|
Bugün devrimcileri ve onların bir parçası olan beni, aldığınız emirlere uygun olarak yargılayabilir ve ölüm cezası verebilirsiniz. Fakat bu ilelebet sürmeyecektir. Bir gün mutlaka sizin yerinizde halkımız olacak, sizi ve koruduğunuz düzeni yargılayacak ve doğru kararı verecektir” demektedir.
Erdal EREN
Öyle sarsıldım ve üşüdüm ki, sanki birden vücudumu bir soğuk rüzgar sardı. Yüreğime bir ateş bırakıp usulca giden bir rüzgar. Aslında ben bu rüzgarı tanıyordum. Zaten şaşkın değildim; 7 yaşına henüz girmiş Enes ATA’nın Diyarbakır’da katledilişinin üstünden daha bir yıl geçmedi çünkü. Ama 80’li yıllarda idam edilen 17 yaşındaki Erdal EREN’in idam edilişinin yıl dönümünde yapılan anmayı haberleri okurken öğrendim ve 7 yaşından 17 yaşına katliamların zihniyetinin dehşetini bir kez daha yaşadım ve sarsıldım. Sonra araştırmaya başladım:
Erdal EREN…
25 Eylül 1961’de Giresun’a bağlı Şebinkarahisar’da doğdu. Erdal’ın babası o tarihlerde Giresun’un bir dağ köyünde öğretmendir. Doğduğunda okulların açılması ve ulaşım güçlüğü nedeniyle nüfusa yazdırılmayan Erdal, daha sonradan kimlik çıkartıldığında ise okula erken başlaması için bir yıl büyük yazdırılır. Daha sonra, 1970’li yıllarda ailesiyle birlikte Ankara’ya yerleşen Erdal, Ankara Yapı Meslek Lisesi’nde okumaya başlar ve burada devrimci mücadeleyle tanışır. ANOD (Ankara Ortaöğretimliler Derneği) içerisinde ve GBK (Geleceği Birlikte Kurtaralım) içinde yer alır.
Doğum ve ölüm tarihleri arasındaki o minik zaman dilimlerine sığmış ömürlerin, böyle kısa özgeçmişlerini ne çok okuduğumu anımsadım şimdi. Ve okuyamadıklarımı… Erdal’ın idam edildiğini bugün gazeteden öğrendim. Ya öğrenemediklerim? Bir kurmacaydı sanki her şey, ölmek ve öldürmek insanların mantığında yer bulabilmişti. Öyle ki özünde daha iyi ve güzel yaşamın garantisi olan hukuksuzluğun yargıçları, tarih mahkemesinden habersiz, on yedi yaşındaki Erdal’ı idama götürmek için kırk takla attılar. Çünkü devran onlarındı. Dilleri dönmeyince katledip “bu size ders olsun” diyorlardı. Notlarını tarih verecekti elbet: Utancın hilkat garibeleri.
30 Ocak 1980’de Sinan Suner isimli devrimci bir genç yazılama yaparken MHP’li bir bakanın koruması olan Süleyman Ezendemir adında bir faşistçe önce ölesiye dövülüyor, Ankara sokaklarında gezdiriliyor ve kurşunlanarak öldürüldükten sonra hastanenin önüne bırakılıyor. Bu olaydan sonra bir protesto gösterisinde bir asker ölüyor ve protestoda yirmi dört kişiyle birlikte yakalanan Erdal, erin ölümünün faili olarak lanse ediliyor. 2 Şubat’ta gözaltına alınan EREN, 19 mart 1980’de idama mahkum edilerek tarihinin en hızlı davarlarından birine imza atılıyor.
Eski DGM’lerde, şimdilerde Ağır Ceza Mahkemelerinde bu şekilde sonuçlandırılan yığınca dava var. Güncel olması bakımından, Ülkede Özgür Gündem gazetesince fotoğraflarla belgelendirilen Abbas Emani’nin yargısız infaz edilmesi ile ilgili davadan takipsizlik kararı çıktığı bunlardan sadece bir örnek. Ama bu davada karar bozuldu; ve yargı süreci devam ediyor. Ya devam etmeyen davaların yüzlercesi, hatta binlercesi? İşte cuntacıların en temel hak ve özgürlüklerin bile çiğnendiği ve sözüm ona hukuki sürecin işletildiği kararlar: Takipsizlik kararları. Çirkinlik bununla da bitmiyor tabi.
