|
‘Kötümserlik yarasaya benzer. Tıpkı onun gibi, güneş kaybolduğu zaman ortaya çıkar.‘ (Francis Bacon)
Nihilizm nedir? Neden ve nasıl ortaya çıkar? Nihilizmi doğuran toplumsal koşullar nedir? Önce şu saptamayı yapalım. Kötümserlik ile nihilizm arasında bir ilişki vardır. Kötümserlik, nihilizmin ön aşamasıdır. Kötümserliği sonuna kadar götürdüğünüzde nihilizme ulaşırsınız. Bir başka deyişle, nihilizm, teorik düzeye yükseltilmiş kötümserliktir. Nihilizm, kötüyü, acıyı genelleştirir, idealize eder. İdealize edilmiş acı ve kötülükten kurtulmanın mümkün olmadığını ileri sürer.
Peki ama kötümserlik nereden gelir? Kötümserliğin nedeni nedir? Kötümserliğin kaynağı, kötülükler (yaşamın ağır sorunları) ve sorunlar karşısındaki çaresizlik-acizliktir. Demek ki, nihilizm için iki koşulun bir araya gelmesi gerekir: Kötülükler ve Çaresizlik.
İnsanlar yaşamın sorunlarıyla, karşı karşıya kaldıklarında sığınacak ideali, ütopyası ve dini inancı yoksa, kötümserliğe eğilim gösterirler. Kapitalizm, bencilliği egemen kılar. İnsanların ideallerini, ütopyalarını ve dinsel inançları aşındırır. İdeallerin, inançlarını yitiren insan, yaşam karşısında kendini yapayalnız ve çaresiz hisseder. Tanrıya inancını yitirdiğinden, sığınacak Tanrı’sı da yoktur.
Kötümserlik, yaşamdaki kötülüklere teslim olmak demektir. Kötümserlik, kötülüğün, iyiliğe egemen olduğunu düşünen ruhsal bir durumdur. Kötümserlere göre, yaşam, bize sevinç ve haz sunan bir olumlu bir varoluş değil, olumsuzluklar içeren varoluştur. Bir başka deyişle, yaşam bize mutluluk veren bir hediye değil, acılar veren bir işkencehanedir. Yaşam, kötülerin egemen olduğu bir cehennemdir. Bu yaşamda, acı, sevinçten, kötü iyiden daha fazladır. İnsanların büyük çoğunluğunun yaşamı boş ve anlamsızdır. Var olmak, acı çekmek demektir. Kötülükler, toplumsal değil, insanın varoluşundan kaynaklanır.
Yaşam, kıtlık ve yoksulluktan kaynaklanan bir acı, durup dinlenemeden sürüp giden bir çaba, sonsuz ve yararsız bir mücadeledir. Acıları ortadan kaldırmak mümkün değildir. Çünkü kötümser felsefeye göre, acılar ve ızdıraplar, toplumun yetersizliğinden değil, insanların ihtirasından kaynaklanır. Üstelik acıları ortadan kaldırma yolundaki bitip tükenmeyen çabalar, bu acıların şekil değiştirmesinden başka işe yaramaz. Acılar sürekli devam ederler.
Yaşadıkları acılardan ders alan insan, hayal kırıklığı yaşamamak için, artık mutluluk ve zevkin peşine düşmez. Daha çok acı ve ısdıraplarını dindirmenin yolunu arar. Mutsuz olmamak için mutlu olmayı aramaktan vezgeçer. Kötümserler göre, kaderimiz, ızdıraplara ve kötülüğe mahkum edilmiştir. Bizi ‘mutlu son’a götürecek hiçbir yol yoktur. Bu dünyada mutluluk ve zevk çölde serap görmeye benzer. Kötü kaderimizin, herşeyimiz üzerinde hak sahibi olmuştur. Kötümser filozoflar, dünyada iyinin mi kötünün mü daha çok olduğu sorununu tartışmayı anlamsız bulurlar. Çünkü kötülüklerin, iyilik sayesinde yok edilemeyeceğine inanırlar. Akla dayanarak, iyinin yaşamda egemen olamayacağını savunurlar. Çünkü aklın değil, ihtirasların ve iradenin yaşamı yönlendirdiğini ileri sürerler.
