ağır kanlı savaşın sona ermesi için Önderliğimizin yaptığı çağrılara koşulsuz uyuyor ve pratikçisi olmaya çalışıyoruz. Kim ki bu süreçle oynamaya kalkışırsa, provoke etmeye çalışırsa, ölümüne bağlandığımız Önderliğimiz başta olmak üzere değerlerimize en küçük bir zararı vermeye kalkışırsa karşısında yüreği barış için çarpan ama öfkesi gün be gün artan Kürt gençliğini bulacaktır.
Üzerimize kötü niyetle gelinirse bizim de doğal olarak meşru savunma hakkımız doğar. Ve herkes bilsin ki, kendimizi savunacak alanlarımız da çoktur bizim. Gerektiğinde en amansız direniş ve mücadeleyi de vermesini biliriz elbet. Kürt gençliği hareketimizin inşaa ettiği onurlu yaşamdan asla taviz vermeyecektir. Kürt gençliğinin Mazlum’larin, Hayri’lerin, Kemallerin, Zilan’ların, Nurhak’larin, Siyar’larin Viyan’ların ve nicelerinin onurlu direniş mücadelesini gözümüzü kırpmadan ve hiçbir teredüte yer vermeden sürdüreceğini dost düşman herkes iyi bilmelidir.
Bütün mücadele süreci boyunca iradi bir duruşu sergileyen kürt gençliği başlatılan ateşkes sürecinde de rolünü oynamalı, bir dakikasını bile boşa harcamamalıdır. Unutmayalım ki, her geçen dakika daha fazla kaybı ve ölümü beraberinde getirecektir. Nasıl ki bu mücadeleyi gençlik başlattıysa, zaferle taçlanmasını da sağlayacak olan gençlik olmalıdır. Çünkü bütün savaş süreçlerinde yitirilen, acı çeken, sakat kalan gençlik oluyor her zaman.
Gençliğin bu noktada görev ve sorumlulukları herkesten daha ağırdır. Kürt gençliği olarak içerisinde olduğumuz hazine değerindeki ateşkes sürecinin barışla sonuçlanması için bütün dinamizm ve gücüyle seferber olacağımızı, akan kanın durması için bütün enerji ve çabamızı harcayacağımızı belirtebiliriz. Bu süreçte rehavete kapılmak ölümdür.
Bu süreçte kesinlikle pasif bir katılım değil, en üstün çabanın verilmesi, dinamik bir katılımın sağlanması gereken ve gençliğin yönünü dağlara vermesi gereken bir süreçtir. Dağ zemini bazılarının yaklaştığı gibi sırf savaşın sürdürüldüğü bir zemin değildir. Mücadelenin sosyal, siyasal, kültürel, ekolojik her yönlü geliştirileceği, yaşanan sorunlara çözüm arayışlarının derinleştirileceği bir zemindir de aynı zamanda. Herşeyden önce zamanın daha derin aktığı, yaşamın anlam kazandığı özgürlüğün adıdır dağlar. Bundan dolayıdır ki, yüreğimizin kıblesidir dağlar ve öyle kalacaktır daima.
Hayri Çewlik |