13 aralık 1980'de, Ankara Merkez Cezaevinde gerçekleştirilen infazın ardından, pankart asarak idama tepkisini dile getirmek isteyen Ercan Koca gözaltına alınıyor ve iki gün boyunca gördüğü yoğun işkence sonucu yaşamını yitiriyor.
Tarih ne çok tekerrür ediyor benim ülkemde. Daha bu yılın bahar aylarında yaşanan olayları anımsayın. On dört gerilla kimyasal silahlarla katledilmiş ve bu olayı protesto eden yüzlerce kişi gözaltına alınmış, kimisi olay yerlerinde polis kurşunuyla katledilmişti. Bunlardan biri yedi yaşındaki Enes ATA’ydı. Bir utancın yüz yıl atlaması ve hala yüz karası olması bu olmalıydı: Önce Erdal’ın idam fermanı verildi, sonra Enes’lerin,bir yüz yıldan sonrakine…
Erdal idam edildiğinde on yedi yaşındaydı. Çarçabuk yaşını büyütüp idama götürdüler. Çünkü emir büyük yerden verilmişti. Ölüm onun için zor değildi artık; asıl yaşamak zordu o vahşette. O dönem, başta Diyarbakır, cezaevlerinde vahşetin ne derece tırmandırıldığı, insanlık onurunun çatırdadığı, bir o kadarda çetin direnişlerin yaşandığı ateşten günler yaşanıyordu. Biz bu günleri bir nebze de olsa Diyarbakır eylemlerinde gördük. Bir haftada yüzlerce insan gözaltına alındı, tutuklandı, çoğu çocuk on insan öldürüldü.
Erdal, ailesine yazdığı mektupta o günlerini şöyle anlatıyor: O kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki, bugünlerde yaşamak bir işkence haline geldi. İşte bu durumda ölüm korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluş haline geldi. Böyle bir durumda insanın intihar ederek yaşamına son vermesi işten bile değildir. Ancak ben bu durumda irademi kullanarak, ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm. Hem de ileride bir gün öldürüleceğimi bile bile. Sizlere bunları anlatmamın nedeni yaşamaktan bıktığım yada meselenin önemini, ciddiyetini kavramadığım gibi yanlış bir düşünceye kapılmamanız içindir. Bütün bu yapılanlar,başımdan geçenler, kinimi binlerce kez daha arttırdı ve mücadele azmimi körükledi. Halka ve devrime olan inancımı yok edemedi. Mücadeleyi sonuna kadar, en iyi bir şekilde yürütmek ve yükseltmekten başka amacım yoktur.
Avukat Nihat Toktay idam gecesi saat gece üç sularında çağrılır ve infaz gerçekleştirilir. Hayatının kuşkusuz en korkunç ve unutulamayacak yarasını alan Toktay ağlayarak Erdal’ın son gecesini şöyle anlatıyor:”O zamanlar ben genç bir adamdım. Saçlarım o gece ağardı. Erdal henüz bir delikanlıydı, bıyıkları bile terlememişti. Odaya vakur bir şekilde girdi. Bir yetişkin kadar soğuk kanlıydı.” Ve urgan geçirildi boynuna Erdal’ın. Ve Erdal “Faşizme ölüm” sloganıyla tabureyi tekmeledi. Böylece idam zincirinin en taze ve yılmaz halkası 13 Aralık 1980 yılında eklenir: Erdal EREN!
Erdal’ı araştırırken güzel bir söze rastladım:”Erdal Eren 17 yaşında idam edildi. Kenan Evren doksan yaşında ve yalısında resim yapıyor. İnsan bazen sayılara tahammül edemiyor.” Bazen sigara içme yaşı, uyuşturucu kullanma yaşı, cinayet işleme yaşı “şu yaşa indi” şeklinde haberler izliyoruz. Ama hiç işkence görme yaşından bahsedilmiyor; ama biliyorum ki son Diyarbakır eylemlerinde gözaltına alınan yüzlerce çocuk işkence gördü, dayak yedi. Ve Batman’da polis kurşunu bir bebeği isabet aldı. Daha üç yaşında bir bebek…
Erdal EREN’i şahadetinin 26. yılında saygıyla anıyorum. |