Kötümserler, dünyada, kötülerin hep egemen olduğunu ve olacağını savunurlar. Yaşamda, esas olarak acıları, ızdırapları, zorlukları görürler. Tüm acı ve ızdırapların sonsuz ve ebedi olduğunu düşünürler. Bu nedenle ölümü ve intiharı bir ‘çıkış yolu’(!) olarak zannederler. ‘Izdırap, bütün hayatın aslıdır..içgüdü insanları çoğalmaya zorlar, o da ızdırap ve ölüm için yeni fırsattır. Fenalık tamir edilemez, alen ve zahmetler ebedidir. Ancak ölenler için nisbi bir kurtuluş vardır.’ (Aktaran, Acar Sevim, Nihilizme Eleştirel Bir Bakış, s. 252) Thomas Bernhard, intiharın bir kurtuluş yolu olduğunu savunan bir roman yazarı. Eski Alman Devlet Başkanı Carstens, Bernhard’ı ‘günümüzün en büyük yazarı’ ilan etmişti. Bu olgu, Batı dünyasında, özellikle Almanya’da kötümser felsefelerin ne kadar derin kökler saldığını gösteren bir örnektir.
Kötümserlik, nihilizmin koşullarını hazırlamıştır. Nihilizmin kötümser filozoflar tarafından ileri sürülmesi tesadüfi değildir. İlk kötümser filozof Arthur Schopenhauer’dır. 1788-1860 yılları arasında yaşamış olan Alman filozofu Schopenhauer’a göre felsefenin en temel ilkesi, Us(Akıl) değil, iradedir. Böylece felsefenin merkezine, Aklı değil, İrade’yi yerleştirir. Akıl sorgulanmaya başlar ve ilk irrasyonal felsefenin temelleri Schopenhauer tarafından atılmış olur. İstenç ve Tasarım Olarak Dünya adlı yapıtı, yayınlandığı dönemde hiç ilgi görmez. Bu eser, kapitalizmin insanlara yaşattığı acılar nedeniyle daha sonraları kötümser entellektüeller arasında yankı bulur.
Schopenhauer’a göre, insanlar dünyaya fırlatılmışlardır. İnsanın en büyük suçu doğmuş olmasıdır! İnsan yaşamı, iradeden oluşur. Yaşam, iradeden ibaret olunca, bir ızdırap alemi olmaya mahkumdur. Çünkü irade ihtiras demektir. İhtiraslı insan ise, daha fazlasını ister. Oysa ihtiraslar sınırsız iken, onları tatmin etme araçları sınırlıdır. İhtiraslar insanları birbiriyle mücadeleye sokarlar. İnsanlar, ısınmak için kirpiler gibi bir araya toplanırlar. Fakat fazla yanaşırlarsa birbirlerini rahatsız ederler. İnsan ister evlensin, ister evlenmesin mutsuz olmaya mahkumdur. Çünkü ’yaşam, ızdırapla can sıkıntısı arasında gidip gelmek’ten ibarettir.
Nihilizm, Schopenhauer’dan etkilenen Nietzsche'nin eserlerindeki önemli temalardan biridir. Güç İstenci adlı yapıtının ilk kısmında Avrupa Nihilizmi’ni ele alır. Nietzsche, nihilizmi şöyle tanımlar: ‘Nihilizm, en yüksek değerlerin değersizleşmesidir.’ (Nietzsche, Güç İstenci, s. 23) Nietzsche’ye göre, nihilizm, psikolojik bir ruh hali olarak ortaya çıkmak zorundadır.
Ona göre psikolojik bir ruh hali olarak ortaya çıkan nihilizm, gücün uzun süre boşa harcanmasının sonucudur. ‘Nihilizm boşunalığın kahrıdır.’
Peki ama Batı’da şimdiye kadar yaygın olan üst değerler nedir? Nietzsche’ye göre, Batı’da yaygın olan iki değer vardır: ahlak ve din. Nietzsche, Sokrates sonrası Avrupa’da, akıl ve ahlaka dayanan bir felsefe gelişmiştir. Bunun sonucu olarak, insanın iç-güdüleri ve bilinç-altı yaşamı sürekli sürekli bastırılmıştır. Aklı rehber alan ahlaki değerler, diğer bütün değerler üzerine egemen kılınmak istenmiştir. Öyleki bu ahlaki değerler, sadece yaşamın rehberi ve yargıcı değil, aynı zamanda 1. bilginin, 2. sanatın, 3. devletin ve toplumun yaptıklarının da yol göstericisi ve yargıcı yapılmıştır. Nietzsche’ye göre, Avrupa’daki yozlaşmanın nedeni işte yaygın olan bu akla dayanan ‘ahlak anlayışıdır.’ Peki ahlak nedir? Ona göre, ‘ahlak, sürü bilincinin, felsefe ve dine aktarılmasıdır.’ (Nietzsche, Güç İstenci, s. 202) Nietzsche, şunu ileri sürer: Ahlaki değerler şunları gizler: 1. Sürü içgüdüsünü, güçlülere ve bağımsızlara karşı oluşunu 2. Acı çekenlerin, kusurlu ve yeteneksiz doğanların mutlu olanlara karşı hıncını, 3. Ortalama insanların istisnai üstün-insanlara karşı içgüdüsünü.
