İnsan bazen tarihin belli bir kesitinde yaşanılanları kabullenmek istemez, zamanı o anda durdurmak, gidişatın sonucunu değiştirmek ister. Bu kabullenmeme durumu, bireyin tarihe karşı isyanını ifade ederken, zamana karşı çaresizliğinin de ispatıdır. Ama zamanın acımasız akışı ve hafızanın yinelenen işkencesi, tarihin belli bir kesitinden ayıklamak istediğimiz an’ı süreklileştirir, ilk andaki duygusal savruluşunu diri tutmasını sağlar. Çaresizce o an’a doğru yol alırsınız. Tıpkı Kürt Halkı’nın belleğine kazınan ve bundan sonraki yaşamının karanlık bir parçası olacak 16 Şubat günü gibi. 16 Şubat Kürt Halkı için sıradan bir gün değildir artık. Bu tarih halkımızın yüreğinin derinliklerine saplanmış paslı bir hançer; anaların, dengbéjlerin dillerinden düşmeyecek feryat; sürekli kanayan bir yaranın sızısıdır.
Aslında yaşadığımız her gün, bazı toplumlar, gruplar veya bireyler için unutamadıkları, kendilerinden bir parça yitirdikleri yaşanmışlıkların yıl dönümüdür. Biz fark etmesek de birileri eksilmiştir, dağılmıştır, çökmüştür, acıları yinelenmiştir, özlemleri depreşmiştir o gün. 10 Aralık günü de ailesi için, çavreşin yoldaşları için, kadirşinas dostları için kabullenilmeyen, bir kabus olarak bilinmek istenen ama çaresizlikten sadece derinden iç çekmelerle karşılanan bir gün oluyor. 10 Aralık 2005, çavreşimizin, delalimizin, Lice’in aydınlık yüzünün, onurlu, cesaretli, fedakar, emekçi, yiğit evladının tarihin onurlu sayfalarına adını yazdırdığı gün oluyor. Tıpkı öncüleri gibi o da hesapsız, kitapsız, çıkarsız düşüncelerle, insanlığın aydın geleceği için güneşin ilk önce aydınlattığı Zağrosların zirvesinde soluk aldı, inancıyla, kendisi gibi soylu inananlarla bütünleşti.
Hep merak ederdim: İnsan özgür olmayı hep ister de, peki onu elde etmek için nelerden vazgeçebilir? Yaşamın küçük kırıntılarına tutunanların özgürlük istenci, ne denli gerçekleşebilir ve erdemli olabilir ki! İçinde bulunulan sisteme can damarlarıyla bağlı iken ve hergün binbir çabayla onun ömrünü uzatmak için çaba sarf ederken, o sisteme karşıt olma üzerine kurulu “özgürlük düşü” kendini aldatmanın ötesine geçebilir mi? Benzer sorularla kendimi ve çevremi sınıyorum. Sonra yüzümü dağların zirvelerine çeviriyorum, güneşin parlaklığına, her şeyi aydınlatıp neyin ne olduğu gerçeğini gözler önüne seren yaşamınıza… Benim kişiliğinizden, ideallerinizden, fedakarlığınızdan anladığım bir cümle varsa, o da: Asıl anlam insan değil, ÖZGÜRLÜKTÜR! Özgürlüğü olmayan insan anlamsız insandır. Ve anladım ki özgürlük, “kendini bilenlerin” erdemliliğidir.
Sadece arzulamanın yetmediği, en yüce değerlerin, en çetin mücadeleler ve fedakarlıklar sonucunda elde edildiğini sizlerin yaşamından öğrendik. Ne hizbi-kontra saldırısı seni sindirebilmişti, ne Newroz serhıldanında yaralanman senin alanlarda en öne geçmeni engelleyebildi, ne günlerce maruz kaldığın işkenceler dilinden inançlarına karşıt tek bir cümle duyabildi. Artık Özgürlüğe en yakın mekanların dışında hiçbir şey tatmin etmiyordu seni. İnsanların özgür geleceği umuduyla doluyken yüreğin okuduğun G.Antep Üniversitesi’ndeki anti bilimsel, sistem yardakçısı eğitim mi seni tatmin edecekti yoksa bilimsel öğrenimle donanmak için gittiğin Moskova Üniversitesi mi? Hayır! Ne buradaki eğitimin ne de Moskova’dakinin senin zihnindeki kadar kapsayıcı olduğunu gördün. Onun için ki insanlık aleminin “insan” olduğu ana topraklara, zirvelere doğru yol aldın. Zağrosların zirvesinde soluduğun(uz) temiz hava bol oksijenden değil, özgürlüktendi ve bunu herkesten daha iyi sen(siz) biliyordun(uz).
Seni katledenler, kutsal bedenine ulaşmamızı engelleseler de sizin için Amed’in, Dersim’in, Mahabad’ın, Hewlér’in, Sılémaniye’nin, Qamişlo’nun, hiçbir farkı yoktur. Bunu ispatladınız. Kanınızın aktığı her parça atalarımızın direnişinin olduğu, onların soylu duruşu ve boyun eğmezliklerinin olduğu kutsal topraklardır.
Şimdi tüm onurlu, özgür candan siperdaşlarına, her biri tarihe değer yoldaşlarına bizden sonsuz bağlılık ilet REMZİ ENGİN’im.
Bugün senin günündür, bugün akıntıya karşı bir çiçek olarak dimdik durduğun gündür ve o güzel kokun(uz) hayatın ruhudur. O ruh özgürlüktür.
**** Remzi Engin(Savaş KARAKOYUN -06.09.1982 Lice/ AMED), 10 Aralık 2005 tarihinde İran güçleri ile Doğu Kürdistan’ın Baladize mıntıkasında girdiği çatışmada kahramanca direnerek şahadete ulaştı.
|
|