İşte Nietzsche’ye göre, akla ve bilgiye dayanan ahlaki değerlerin egemenliği, yozlaşmayı (dekadans) ortaya çıkarmıştır. Çünkü aklın egemenliği, içgüdüleri (ihtiras vb.) mahkum eder. Yaşama fren vurur. ‘Ahlaki değer yargıları, mahkum edişlerdir, olumsuzlamalardır. Ahlak, insan varlığına yönelik iradeden yüz çevirmedir.’(Nietzsche, Güç İstenci, s. 25)
İşte nihilizm, bu yozlaşmanın mantığı olarak ortaya çıkar. Nihilizmi, aktif ve pasif olarak ikiye ayırır. ‘İki tür nihilizm vardır: A. Ruhun yükseltilmiş olan kudretinin işareti olarak, Etkin Nihilizm; B. Çöküş olarak, ruhun kudretinin azalması olarak, Edilgen Nihilizm.’ (Nietzsche, Güç İstenci, s. 31) Nietzsche, aktif nihilizmden yana olduğunu ilan eder. Bu nedenle yozlaşmadan kurtulmanın yolu, ona göre hümanizm değil, militarizmdir. Kimileri Nietzsche’yi en iyi kültür ve insan filozofu olarak görmektedir. Gerçekte Nietzsche, Nazi Faşizminin,ideolojik temellerini hazırlamıştır. Üst-İnsan, Üstün-Irk’a dönüşmüştür.
Nihilizm’in çeşitli biçimleri vardır:
1- Felsefi nihilizm: Gerçekliği reddeden, dolayısıyla, her türlü bilgi olanağını yadsıyan eğilim.
2- Ahlaki nihilizm: Ahlak kurallarını ve değerlerini tanımayan görüş.
3- Siyasal nihilizm: Bu da ikiye ayrılıyor
a. Yeni bir toplum düzeni kurmak isteğiyle eski, yerleşik düzeni bütünüyle yadsıyan görüş. Ne var ki, bu yeni düzen, eski toplumu daha iyi koruyan bir düzendir.
b. Her türlü siyasal düzeni yadsıyan, toplumun birey üzerinde hiç bir baskısını kabul etmeyen görüş; bu biçimi anarşizm ve salt bireycilikle birleşir.
Sonuç olarak nihilistler, yaşamdaki tüm zorlukların, toplumsal koşullardan değil, insanın ihtiraslarından kaynaklandığını ileri sürerler. Böylesi nihilist bir görüşün iki sonucu vardır.
Birincisi, nihilizm, toplumsal kötülüklerin gerçek kaynağını gizler. Yoksulluk, işsizlik, eğitimsizlik vb. gibi sorunları, kapitalizmin yetersizlikleriyle değil, insanın ihtiraslarıyla izah eder; İkincisi, kötümserlik, toplumsal ve politik eylemliliği mahkum eder. Politik eylemsizliği meşrulaştırır. Eğer sorunların kaynağı kapitalizm değil, insan ihtirasları ise ve insan ihtirasları da değiştirilemez ise, elbette politik eylemliliğe gerek yoktur!
Politik eylemsizliği haklı göstermeye çalışan nihilizm, yıkıcı etkisini bilgi felsefesi alanında gösterir. ‘Hiç bir şey ve gerçek yoktur.’ ‘Hiç bir şey olmadığından, hiç bir şey bilemeyiz.’ ‘Bilseydik de gerçeği değiştiremeyiz!’ Nihilizm, sadece gerçeğin bilinemiyeceğini ileri sürmekle yetinmez. Aklı ve akla dayalı bilgiyi de sorgularlar. Sorgulamak zorundadırlar. Akıldışı ve irrasyonel felsefeye yönelenler genellikle nihilistler olması rastlantı değil.
Herşeyi reddeden nihilizmin, düzene karşı olduğu iddiasi doğru değildir. Herşeyi insanın ihtiraslarıyla izah eden bir düşüncenin, mevcut düzene karşı olduğunu iddia etmesi, kendisiyle çelişmesi demektir. Çünkü sorunlar toplumdan değil, insanın varoluşundan kaynaklanır. Dolayısıyla her şeye, tüm değerler karşı olduğunu iddia eden nihilist, lafta düzen karşıtı, esas olarak düzenin savunucusu, inançlarını yitirmiş bir muhafazakardır.
Yener ORKUNOĞLU E-Mail: y.orkunoglu@gmx.net
|